J


11 Kasım 2018 03:10

Oradayız. Daha dün. Zamanın rüzgârı dokunuyor saçlarımıza. Şakaklarımdan dünyaya yayılan bir kırlaşma. Yaş mı alıyoruz, yaşlanıyor muyuz?

Eski sözcükler iliştirmişiz yakamıza. Eskiye dair şimdiki zaman şarkıları. Tedirgin sokaklar gözlerini kaçırıyor, sokak araları, biçimsiz heykeller, buruk karşılaşmalar ve elbette çay. Şimdiki zamanın sözcükleri yetmiyor değil anlam bulmak ya da sezgiyi çoğaltmak için; ama bir geçmişi var her insanın. Çocukluğu, dizlerinin ve dirseklerinin kanadığı tozlu yollar, ağaç diplerine sakladığı kitaplar…

Anlamak ve yeniden soru sormak için o kitapların sayfasını bugün de çevirmek ve aynı heyecanı farklı bir tecrübeyle yeniden okumak istiyor insan. Elinin altında olsun istiyor o kitaplar, yanında yakınında bulunsun. Danışıldığında hep başka yanıtlar versin. Hani bir zaman ihmal edilse bile olduğunu bilmenin güveniyle dursun yerinde.

Eskimeden. Duygusu ve yaşattıkları; o koygun yalnızlık yeniden elinden tutsun istiyor insan.

J nedir ki, alfabede bir harf olmanın dışında? Türkçeye başka dillerden geçmiş sözcükleri temsilen ilk harfinde bulunmanın dışında nedir ki J?

Daima nesirde kalan Jandarma’ya bir gönderme mi? Keskinliği ve ışıltısıyla şiirimizde lirik adımlar atan Jilet’e bir güzelleme mi?

Ece Ayhan (E. A. Ç) için farklı bir okuma yapma denemesi olabilir, olur, olmuştur. Olmuşluğu varsa kında çekilmeyi bekleyerek paslanmaktan utanan bir kılıcın sessizliği beslenir dizeler arasında. “intihar karası bir fayton” geçer sokaktan zamanın sarayına doğru, köşk mü demeli yoksa, tarihi tersten yormanın şairi sever J’nin kostak saçlarını. Kan dökülmüş bir aşk sızar avlulara. Su yetmez temizlemek için, unutmak ve yok saymak üzere kurgulanan ayrıntılar bir şiirin kalbinde çağlar.

Yalnızlığın ve yoksulluğun harfidir J. Elinden tutup kendini çarşı pazar gezdirir. Okumayı ve yazmayı kendi kendine öğrenmiş, devletin parasız yatılı okulundan ilk gece firar etmiştir. Yalnızdır ama tek başına değildir. Yoksuldur ama muhtaç olmamıştır başkasına asla.

“Gaziantep Kahramanmaraş Şanlıurfa Ohulendiyarbakır

Pamuk Prenses neden Dersim’i güllelerle süsledi”

Ne büyük yanılgı, ne çetrefil çıkmaz, ne afili yolculuk. Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan kalkan uçağın Oraya inmiş olması. Dersim’i güllelerle süsleyen kim ola ki? Olanı bilmenin fiyakası mı olur? Deşmiş, kazımış, altına bakmış da değiliz. Berrak bir yanılgı da yok dizede üstelik, kafa kâğıdı yazılı neredeyse Prenses’in.

Adını geçmişte alacak olsa J güllelenen Dersim’dir. O gülleler Sur için çıkarıldı depodan yakın zaman önce, bir buzdolabının içinde bekletildi Cizre’de. Biraz utancı, biraz kaygıyı çokça başkaldırmayı temsil eder J.

Sonra ak saçlı bir bilgin girer şiirin sahnesine. Sırtını ahşap bir sandalyeye dayayıp Kürtçe konuşur. Êzidiler girer söze, Süryaniler, Ermeniler... Bakırcılar çarşısında başlayan söz bir duvar ustasının mırıldandığı dizeler olur zamanla. J suskun halkların iç çekmesi ve dağların doruklarına bakarak umudun ekmeğini mayaladığı harftir aynı zamanda.

Apê Musa “Sevginizi bir çatı altında inhisar etmeyiniz” demiş. Sokağın beyaz gömleğine bulaşan kan geliyor aklıma. Orada bir destanın başlangıç sözcüğüne ilk harf olabilir J.

“Hepiniz karlara dökülen kanı görüyorsunuz

Sürekteki av yaralanınca bağırır tabi”

***

Orada, uzun masalara dirseklerimizi dayayıp göğe bakarken gittikçe kalabalık olduğumuzu fark ettim. Susmanın yolundan gelip gölün durgunluğuna dönecektim. Belki de kentin cangılında saklanmak içindi her şey. Yanımda telaşla anlatıyor Yücelay Sal. Annesi giriyor işin içine, mahkeme koridorları, edebiyat dergileri, 1 Mayıs, şiir festivalleri vs…

“Hayasız görünürlük cennetlerinin vahşi otlağına karşılık marjda olanın sarsıcı ve mucizevi bilgeliği…”

Hüseyin Köse, sosyal medya hesaplarından birinde Yücelay Sal’ın kitabı J için bunu yazmış. Bizim kuşağın, en azından Hüseyin ile benim, önemsemenin ötesinde okuduğumuz şiir kitaplarından birinin adı J. 1996 yılında Piya Kitaplığı’nca yayımlanmıştı. Piya ki bize Kunduz Düşleri’ni ve nice şiir kitabını armağan eden bir yayınevi olarak ağırlığını koruyacak belleğimizde.

Yıllar sonra, neden sonra Mayıs Yayınları yayımladı J’yi. Yücelay’ın ilk ve tek kitabı. “Eyyy” diye seslendiği şiirler dergilerde duruyor hâlâ. Onları nerede, hangi kutuda demlendiriyor kim bilir. Zamanını bekleyen şiirler bir yeni kitapta yerini almak için acele etmez efendim.

Şairin “Gövdesinde J taşıyan sözcüklere vurgunluğu” daha bir anlaşılıyor şimdi. Aradan geçen 22 yıl, yeni bir okuma için kapısını araladığında aynı heyecanı hissediyor olmak da ayrı bir anlam bu toplamda.

“Talan etmediniz tezgâhlarını kurnaz bezirgânların

Da ısrarla şaşı baktınız gülün solduğu yere”

Bir uzun yol söylencesi J. Bir ihmalin 22 yıl aradan sonra kendine yer bulması yeniden. Sonra çocuklar, cinayetler, ağaçlar ve memleket.

www.evrensel.net