Eğitimde ana sorun Bakan Selçuk'un ferdiyetçiliği, Sözcü Kalın'ın Alliance dinciliği


09 Kasım 2018 04:05

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın bir yandan, Bakan Selçuk diğer yandan birbiriyle pek örtüşmeyen, kendi söyledikleri ve yaptıklarının da iç tutarlılığı pek olmayan, realitesi olmayan her gün bir şeyler söylüyorlar.

MEB’in ve YÖK’ün bütçe komisyon toplantılarındaki tartışmalara bakınca da çok büyük bir kafa karışıklığı var. Hele Selçuk’la birlikte bu daha da belirginleşmiş bulunuyor. Ana soru şu ki, temel insan, toplum, medeniyet, kültür anlayışımız veya anlayışlarımız nedir? Eğitim öğretim ve okullar bunun neresinde durmaktadır? Benim gördüğüm süreç ve mekanizmadan daha önce anlayışta, temel paradigmalarda bir eksiklik veya örtüşmezlik, realiteden bir kopuş var.

Sorun şu ki şizofrenik bir durumla; üç aşağı beş yukarı yenileşme ve Tanzimat’la başlayan 100-150 yıllık bir sürecin, başlangıçta normal sayılabilecek geçiş sürecinin yarattığı dikotomik-düalist anlayışın, medrese-mektep, şerriye-nizamiye (şeriat-örfi hukuk) ikiliğinin yeniden hortlaması gibi bir durumla yüz yüzeyiz.

Namık Kemal’de, Ziya Paşa’da, Mehmet Akif’lerde, Ziya Gökalp’lerde sürdürülen düalist anlayış M. Kemal’le, Mahmut Esat’la, Şükrü Saraçoğlu ile, H. Ali Yücel’le pozitivist bir tercihle sonuçlanmıştı: Tevhid-i Tedrisat, çağdaş hukuk sistemi, kültür ve uygarlığın “çağdaşlaşma” altında birleştirilmesi idi. İttihat ve Terakki de üç aşağı beş yukarı böyle bir “kültür ve medeniyet” birliğini savunuyordu. Cumhuriyetin ve Mustafa Kemal’in bütün atılımları bu yöndeydi: Çoban Türk-Kürt topluluklardan medeni bir ülke, medeni bir toplum, “medeni Türk” yaratmak projesiydi.

Yani Osmanlının 150 yıl boyunca geçiş halinde yaşadığı ikili üçlü anlayışlar, özellikle de “kültür-medeniyet” farkı sayıtlısına dayanan şizofreni Kemalizmle “kültür medeniyet” birliğine, çağdaşlaşma konseptine dönüştürülmüştü. 1924 ile birlikte, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılması ve Hılafetin kaldırılması ile birlikte, bir süreliğine bir çözüme kavuşmuştu veya böyle bir seçimle sonuçlanmıştı.

1945’lerle birlikte iş yine tersine döndü. Kalın, gelenekle modernleşme sentezinin “Yeni Osmanlıcılık” (dinci liderlik, halifelik) ile yapılabileceğini, Selçuk, ferdiyetçilikle din eğitiminin örtüştürülebileceğini sanıyor.

SELÇUK'UN FERDİYETÇİ AMERİKANCILIĞI ANADOLU REALİTESİNE UYMUYOR

Selçuk’un ferdiyetçiliği bu kadar büyük sosyokültürel, politik ve sınıfsal yarılmaların, bölgesel farklılıkların olduğu bir ülkede herhangi bir karşılığı olmayan, içi doldurulmamış, gerçekçilikten oldukça uzak, bu topraklara yabancı bir yaklaşımı oluşturuyor. Salt teknik bakarsa da AKP ile pragmatik başarı şansı bulunmuyor, gerçekliğe karşılık gelmiyor.

Selçuk olsa olsa özel okullar (orta üst sınıf serbest meslek mensuplarının çocuklarının) eğitim bakanı veya özel eğitim genel müdürü olabilir, kafa yapısı, algı ve görüşlerinin sınırı buna denk düşüyor.

İstediklerini yapamadığı açık da zaten istedikleri de sadece belli küçük bir sınıfı veya zümreyi, onların beklentilerini karşılayacak düzeyde, 18 milyonluk, çoğunluğu alt sınıflardan oluşan bir toplumun eğitilmesine, kültürel dönüşümü ve medenileşmesine uygun değil. Geleneksel ve yoksul bir toplumda aşağıdakini serbest bırakacağı, aileye bırakacağı asgariler yok, aksine çok sıkı bir kamucu eğitime ihtiyaç var, kamusal olarak yoksulların desteklenmesi gerekiyor, Finlandiya örneğine ihtiyaç var. Ferdiyetçi bir eğitim anlayışı bütün bir ülkeyi keşmekeşe, cehalete teslim etmek olacaktır. Buradan ülke ve toplumun daha da dağılmasından başka bir şey çıkmayacaktır.

Kaldı ki bu ferdiyetçilik AKP’ye de uymuyor, buna rağmen Selçuk’un bu kadar teşne olması bir kişilik erozyonuna yol açtığı gibi AKP ve Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor.

KALIN'IN ALLIANCE MODELİ VE DUALIST KOMPRADOR DİNCİ AMERİKANCILIĞI

Kalın’ın kültür ve medeniyet arayışı Selçuk’tan çok daha sorunlu bulunuyor, altı Tophane üstü Washington’a çıkıyor. Toplum diyor, kendi anlamını kuramıyor, gelenekler (yani din) anlam sağlasın, parası pulu olan Amerikan’ın brincil sınıf ajansları da ülkeyi istediği gibi kolayca yönetsin. Kalın, yoksul Müslüman’a, Anadolu halkına bilim felsefe sanat değil, olsa olsa din ve gelenek öneriyor, sadakat ve kulluk öneriyor.

Bu tam bir bağımlılık teorisyenliğidir, bir merkez-çevre kuramıdır. Merkezin (ABD’nin) çevredeki merkezi (Türkiye’deki yönetim) olmayı, komprador adamlığı (ajansı olmayı, alliance), böyle bir modelin sözcülüğünü Kalın ve benzerleri yapıyor. Bu model; Türkiye’deki bağımlı büyümeye, komprador burjuvaziye de uygun düşüyor.

Kalın gibilerin kanaat önderliği yaptığı bir ülkede “anlam” bunalımı zorunlu olarak çıkacaktır; bilimsel bir eğitim ve eleştirel bir düşünceye sahip bir halk buna müsaade etmez, o halde önce eğitim dincileştirilmelidir.

Kalın’ın halka gelenek-dincilik aşısından medeniyet çıkmayacağı gibi Selçuk’un ferdiyetçiliğinin de “kuzuyu kurdun insafına terk etmekten” öte bir karşılığı bulunmamaktadır.

Aksine; Türkiye için sağlıklı eğitim modeli; alt sınıfları-halkı çok güçlü bir şekilde destekleyecek kamusal ve bilimsel bir eğitim anlayışıdır.

Yarın 10 Kasım, M. Kemal’in ölüm yıldönümü. Bugünlerde yapılması gereken insanlık, kültür, eğitim, yönetim, ekonomi, demokrasi ve uygarlık anlayışlarının tartışılması ve diğer modellerle kıyaslanmasıdır.

www.evrensel.net