11 Ocak 2019 04:40

Kürt sorununun görülmeyen yüzü: Yoksulluk!

Paylaş

Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan iki kamuoyu araştırması, Kürt sorununun görülmeyen/görülmek istenmeyen yüzünü bir kez daha çarpıcı bir şekilde gösterdi: Kürt coğrafyasının aynı zamanda bu ülkenin yoksulluk coğrafyası olduğu gerçeğini!

Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Merkezinin 16 Kürt ilinde ve Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezinin 4 büyük şehirde (Diyarbakır, Van, Urfa ve Mardin) yaptığı saha araştırmaları, ekonomik krizle birlikte Kürt coğrafyasında yoksulluğun ne kadar ciddi boyutlara vardığını ve dolayısıyla halkın ekonomik-sosyal talep ve ihtiyaçlarının artık Kürt sorununun göz ardı edilemeyecek bir boyutunu teşkil ettiğini ortaya koyuyor.

Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin (SAMER) 2-6 Kasım 2018 tarihleri arasında 16 Kürt ilinde yaptığı araştırmada “Sizce Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?” sorusuna, katılımcıların yüzde 46.3’ü “ekonomi ve işsizlik”, yüzde 16.4’ü “Kürt sorunu”, yüzde 10.4’ü “demokrasi”, yüzde 10.3’ü “çatışma ve şiddet ortamı” yanıtını veriyor. SAMER Koordinatörü Yüksel Genç, kendisiyle yaptığımız bir sohbette Kürt illerinde yapılan bir saha araştırmasında ilk kez ekonomi ve işsizliğin Kürt sorununun önüne geçtiğini gördüklerini söylüyor ve bunda ekonomik krizin de belirleyici bir etkisi olduğuna dikkat çekiyordu. Burada elbette SAMER’in sorusuna verilen yanıtta “Kürt sorunu”, “demokrasi” ve “çatışma ortamı” yanıtlarının aslında iç içe geçmiş tek bir sorun olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.

SAMER’in araştırmasından sonra basına yansıyan diğer bir önemli araştırma da Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezinin 20-23 Aralık 2018 tarihleri arasında Diyarbakır, Van, Urfa ve Mardin’de yaptığı saha araştırması. Bu araştırmaya katılanların da yüzde 93.9’u ekonomik krizin günlük yaşamlarını ciddi biçimde etkilediğini belirtiyor. Katılımcıların yüzde 72.2’si “Temel gıda malzemelerini almakta zorlandığını”, yüzde 83.9’u “Giyim ihtiyaçlarını karşılamakta” zorlandığını, yüzde 84.1’i “Faturalarını ödemekte” zorlandığını, yüzde 56.8’i “Çocukların okul masraflarını karşılamakta” zorlandığını, yüzde 55.8’i “Kira ödemekte” zorlandığını ve yüzde 48.8’i ise “Sağlık hizmetlerine erişmekte” zorlandığını belirtiyor. Yine “Son bir yılda hanenizde işsiz kalan oldu mu?” sorusuna katılımcıların yüzde 52.3’ü “evet” yanıtı veriyor. Ayrıca araştırmaya katılanların yüzde 17.8’i işsiz olup iş aradığını belirtiyor.

Bu veriler halkın büyük kesiminin en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geldiğini çok açık bir şekilde gösteriyor. Bu verileri görünce insanın aklına AKP’nin iktidara gelirken verdiği “Gelir dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldırma”, “bölgedeki işsizlik ve yoksulluğu sona erdirme” vaatleri geliyor. Bir de Erdoğan’ın ‘GAP Eylem Planı’ gibi şatafatlı törenlerle açıklayıp milyonlarca kişiye iş, köylünün 1.8 milyon hektar toprağına sulama vadettiği ama yıllardır bir türlü gerçekleşmeyen plan-projeleri elbette!

Peki, ekonomik-sosyal talep ve ihtiyaçların böylesine belirgin hale geldiği bu tabloyu nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Devletin, cumhuriyet tarihi boyunca gelip giden iktidarların bu konudaki yaklaşımı biliniyor. Devlet, Kürt coğrafyasının ekonomik olarak geri bıraktırılmışlığını Kürt sorununu inkarın bir biçimi/dayanağı olarak kullanageldi. Bu geleneksel yaklaşıma göre aslında Kürt sorunu diye bir sorun yoktur, bölgenin ekonomik olarak geri kalmışlığı sorunu vardır. Öncesi bir tarafa sadece son 30-35 yılda “ekonomik geri kalmışlık”, “terör ve işsizlik” gibi tarifleri yapılan bu sorunun çözümü adına yüzlerle plan-paket-proje açıklandı. Ancak bu plan-paket-projelerin hiç biri devletin Kürt coğrafyasındaki iş birlikçileri olan korucular ve sermaye çevrelerine kaynak aktarmanın ötesine geçmedi/geçemedi.

Devletin bu yaklaşımı karşısında ana akım Kürt siyasetinde de halkın iş, toprak, insanca yaşam talepleri karşısında belirleyici yaklaşım emek eksenli sorunların çözümünün Kürt sorununun çözümünden sonraya ertelenmesi yaklaşımı oldu. Bu yaklaşımın temelinde sınıfsal taleplerin ulusal mücadeleyi bölüp zayıflatacağı kaygısı vardı. Ancak bu kaygılar gelinen yerde ulusal-demokratik mücadeleyi destekleyen/sürdüren halk kesimleri içindeki sınıfsal ayrışmanın görünür olmasının ve bu temelde son dönemlerde özellikle HDP merkezli (Orta sınıflaşma ve emekçi halk kesimlerinin taleplerinden uzaklaşma) tartışmaların yaşanmasının önüne geçemedi.*

Sonuç olarak, bu son araştırmalar Kürt sorunu ve çözümü yönünde sürdürülen mücadelenin ulusal taleplerin yanı sıra emek eksenli/insanca yaşam taleplerini de kapsayacak bir hatta ilerletilmesi gerekliliğini yakıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Çünkü Kürt coğrafyasında eşitsizliğin bu iki biçimi (ulusal ve sınıfsal) önemli oranda iç içe geçmiş bulunuyor.

(*) Ana Akım Kürt hareketi ve bileşeni olan HDP ile ilgili sınıfsal ayrışma ve tartışmalar konusunda Kürt Kültür-Sanat-Politika Dergisi Dilop’un 4. sayısında Bülent Küçük’ün “Eşitlik ve Farklılık Arasında Kürt siyaseti” ve derginin 5. sayısında ise, Cuma Çiçek’in “Çözüm Sürecinden Sonra Kürt Meselesini Yeniden Düşünmek” yazılarına bakılabilir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa