02 Aralık 2018 04:20

Lebon'da bir deli roman

Paylaş

Sabahtır. Bir yanda süt ve tarçın kokusu karşılar insanı; aniden demli çayın buğusu çarpar alnına. Kahvenin çeşidi ve tazeliği bir yanda pastaların kokusu bir yanda. Yahya Kemal yaşadığı otelden çıkıp gelmiştir Lebon’a. Sabahçı tayfasıdır gelenler. Geceden kalan uykunun sokaklarından geçip gelmişlerdir pastaneye. Yahya Kemal’in başı çektiği tayfa sabahları buluşur burada. Sabahın adresi ve sözcükleri üstattan sorulur, etrafını saranlar saygıyla dinler onu. Ahmet Hamdi, Lebon’da Yahya Kemal’le sohbet eden ve onun Paris zamanlarını dinleyen yazarlardan biridir mesela.

Günün saati ilerledikçe müdavimler yer değiştirir. Efendim taşradan ya da İstanbul’un herhangi bir yerinden gelmiş olan misafirlerini Lebon’da öğle yemeğine davet eder durumu olan iş insanları. Sadece misafirleri mi? Kendileri de orada bir ziyafetin müdavimidir.

Beyoğlu’na gidilmediği, Beyoğlu’na çıkıldığı zamanlardır. Terzide olsun, şapkacıda, kumaşçıda olsun randevusu olan kadınlar öğle yemeğinin hemen ardından gelir Lebon’a. Alışverişten önce ya da sonra burada buluşulur, dostlarla yarenlik edilir, karşılaşmaların seyri genişletilirdi.

Akşama doğru, gün yorgunluktan kararmaya yüz tutmak üzereyken zamanın edebiyatçıları damlardı Lebon Pastanesi’ne. Geniş masalarda uzun sohbetler başlar birkaç saat hızını ve heyecanını kesmeden devam ederdi. Akşam saat yedi gibi dağılan edebiyatçılar, Lebon’dan akardı bohemin buğulu masalarına.

Lebon Pastanesi’yle adı özdeşleşen yazarlarımızdan birisi de Şinasi Hisar’dır; yazarımız uzun yıllar bu pastanenin müdavimleri arasında yerini almış, sahibi ve adı değiştiğinde bile gelip gitmeye devam etmiştir. Çok titiz olduğu ve dışarıda değil yemek yemek su bile içmeyen Abdulhak Şinasi Hisar’ın Lebon’da gönül rahatlığıyla ve yıllarca yiyip içtiğini düşünürsek pastanenin hizmet ve temizlik kalitesi hakkında da fikir sahibi olabiliriz.

Edebiyatçıların gelip gitmesi, hatta geliş ve gidiş saatlerinin belli olması aynı zamanda bir edebiyat mahfili kılmıştır Lebon’u. Mahfilde yaşı büyük olanın sözüne kulak verilir, konuşmayı onun yönetmesi usuldendir. Kendinden daha yaşlı biri olmadığında Şinasi Hisar yönetir o günkü mahfili; mahfilin merkezi kabul edilir. Konuşacağı insanları da titizlikle seçen Hisar’ın çevresinde fazla yazar şair görünmez bu nedenle. Birçok şair ve yazar da onunla bir arada olmak, titizliğinden paylarına düşeni almak istemez ya da yakınlık kurmak düşüncesini aklından geçirmezdi.

Lebon’un kuruluşu hakkında rivayetler muhtelif. Charles Bourdon adında bir Fransız tarafından kurulduğu da iddia edilmektedir, tarih 1862. Olaylar, kişiler ve tarihler; uzadıkça uzuyor mevzu, 1810 yılına kadar gediyor tarihin karmaşası. “FitneFücur” diye mahlas mı olur demeyin, olmuşluğu vardır. Maya Galeri dönemlerinde adından çokça bahsedilen ve Sabahattin Ali’nin çok yakın arkadaşı olan Adalet Cimcoz, Salon dergisinde yazdığı yazıda Lebon’un 1810 yılında kurulduğunun altını çizmektedir. Ayrıca Fikret Âdil de bu tarihi destekleyen bir yazıyı 1941 yılı Ekim ayının 25. günkü Vakit gazetesinde destekleyen bir yazı kaleme almıştır.

Mimar Alexandre Vallury tarafından iki katlı inşa edilen yapının üst katı lokanta olarak hizmet vermiştir. Kurulduğu günden kapandığı güne kadar İstanbul’un en güzel pasta ve şekerlemeleri Lebon’da yapılmıştır dersek, hani kime haksızlık etmiş oluruz ki? Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi Hisar,Yusuf Ziya, Orhon Seyfi, Haldun Taner, Ahmet Haşim, Faruk Nafiz, Peyami Safa kimbilir onca nevaleden nasıl nasiplenmiştir. Ayrıca düzenli olmamakla birlikte Lebon’un müdavimlerinden sayılan Salah Birsel, Oktay Akbal, Ahmet Hamdi, Nermi Uygur, Sabahattin Kudret, Orhan Hançerlioğlu ve daha adını yazamadığımız nice yazarın ne çok anısı birikmiştir orada.

İşte bir kitabın adına dair Lebon’da geçen o kısa serüven.

Abdulhak Şinasi’nin Çamlıca’daki Eniştemiz adlı romanını Çamlıca’daki Deli Eniştemiz adıyla yayımlamak istediğini ama sonra vazgeçtiğini;  Refik Halit’in buna karşı gelip “deli” sözcüğünün romanın adından çıkarılmaması gerektiğinde ısrar ettiğini anlatır Taha Toros. Çünkü okurunÇamlıca’daki Deli Eniştemiz başlıklı bir romanla daha fazla iletişim kuracağını ve romanın çok satacağını iddia eder Refik Halit. “Teatral ad koyarak, kitap sürümünü, ancak aşağı tabakadan yazarlar düşünebilir.” Böyle demiş Şinasi Hisar ve reddetmiş “deli” önerisini kapakta.

1940 yılında caddenin karşısına taşınır Lebon. Zaman geçtikçe canlılığını yitirir sezdirmeden. 1960’lı yıllarda müdavimleri yavaş yavaş çekilir, yeni müdavimler başka mekânlardakimahfillerde bir araya gelmeye devam eder.

İstiklal Caddesi’nde, kendi varlığına devam ediyor hâlâ. Tünel’den çıkıp Galatasaray’a doğru yürüdüğünüzde sağınızdaki tabelada 1886 tarihini de görebilirsiniz. Edebiyat toplantıları yapılıyor mu 1985’te yeni yerine taşınan Lebon’da? Nerede o günler…

Kaynak:
Salah Birsel, Ah Beyoğlu
Vah Beyoğlu
Taha Toros, Türk Edebiyatından Altı Renkli Portre

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa