Yemin meselesi


20 Haziran 2011 10:02

Emek Demokrasi Özgürlük Bloku adaylarına daha ilk günden çok sayıda tertip, provokasyon, karalama kampanyaları vs. düzenlendi. Bütün bu demokrasi dışı saldırılara rağmen blok adayları seçilmeyi başardı. Başardı da, saldırılar bitmedi. Blok milletvekilleri daha seçim kurullarından seçildiklerine dair belgeleri almadan yeni karalama kampanyaları başlatıldı.
Aynı gün birkaç gazete ve İnternet sitesi Blok milletvekili üç kişinin, Levent Tüzel, Ertuğrul Kürkçü ve Sırrı Süreyya Önder’ in milletvekili yeminini protesto edeceklerini, yemin etmeyeceklerini yazdı. Güya, yemin metninde “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma” sözü bu üç sosyalist milletvekilini rahatsız etmişti.
Tüzel, Kürkçü ve Önder birbirinden habersiz, ayrı ayrı gazetelerdeki haberi yalanladılar. Kendileriyle bu konuda hiçbir gazetecinin konuşmadığını, hiçbir gazeteciye böyle bir demeç vermediklerini, birbirleriyle de böyle bir konuyu konuşmadıklarını, herhangi bir toplantıda da konunun gündeme gelmediğini söylediler.
Milletvekillerinin açıklamaları karşısında haberi yapanlardan ses çıkmadı.
Medyada bazılarının gazetecilik dışında böyle görevleri de var. Karanlık bazı odaklar bunlara talimat ya da rica ile bazı haberleri yayınlatıyor ve o haberlerden siyasi sonuçlar umuyor.
Son yıllarda en tanınmış genel yayın yönetmenlerinden bazıları dahi bu konuda özeleştirel sözler söylüyor.
Bu tür yalan haberler neticesinde 6-7 Eylül Olayları tertip edildi. Böyle haberler neticesinde Akın Birdal vuruldu.
“Atatürk’ün evine bomba atılmış” diye yazdılar, İstanbul’daki Rumlara ve diğer azınlıklara saldırdılar. Yağmaladılar, katlettiler, yaraladılar.
Şunlar şunlar PKK’den para alıyormuş diye yazdılar, gazeteciler işlerinden atıldı, Birdal’a suikast düzenlendi.
“Hrant Dink Türklere küfrediyor” dediler. Hrant’ın katli için zemin oluşturdular.
Eskiden de, “Komünistler sinemaya bomba attı” diye söylenti yayar, Maraş katliamı gibi katliamlar yaparlardı.
Bunlara adeta alıştık. Yeni bir iftira, karalama kampanyası deyip, umursamıyoruz.
Fakat, işin polis, savcı ve mahkemeleri ilgilendiren bir yönü de var. Biliyorsunuz, Ahmet Şık’ı Ergenekon Terör Örgütü’nün talimat ve yönlendirmesi ile “İmamın Ordusu” isimli kitabı yazdığını söyleyerek tutukladılar ve hakkında soruşturma açtılar. Ahmet Şık’ın Ergenekon ile bir ilişkisi olmadığını, herkes biliyor. Biliyoruz. Ahmet Şık, ömrü boyunca Ergenekon ve benzeri faşist, gerici örgütlere karşı mücadele etmiş birisi. Ama, Ahmet Şık’ı bu nedenle tutukladıklarına ve yüz küsur gündür hapishanede yatırdıklarına göre, karanlık güç odaklarının talimat ve yönlendirmesi ile haber yapma fiili suç olmalı. O halde, Ahmet Şık’ın evini basanlar, bilgisayarından yazılarını imha edenler; üç milletvekili hakkında faşist tertipçilerin talimat ve yönlendirmesi ile haber yapan, provokasyona zemin hazırlayan, Türk halkını Kürtlere ve sosyalistlere düşmanlaştırmaya çalışanlara karşı neden kıllarını kımıldatmıyor? Birileri için suç sayılan fiil, diğerleri için suç sayılmıyor mu? Bir fiil AKPlilere, Fetullah Gülen’e karşı işlenince suç oluyor da, BDP’lilere, sosyalistlere, Kürtlere vb. karşı işlenince suç olmuyor mu?
Herkesi dinleyen polis, bu haberi yazması için, kimin kimlere talimat verdiğini kolayca bulur, hatta belki de biliyordur. Polis ya da yargı, bu tür karalama ve yalan kampanyaları Hrant Dink ya da Akın Birdal suikasti gibi sonuçlara yol açınca mı soruşturacak?

evrensel.net
www.evrensel.net