Demirtaş kararı ve sonrası


06 Aralık 2018 04:05

Demirtaş ile ilgili olarak AİHM tarafından verilen AİHS’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali (5.madde ihlali) ve tahliye kararı, aynı zamanda Türkiye ile ilgili olarak ilk kez verilen 18. madde kararı çok önemlidir. Önemi hak ve özgürlüğün ihlali tespiti ile birlikte, ihlal edilen hakkın ve özgürlüğün ortadan kaldırılması yolunun da kararda gösterilmiş olmasıdır. İhlal, tahliyeyi sağlamak yoluyla ortadan kaldırılacaktır. Sözleşmenin 46. maddesi hatırlatılmaktadır.

Mahkemenin bu kararına karşı, Türkiye adına Cumhurbaşkanı beyanda bulunmaktadır. Kararın bağlayıcı olmadığı ve karşı girişimlerden söz edilmektedir. Adalet Bakanı da benzer değerlendirmede bulunmaktadır. Yargı, yürütme organıyla  paralel tutum takınmaktadır. Dikkat bu tutum hukukun üstünlüğü ilkesiyle ilgilidir. Zamanında Mehmet Altan’ın Anayasa Mahkemesi tarafından verilen tahliye kararına karşın, nasıl ilk derece mahkemesi Anayasa’yı Anayasa Mahkemesinin yerine geçerek yorumlamışsa şimdi de 19. Ağır Ceza Mahkemesi AİHM’ye karşı AİHS’nin 46. maddesini yorumlamakta ve “Karar kesin değil, o halde tahliye etmem” diyor. Mahkeme daha sonra  karar kesin mi değil mi diye Adalet Bakanlığına soruyor. Oysa, belirsizlik falan yok ortada. AİHM’nin ne dediği çok açık ve net: Demirtaş’ın tahliye edilmesi gerekir!

Peki Türkiye karara uymazsa ne olur?

İki durum ortaya çıkar: İlki devletler hukuku ilkesi ile ilgilidir. Ahde vefa ilkesi! Devletlerin imzalarının arkasında duracağı kabulü. İkincisi de Avrupa Konseyi Statüsü hükümlerinde yazılıdır. Bakalım:

Avrupa Konseyini kuran Londra Antlaşması (Avrupa Konseyi Statüsü) 5 Mayıs 1949’da 10 Avrupa ülkesi tarafından imzalamıştır. Türkiye Konseye Yunanistan ve İzlanda ile birlikte Ağustos 1949’da davet edilmiş ve bu suretle de örgütün kurucu üyeleri arasında sayılmıştır.

Konsey tarafından hazırlanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ise 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmıştır. Türkiye Sözleşmeyi, 04.11.1950 tarihinde imzalamış ve 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Kanunun ve Sözleşmenin Resmi Gazete’de yayım tarihi, 19.03.1954’tür. Sözleşmenin onay belgesi 18.05.1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine depo edilmiştir. Bu tarih Sözleşmenin Türkiye bakımından yürürlüğe girdiği tarih olmaktadır.

Karara uymamanın sonuçlarının ne olacağını Avrupa Konseyinin kuruluş belgesi olan Statü’de  aramak gerekir. Statü’nün 1. maddesi, “ Avrupa Konseyinin Amacı” başlığını taşır ve şöyledir:

“Madde 1 - 1. Avrupa Konseyinin amacı, ortak mirasları olan ülkü ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek ve ekonomik ve sosyal ilerlemelerini kolaylaştırmak üzere üyeleri arasında daha güçlü bir birliğe ulaşmaktır. 2. Bu amaç; ortak ilgi konusu olan sorunların görüşülmesi, ekonomik, sosyal, kültürel, bilimsel, hukuksal ve yönetsel konularla insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve daha ileri düzeyde gerçekleşmesi konusunda sözleşmeler ve ortak eylemler yoluyla Konsey organları eliyle izlenir.”

Bu amaçla bağlantılı, “İçten ve etkin iş birliği yapmayı” düzenleyen 3. madde de şöyledir:

Madde 3 - Avrupa Konseyinin her üyesi, hukukun üstünlüğü ilkesiyle yargı yetkisi içindeki herkesin insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanması ilkesini kabul eder ve 1. Bölümde belirlenen Konsey amacının gerçekleşmesinde içten ve etkin bir biçimde iş birliği yapmayı üstlenir.

Avrupa Konseyinden çekilme mümkün müdür? Evet mümkündür ve 7. madde hükümleri bunu gösterir:

“Madde 7 - Avrupa Konseyinin herhangi bir üyesi, Genel Sekretere resmi bir bildirimde bulunarak Konseyden çekilebilir. Bu türlü çekilmeler, bildirimin mali yılın ilk dokuz ayı içinde yapılması durumunda o mali yılın sonunda, mali yılın son üç ayı içinde yapılması durumundaysa, gelecek mali yılın sonunda hüküm kazanır.”

Peki insan hakları ihlalinde bulunduğu AİHM kararıyla kesinleşen ve mahkeme kararının gerektirdiklerini yerine getirmeyen, başka bir ifade ile 3. maddeye aykırı hareket eden Konsey üyesi ülke ne tür yaptırımlarla karşılaşır?

Statü’nün  8. maddesinde yazılıdır:

“Madde 8 - 3. madde hükümlerini ciddi biçimde çiğneyen herhangi bir Konsey üyesinin temsil hakları askıya alınabilir ve Bakanlar Komitesi tarafından 7. madde hükümlerine göre çekilmesi istenebilir. Böyle bir üye bu isteğe uymazsa Komite, belirleyebileceği bir tarihten başlayarak bu üyenin Konsey üyeliğinin sona erdiğine karar verebilir.”

Bizim tahminimiz işin bu noktaya varmayacağı yönündedir. Dileğimiz ise, Demirtaş’ın özgürlüğünün hemen iade edilmesidir.

NOT: Bu yazı 3 Aralık Pazartesi günü yazılmıştır.

www.evrensel.net