Asgari pazarlık


06 Aralık 2018 04:10

Asgari ücret uygulaması, her ne kadar sefaletin, emek sömürüsünün yasal olarak belirlenmiş ‘asgari’ ölçülerde sürdürülmesi anlamına gelse de, işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını belirleyen en temel etkenlerin başında geliyor. Üstelik asgari ücrette yaşanacak artış, sadece asgari ücretle çalışan milyonları değil, çeşitli sigorta primleri, vergi dilimi ve tazminatlar açısından, ücretli/maaşlı çalışan herkesi yakından ilgilendiriyor.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2019 yılı asgari ücreti belirlemek için ilk toplantısını bugün yapacak. Aralık ayı boyunca, bütün ücretli emekçilerin gözü kulağı devlet, patronlar ve işçi temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yürüteceği tartışmalar ve 2019 yılı için açıklayacağı asgari ücret rakamlarında olacak.

2018 yılı başında, bekar bir işçi için belirlenen asgari ücret miktarı 1451 TL idi. Bu rakama 152 TL’lik aile geçim indirimi (AGİ) dahil edilerek, açıklanan oran 1603 TL oldu. Başka bir ifade ile 2018 yılında asgari ücrete oransal olarak yüzde 14.2 zam yapıldı. 2018’de yıllık enflasyonun hafta başında açıklanan yüzde 21.62 oranında olması halinde, asgari ücretlinin sadece enflasyon bazında yaşadığı kayıp yüzde 7.42. Benzer bir şekilde asgari ücretli bir işçi, ilk kez 1603 TL ücret aldığı 1 Şubat 2018 tarihinde ücreti ile 427 ABD doları (1 ABD doları = 3.75 TL) alabiliyorken, 5 Aralık 2018 itibariyle sadece 297 ABD doları (1 ABD Doları = 5.39 TL) alabiliyor.

Türkiye’de asgari ücretle, hatta asgari ücretin altında bir ücretle yaşamaya çalışan işçiler açısından çalışırken aldıkları üç kuruşun bile enflasyon ve dolar karşısında adeta buharlaştığı, 2018 yılı içinde gerek enflasyon, gerekse döviz kurundaki artıştan kaynaklı olarak yaşadıkları ekonomik kayıpları karşılamadan karşılanmadan yürütülen tartışmaların, yapılan pazarlıkların hiçbir karşılığı yok.

Asgari Ücret Yönetmeliği’nde asgari ücret; ‘İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret’ olarak tanımlanıyor. Tanıma dikkat edilirse asgari ücretin sadece bu ücreti alan işçiye göre hesaplandığı, o işçinin aile bireylerinin hesaba katılmadığı görülüyor.

Asgari ücret, ücretlerin belirli bir düzeyin altına inmesinin engellenmesi, işçi sınıfının kendi içindeki rekabetin ve sermayenin bunu fırsat bilerek yoğunlaştırdığı sömürünün bir ölçüde sınırlandırılması fikrine dayanıyor olsa da, bu durumun Türkiye gibi ülkelerde her zaman kağıt üstünde kaldığı bir gerçek. Türkiye’de 2 milyona yakın işçinin resmi asgari ücretin bile altında ücret alıyor olması bu durumun en somut kanıtı.

İktidarın 2019 yılına ilişkin ekonomik hedefleri dikkate alındığında, asgari ücrette yapılması planlanan ‘üç kuruşluk’ artışın çok daha fazlasının, önümüzdeki yıl patronların kasasına aktarılacağı, bu kaynakların tamamına yakınının işçilerin işsiz kalması halinde kullanılması için kurulan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacağını ayrıca belirtmemize gerek yok.

Türkiye’de, yüksek enflasyonla mücadele adı altında ücretlerin baskılanmasını temel alan bir ekonomik yaklaşımın benimsendiği, özellikle yerel seçimler sonrasında kapsamlı ‘kemer sıkma’ politikalarının uygulanmasının gündemde olduğu koşullarda, asgari ücret üzerinden yapılan asgari pazarlığın nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek zor değil.

Kamu kaynakları, her fırsatta kriz çığırtkanlığı yapan patronlara, batık müteahhitlere ve tefeci gibi çalışan bankalara aktarılırken, iktidar ve patronların asgari ücretlilerin beklenti ve talepleri karşısında takınacağı tutum, ekonomik krizin yükünün kimlerin sırtına nasıl yıkılacağını gösteren önemli bir öncü gösterge olacak.

www.evrensel.net