Leyla Güven'e özgürlük!


09 Kasım 2018 04:25

Cumhuriyet tarihi boyunca ‘tekçi’ politikaları uygulayan iktidarlar ne zaman Kürt sorunu gündeme gelse hep aynı savunmayı yaptılar: Efendim, bu ülkede Kürtler milletvekili, bakan ve hatta cumhurbaşkanı olabiliyorlar!” Bu politikayı en son Cumhurbaşkanı Erdoğan da  “Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Neyin eksik senin!” sözleri ile bütün açıklığı ile ortaya koymuştu. Gerçekten de bir şartla, bu ülkede “devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk” olduğunun kabulü şartıyla ‘Kürtler’ bu ülkede her göreve gelebilirler. Ama sorun şu ki, bu durum Kürtlerin ancak kendi ulusal kimliklerinin inkârı temelinde kabul gördüklerini ortaya koyuyor.

İki gün önce haber sitelerinde şöyle bir haber vardı: “Kürt parlamentosunda Türkçe yemin ettiler.” Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi parlamentosu yemin töreninde Türkmen vekiller Aydın Maruf ve Muna Kahveci Türkçe yemin etti. Orada kıyamet kopmadı, çünkü Türkmen vekiller mecliste kendi ulusal kimlikleri ile kabul gördüler. Oysa bu ülkede Kürtçe yemin etmek istedikleri için Leyla Zana’ların başına nelerin geldiğini hepimiz biliyoruz.

Tekçi politikanın bir devamı olarak Kürtlere hep özel bir hukuk da uygulandı. Apê Musa Kürtlere uygulanan bu özel hukuku bir anısında şöyle anlatır:

“Asliye Ceza Hâkimi Ahmet Bey bir celsede bana dedi ki 'Musa Bey, ne diye Kürtçe yazıyorsunuz?'
Ben de kendisine 'Hâkim Bey, İstanbul’da Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler gazete çıkarıyorlar. Ayrıca İngilizce ve Fransızca gazete de çıkıyor. Ben Kürtçe yazıyorum diye ne olacak?' dedim.
Hâkim, 'Efendim onlar azınlıktır' dedi.
Ben, 'Hâkim Bey, yani bir memlekette azınlık çoğunluktan daha mı avantajlıdır? Eğer bir azınlık kadar hakkım yoksa ben böyle çoğunluğu ne yapayım? Lütfen Karar verin ve beni de azınlık kabul edin' dedim.”

Bugün başta Selahattin Demirtaş olmak üzere binlerce Kürt siyasetçi, iktidarın Kürt sorununda uyguladığı politikanın devamı olan bu özel hukuk nedeniyle hapishanelerde rehin muamelesi görüyorlar.

Bu özel hukuk uygulamasının en son ve çarpıcı örneklerinden biri de DTK Eş Başkanı ve HDP Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in durumudur.

Leyla Güven 1994’ten beri, yani 25 yıldır her türlü baskıya rağmen demokratik siyasette ısrar etmiş ve Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünü savunmuş bir siyasetçi. 2004’te Adana Küçük Dikili’de belediye başkanlığı yapmış ve 2009’da Urfa Viranşehir’deki belediye başkanlığı sırasında ise, KCK operasyonları kapsamında tutuklanmıştı. Daha sonra bu KCK operasyonlarının da özel hukukun bir parçası olduğu ortaya çıkmıştı. Çünkü bu operasyonlar o dönem iktidar ortağı olan ve Kürt hareketini tasfiye edip Kürt illerinde kendi örgütlülüğünü egemen hale getirmek isteyen ‘Gülenciler’ tarafından gündeme getirilmişti. Yani o operasyonları yapanların hemen hepsi bugün darbe girişimi ve FETÖ’den cezaevinde yatıyorlar.

Leyla Güven, DTK Eş Başkanı olarak Afrin operasyonuna karşı yaptığı açıklamalar nedeniyle Ocak ayında tutuklanmıştı. Ardından tutukluyken 24 Haziran seçimlerinde HDP Hakkâri Milletvekili olarak seçildi. Ancak milletvekili seçilmesine rağmen özel hukuk uygulamalarının bir örneği olarak hakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı olmadığı halde serbest bırakılmadı. Oysa CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu, hakkında kesinleşmiş 5 yıl 10 ay hapis cezası kararı olduğu halde (burada Berberoğlu’na bu cezanın verildiği MİT TIR’ları davasının da ayrı bir tartışma konusu olduğunu belirtmeden geçmeyelim) cezasının infazı milletvekilliği sona erinceye kadar ertelenerek serbest bırakıldı. Berberoğlu’nun salıverilmesi, yani kendisini seçenlerin temsilcisi olarak meclise gitmesi elbette doğru bir karardır. Ama bu karar ile Leyla Güven’e uygulanan hukuk yan yana getirildiğinde hukuktaki çifte standart bütün çıplaklığı ile ortaya çıkıyor. Evet, Berberoğlu hükümlüyken salıverildi ama Leyla Güven hakkında kesinleşmiş herhangi bir karar olmadığı halde hâlâ içeride tutuluyor.

Kelepçeyi kabul etmediği için 7 Kasım’daki duruşmaya götürülmeyen ve bu duruşmaya ancak SEGBİS ile bağlanarak katılabilen Leyla Güven, savunmasında adil yargılanma hakkı elinden alındığı için süresiz açlık grevine başladığını duyurdu. Leyla Güven’in maruz bırakıldığı hukuksuzluğu ancak süresiz açlık grevine başlayarak duyurabilmesi aslında sözün bittiği yerdir. Gelinen yerde hangi görüşten olursa olsun, yeni rejimin demokrasi ve hukuku tamamen askıya almasına seyirci kalmak istemeyen hiç kimse, Leyla Güven’in sesine kayıtsız kalmamalıdır. Çünkü bütün çıplaklığıyla ortada olan bu çifte standart uygulamasına son verilip Leyla Güven özgürlüğüne kavuşmadan ve temsilcisi olduğu halkın görüş ve taleplerini meclis kürsüsünde dillendirmeden bu ülkede ne demokrasinin ‘d’sinden ve ne de hukukun ‘h’sinden söz edilebilir.

www.evrensel.net