Neler olmuştu?


07 Aralık 2018 03:20

Normalde giderek derinleşen kriz üzerine yazmak gerekiyordu, ancak zamanında üzerine epeyce yazı yazılan bir konuyu ele almamak olmazdı. Konu malum: Ergenekon ve Yargıtay kararı ve bunun yankıları. Örneğin şöyle yankılar, “Halkın önemli bir bölümünün, haksızlığa nasıl ortak olduğu psikolojik açıdan incelenmeli” (S.Yalçın Sözcü “Ergenekon artık psikiyatrinin alanı”), “O güne kadar bir devletimizin olduğunu sanıyorduk mesela... ittirdiler yerle bir oldu” (Y. Özdil. Sözcü) Yargıtayın Ergenekon davasına ilişkin kararına yapılan değerlendirmelerin bir bölümü böyle. Kuşkusuz sonucu değerlendirenler sadece bu kadar değil. Basında pek çok değerlendirme yapıldı ve genel kanı “Ergenekon davasının çöktüğü” üzerine.

Ama Ergenekon davası Yargıtayın son kararı ile çökmedi, çok önce çökmüştü. Bu davaya istediğiniz adı koyabilirsiniz: Kontrgerilla, derin devlet, gladio, Ergenekon vb. Bu davanın devletin halka karşı işlediği suçların aydınlatılması davası değil de, devlet klikleri arasındaki bir çatışmanın ürünü olduğu çabuk çabuk açığa çıktı. İlgisiz kişilerin, bazı muhaliflerin içine doldurulduğu bir “torba davaya” dönüştürüldüğü zaman zaten bu dava çökmüştü. 

Bu gerçeğin açığa çıkmasıyladır ki ilerici kamuoyunun, devrimci, sosyalist çevrelerin, genel olarak halkın büyük kesimlerinin davaya ilişkin ilgisi de büyük oranda kaybolmuş, davanın kendisinden zaten beklenmeyen, ama ortamın sağladığı koşullardan faydalanarak demokrasi mücadelesini ileriye doğru zorlama çabası devam etmişti. Bu gazetede de o dönemde işin bu yanına ilişkin pek çok değerlendirme yapıldı.

Ama öte yandan ortada psikiyatrinin alanına giren bir sorun olduğu kesin. Aydın ve ilerici olarak geçinen ve yukarıya alınan değerlendirmeleri yapanların ülkede yaşanmış ve yaşanmakta olanlara bakışları, halkın tutumuna ilişkin tespitleri, onların başka bir coğrafyada yaşadığı izlenimini veriyor, gerçekleri algılama problemlerinin olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu ülkede öncekiler bir yana, yaklaşık son kırk yılda binlerce faili meçhul cinayet yaşandı, insanlar kaybedildi, asit kuyularında eritildi, JİTEM’in kasapları ortalığı kan gölüne çevirdi. Bunların tam merkezindeki odak ise “paşalardı”. Onlara asıl iktidarın sahipleri de deniyordu. Bunlar vaktiyle “Türk-İslam Sentezi” peşinde koşmuşlar, bu yöne giden gelişmelerin önünü de açmışlardı.

“Her istediği verilen” FETÖ kliği, bu iktidar kliği ile sert bir egemenlik mücadelesine girişti. Bugünün iktidarının başı da “davaların savcısı” oldu. FETÖ örgütü bugün iktidar sahiplerini “Hafife almış” “Paşaların hakkından geldikten sonra” onları da kolayca etkisizleştirebileceklerini düşünmüşlerdi. Ama bu “Hafife alınanlarla” FETÖ örgütünün iktidar kavgası da, zirvesi darbe girişimi olan olaylar zincirinin kanıtladığı gibi sert ve kanlı oldu. FETÖ Örgütü Ergenekon davası ile kendi yolunu açtığını düşünmüştü, ama tek adam diktatörlüğüne giden yolun taşlarını döşedi. 

Bütün olup bitenlerden sonra şu sorunun sorulmasının vaktidir. Geçmişte yargılanan “Kafa Ergenekoncular” şimdi neredeler? Orduda, içişlerinde tuttukları yerlerle “davanın savcısının” arkasındalar. Gerçi aralarındaki ilişki biraz karışık ama aralarından “derin” bir iç içeliğin olduğu kesin! Bir halk deyişiyle tencere yuvarlandı kapağını buldu! Kısacası bugün “derin devleti” de, devletin kendisini de tek adam diktatörlüğü devralmış durumda.    

Peki o zaman demokrasi ve özgürlük özlemiyle hareket eden “halkın önemli bir bölümü” neden suçlanıyor? Halkın bir demokrasi talebi vardı ve diktatörlüğün ağır zulmünden nefret ediyor, Ergenekon davasını işte bu devletle bir hesaplaşma olarak görüyordu. Yani yukarıdaki zevatın bugünde görmediğini, görmek istemediğini halk sağ duyusu ile görüyor, bu hesaplaşmanın yapılmasını istiyordu. Evet halk yanıltıldı ve demokrasi özlemleri istismar edildi! Ama bu halkın ne ilk yanılgısı, belki ne de son yanılgısı olacak. Buna karşın bir gerçek ise olduğu gibi duruyor: Bu, halkın karşılanmamış olarak duran özgürlük ve demokrasi talepleridir.     

Şimdi “Ergenekon’un babaları” iktidarın çöplüğünde otlanırken, iki arada bir derede kalmış bazı ulusalcı tayfa da rüzgarda savrulan yaprak misali oradan oraya uçuşuyorlar. Yapabildikleri tek şey de klasik devlet anlayışını savunmak ve bu arada da halkı suçlamak. Neyse ki yine de bir konuda teselli bulabiliriz: Böylesi ilerici ve aydınları bu halk hiç bir zaman ciddiye almadı ve almamayı da sürdürecektir. Su akacak yatağını bulacaktır.

www.evrensel.net