Öze dönüş!..


09 Kasım 2018 04:00

İşler biraz sarpa sarmaya görsün, Fatih Terim’in saklamak için büyük gayret gösterdiği gerçek yüzü ortaya çıkıveriyor. Oysa her şey yolundayken yani takım galibiyet aldığında ne kadar da güleç, sempatik, şakacı, babacan, müşfik görünüyordu!..

2-0 öne geçtikleri derbinin 2-2 sonuçlanmasının hazımsızlığıyla, bir anda bütün bu saydığımız olumlu özellikleri terk edip özüne yani tehditkar, kışkırtıcı tavırlara ve hakaret içeren dile dönüverdi Terim.

Maçın bitiş düdüğünün ardından bazı futbolcuların kaba kuvvet gösterisine girişmesi de Terim’e 2-2’lik skor için aradığı mazereti sunmuş oldu…

Neymiş? Hakem Fırat Aydınus verdiği yanlış kararlarla maçı sabote edip Galatasaray kulübesini ve taraftarları çileden çıkarmış!.. Bu çileden çıkışa neden olarak da orta sahadaki bir mücadele sonrasında verilen faul ile yanlış bir taç kararını gösteriyor... Bir de Galatasaray’ın, Fenerbahçe ilk golü atana kadar mükemmel oynadığını iddia ediyor. Durumu özetle, “Biz mükemmel oynarken ve 2-0 öne geçmişken hakem verdiği yanlış kararlarla dengemizi bozdu ve o yüzden de maç 2-2 bitti” şeklinde açıklıyor.

Terim’in “mükemmel oynamaktan” ne anladığı da sorgulanmaya muhtaç. Mükemmel oynayan bir takım hakemin orta sahadaki yanlış bir faul kararıyla çözülecek kadar kırılgan olabiliyor demek ki…

Her şey bir yana, bir teknik direktör hakemin yanlış taç kararı yüzünden gol yediklerini söylemeye utanmaz mı? Terim utanmıyor.

Hazımsızlıktan kaynaklanan öfkeyle, maçtan sonra futbolcular arasında meydana gelen arbededen de Fırat Aydınus’u sorumlu tutuyor. Yardımcılarının ve kulübedeki oyuncularının depar atarak olaylara dahil olmasının, gerginliğin daha da yükselmesine sebep olduğunu unutarak. Soldado ile Belhanda’nın sarı, Jailson’un ise kırmızı kart görmesiyle sonuçlanacak bir olayın meydan kavgası boyutuna gelmesinde kendilerinin ne kadar pay sahibi olduklarını sorgulama gereği duymuyor. Çünkü o anda ona gerçekler değil, mazeret lazım.

Beraberliğin ve kavganın sorumluluğunu hakemlere yüklerken bir yandan da, “Camiamızın ve taraftarımızın hakkını kimse yiyemez, yedirmeyiz de”, “Mesele Galatasaray’a sahip çıkmak” gibi gönül okşayıcı klişelerle taraftarları arkasında yedeklemeye çalışıyor. Mağdur edildikleri iddiasına eşlik eden hak arama kararlılığının(!) taraftarlar üzerinde ne kadar büyük etki yarattığını iyi biliyor…

Ayrıca, maçı provoke etmekle suçladığı hakemi tehdit ve küfürle taciz ederken provokasyonun dik alasını yaptığının da farkında değil gibi…

Terim neyse ki, yardımcısı Hasan Şaş’ın yaptıklarını onaylamıyormuş. Ama ona göre Hasan Şaş öz eleştirisini yapar ve başkasının cezalandırmasını beklemeden kendisini cezalandırırmış!.. Hasan Şaş’ın kendisine nasıl bir cezayı uygun gördüğünü henüz duymadık. Bakalım, merakla bekliyoruz. Terim, “Hasan Şaş ile ilgili bir konu varsa, ona da biz karar veririz” diyerek adeta federasyona ve MHK’ye “Siz bu işe karışmayın biz kendi içimizde hallederiz” mesajı vermeyi de unutmadı... Hiçbir karşılığı olmayan boş laflar tabii ki Hasan Şaş’ı ceza almaktan kurtaramayacak…

Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz de çok tehlikeli laflar ediyor. “Kinlerini, nefretlerini yok etmesinler, saklı tutsunlar” gibi son derece kışkırtıcı laflar etmek, zaten sportif değerlerden alabildiğine uzaklaşmış ortama yeni düşmanlık tohumları ekmek anlamına gelmiyor mu? Ardından, “Ülke olarak birlik, beraberliğe ihtiyacımız var”, “Bölücülüğe, ayrımcılığa yol açmayın”, “Bize karşı algı yönetimi yapıyorlar” gibisinden her derde deva(!) klişeleşmiş zırvalarla taraftarlarının yüreğine su serpmeyi de unutmadı!.. Mustafa Cengiz, bu tarz açıklamaların futboldaki hangi sorunu çözebileceği konusunda acaba hiç düşünmüş müdür? Neyse o, yaptığı açıklamalarla başkanlığın gereğini yerine getirmiş olmanın huzuruna kavuştu ya, gerisi önemli değil…

Bu arada 22 yaşında bir gencin trajik biçimde hayatını yitirmesini bile rakip camiaya saldırmanın aracı yapabilecek kadar alçaklaşabilen provokatörleri de unutmamak lazım... Holiganizm zehrinin etkisini giderek daha çok hissettirdiği kültürel sefalet bizi her anlamda hızla tüketiyor…

Oyunun değil sadece tutulan takımın ve kazanmanın sevilip önemsendiği, rakibe saygının adının bile anılmadığı, kazanmak için de her yolun mübah görüldüğü yoz spor anlayışı elbette bol bol provokasyon ve tepişme üretecektir.

Herkesin mağdur rolüne büründüğü, provokasyon yaratmak için fırsat kolladığı ve ayrıca kendilerini çelmelemeye yönelik birtakım komplolara karşı amansızca(!) mücadele verdiğini iddia ettiği bir ortamdan farklı manzaralar çıkması beklenebilir mi?

www.evrensel.net