Kitle hareketinin gücü


06 Aralık 2018 04:23

“Sarı Yelekli Direniş” günlerce sürdü. Sürdükçe daha geniş kesimleri etkiledi. “Vandalizm” olarak nitelenen ve kitle gösterilerinde, belirlenen hedeflerle ilişkisi her zaman sorgulanmış; hedef ve amaçlarla bağdaşmazlığı belirtilerek reddedilmiş “yakıp-yıkma”ların yol açtığı tepkilere rağmen, direniş sürdükçe etkisi ve katılımcı kitlesi daha da büyüdü. “Faşist partiyle bağı”, “sağı güçlendirici özelliği” üzerine liberal ve “sol” söylemlere rağmen taleplerinin haklılığı ve yerindeliği halkın geniş kesimlerince desteklenmesini sağladı.

Macron yönetiminin direnişi polis gücüyle bitirme politikası karşıt güçler arası çelişkiyi daha da şiddetlendirdi. Paris sokaklarını ve “Cumhuriyet’in geniş ve gösterişli bulvarları”nı alevlere atma pahasına sürdürülen vahşi saldırılara rağmen direniş sönme yerine genişleyerek daha da büyüdü. Ve Macron “boyun eğdi!” Başbakan Edouard Philippe bir basın toplantısı düzenleyerek ek vergi zamlarının “altı ay süre ile askıya alındığını” duyurdu.

“Altı ay süreli” bu geri adım, sonrasındaki gelişmelerin seyriyle bağlı yeni kararlara ve yeni saldırı adımlarına kapıyı açık tutuyor. Ancak “şimdilik” de olsa, tekelci sermaye ve siyasal temsilcisi devlet iktidarına geri adım attıran “Sarı Yelekli Direniş”, sermaye devlet ve hükümetlerinin saldırıları karşısında boyun egmeksizin mücadele edildiğinde kazanılabileceğini, tarihen ve birkez daha kanıtlamış durumdadır. Bu çatışmalı direniş Belçika, Hollanda ve Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde de talepler için mücadeleyi teşvik edici-”kışkırtıcı” bir etkide bulundu ve bu direniş iletişim araçları aracıyla denebilir ki bütün kapitalist ülkelerde “evlerin içine dek girerek” duyuldu ve görüldü.

“Sarı Yelekli Direniş” kaçınılmaz olarak her ülkenin sömüren ve sömürülen sınıf ve kesimlerinde farklı duygular ve tepkilere yol açtı. Belçika ve Hollanda’da benzeri bir doğrultuda kimi girişimler baş gösterirken Almanya başta olmak üzere hükümetler, direnişin kendi ülkelerinde de ortaya çıkıp yayılmaması için “önlemler alma”ya giriştiler. Ortaya çıkan henüz ne bir devrim öncesi başkaldırıydı ne de işçi sınıfı ve emekçilerin burjuva iktidarını yıkmayı hedefleyen  örgütlü ve sınıf bilinçli ayaklanmasıydı. Ama Fransız halkının devrimci geleneği artık sadece Avrupa’da da değil bütün kapitalist ülkelerde tekelci gericilik, kapitalist patronlar ve sermaye devleti için ürkütücü, korkutucu ve harekete geçirici işleve sahipti. Ve gerçek o ki günümüz dünyasında, bir ülkede -özellikle de bu ülke Fransa gibi kapitalist gelişme bakımından önemlice ve büyükçe bir ülke ise- meydana gelen iktisadi toplumsal gelişmelerin zincirin başkaca halkalarını etkileme olanak ve olasılığı artık daha fazladır. Sadece temel sanayi dallarındaki büyükçe bir direniş değil, hava, kara ve deniş ulaşımıyla iletişim teknolojisinin sağladığı ağ bağlantılarını kapsayan  kesintiye uğratıcı bir direniş ya da grev ve genel grev hareketi artık şu ya da bu ülkenin sınırlarıyla çevrili alanda sıkışıp kalmamakta, fiili ve ‘manevi’ etkisiyle uluslararasılaşabilmektedir.

Emekçi direnişleri bulaşıcı, harekete geçirici ve öğreticidir. Sermaye ve hükümetlerine geri adım attırmış olup olmamasından bağımsız olarak büyükçe bir grev ve direniş, kapitalist gruplar ve burjuva devletlerleri arasındaki rekabet ve çatışmalar nedeniyle onlar tarafından istismar edilerek kendi çıkarları yönünde anlamlandırılmaya çalışılabilir. Devlet Bahçeli gibi bir devlet ve sermaye görevlisinin “Gezi Olayları”ndan da sözederek Macron yönetimini “bakın hükümetleri hedef alan direnişler tehlikelidir, onun için bu gibi direnişler çıktığında birbirimizi gözetmemiz gerekir” mealindeki sözlerle “uyarma”sı bunun tipik bir örneğiydi. Ancak hangi ülkede olursa olsun sömürülen ve ezilen sınıf ve kesimlerin kitlesel direnişi, sermaye devlet ve hükümetleri açısından bir tehlike potansiyeli işareti sayılır. Onlar bu tür direnişlerin yaygınlaşması ve sınırlar aşmasını-ülke sınırları ötesinde etkilere yol açmasını önlemek üzere çeşitli manevralara başvurmaktan geri durmazlar. Kitle direnişi, özellikle de proletarya gibi ekonomik-sosyal yaşamın “can damarları”nı tutma konumuna sahip bir sınıfa ait ya da onun “komutası altında” ise, önünü kesmek üzere işbirliği yapmaktan da kaçınmazlar. Böylesi durumlarda burjuvazi ve hükümetleri için önemli olan, sömürülen ve ezilenlerin başarmalarını önlemektir. Şu ya da bu ülkede halk kitleleri, kendi taleplerini, tekelci burjuvazi ve kapitalist gericiliğe karşı mücadele ederek kazanma yoluna girmişlerse, emekçi hareketi azçok istikrarlı bir örgütlülük içinde daha ileri mevziler edinmeye doğru yol alıyorsa, veya bu güçlü bir olasılık ise, gizli-açık işbirliğiyle onu saptırmaya ve yenilgiye uğratmaya çalışırlar.

Burjuvazi çünkü kitle hareketinin gücünü emekçilerin kendilerinden daha fazla tecrübe etmiştir. Tarihsel birikimi bakımından daha fazla ders çıkarma olanağı bulmuş ve çıkarmıştır. Fransa ve Paris ise ilk kez ateşe tanık olmuyor, ilk kez çatışmalı direnişlere sahne olmuyor. Çok ayaklanma, çok çatışma yaşamıştır. Ve her seferinde de bu türden eylemler, ayaklanmalar, direniş ve çatışmalar en yakın “coğrafya”sından başlayarak uzak diyarlara dek gelişmelerin seyri üzerinde etkide bulunmuştur. Başlıca sonuçları açısından söylenecek olursa, çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili ve daha az vergi ödeme isteginin körüklediği “Sarı yelekli direniş” de önceli büyük gösteri ve direnişler gibi, kazanmanın yolunun kitlesel örgütlü direniş ve mücadeleden geçtiğini işaret etti. İkinci olarak da, olumlulukları ve kazanımlarıyla birlikte zayıflık ve eksiklikleriyle de işçi sınıfı ve emekçi hareketinin günümüzdeki durumundan bağımsız olmayan bu direniş sadece Fransa’da değil Fransa dışında da işçi sınıfı ve emekçilerin mücadele birliğinin ancak onların acil talepleri etrafında gerçekleşebileceğini bir kez daha göstermiş oldu.

www.evrensel.net