Bahane değil bilgi lazım


07 Aralık 2018 03:05

Futbolun, hem teknik hem de kültürel anlamda köreltici, yozlaştırıcı bir kısır döngüye saplanıp kalmasında kulüp başkanlarının, yöneticilerin ve teknik direktörlerin yaptığı açıklamaların, verdiği demeçlerin payı hiç de az değil. 

Hiç kimsenin bu oyunu değiştirmek, geliştirmek gibi bir derdi ve niyeti yok gibi. Teknik anlamda, bahane arama/bulma alışkanlığı o denli içselleştirilmiş ki, ortada herhangi bir olumsuz durum bulunmasa bile bu yöndeki açıklamalar konuşmalarda ön planda yer alabiliyor… 

Galatasaray, deplasmanda Keçiörengücü ile karşı karşıya geldiği Ziraat Türkiye Kupası maçında ilk 11’de 5 genç oyuncuya görev verdi. Sonradan oyuna girenleri de eklersek bu karşılaşmada tam 8 genç oyuncu Galatasaray’ın başarısı için ter döktü. Genç oyuncuların bu şekilde şans bulması, öz güvenlerini yükseltmeleri açısından çok önemli. Tabii belli bir düzeye ulaşabilmek için yetenek ve öz güvenin yanına tecrübeyi de eklemek gerekiyor. Özellikle alt lig takımlarıyla oynanan maçlar, gençlerin tecrübe edinmesine ciddi anlamda katkı sunuyor. Genç oyuncular bu üç faktörü (yetenek, öz güven, tecrübe) bir araya getirebildikleri ölçüde gelişme kaydedebilir. Bu anlamda rakip alt ligden bir takım olsa da, Galatasaray’ın kadrosunda çok sayıda genç oyuncunun yer aldığını görmek, futbolun geleceği adına umut vericiydi…

Ortada böylesine bir güzellik varken, maçtan sonra Galatasaray’ın bu maçtaki teknik sorumlusu olan Antrenör Levent Şahin ise ilk laf olarak sahanın zemininden şikayetini dile getirdi. Ki sentetik çim saha, Süper Lig’deki pek çok stadın zemininden daha düzgün görünüyordu. 8 genç oyuncunun forma giyerek güzellik ve umut ışıltısı saçtığı bir mücadelenin ardından edilecek ilk söz, stadyum koşullarından ve saha zemininden şikayet mi olmalıydı?

Oyunla ilgili olarak bilgilendirici, öğretici açıklamalarda bulunmak, oyuncularla ilgili olarak ise onurlandırıcı konuşmalar yapmak varken lafa sızlanmayla başlamak, bahaneci yaklaşımın futbol kültürümüzde ne kadar baskın yer tuttuğunun ve neredeyse gelenekselleştiğinin göstergesi sayılabilir. Gelebilecek olası eleştirilere karşı öncelikle bahane argümanları ortaya sürülüyor. Oyunla ilgili yapılacak eleştirilere karşı, “Ama zemin kötüydü” savunması, daha doğrusu bahanesi hazır!.. Bahanelerin ardına sığınmak, neredeyse bir refleks haline gelmiş. Bilginin zayıf kaldığı yerlerde elbette bahane ön plana çıkar. Ne kadar az bilgi, o kadar çok bahane!..

“İki takım için de sevindirici tek şey, bu zeminde sakatlığın olmamasıydı” şeklindeki tuhaf lafı ise ciddiye almamak ve dil sürçmesi olarak değerlendirmek gerekiyor herhalde… 

Bahaneci yaklaşımlar genç oyuncular için de son derece olumsuz örnek oluşturuyor. Genç oyuncular, antrenörlerinin bu yaklaşımından ancak, sorumluluktan kaçmayı, sorumluluğu dışarıda aramayı ya da başkasının üzerine yıkmayı öğrenebilir.

Sorumluyu sürekli olarak dışarıda bir yerlerde arama alışkanlığı yüzünden öz güven gelişimi sekteye uğrarken, öz eleştiri kültürünün özümsenmesi de imkansız hale geliyor. Oysa, öz eleştiri ve kendini sorgulama gelişmenin motoru, diğer bir deyişle olmazsa olmazıdır…

Her şeyden ama her şeyden önce kendimize bakabilmeyi, kendimizi eleştirmeyi öğrenebildiğimiz ve başarabildiğimiz zaman, anlamsız çekişmelerle enerjimizi tükettiğimiz kısır döngüden kurtulup gelişme kaydetme yönünde adım atmaya başlamış olacağız…  

www.evrensel.net
ETİKETLER mehmet özyazanlar