Kurtlar sofrasında Kürt pazarlığı!


08 Kasım 2018 05:00

Her ne kadar Erdoğan iktidarı tarafından bir pazarlık olmadığı söylense de Rahip Brunson’un serbest bırakılmasının ardından ABD-Türkiye arasındaki diplomasi trafiği hızlandı. Önce iki ülke karşılıklı olarak aldıkları yaptırım kararlarını geri aldı. Ardından ABD, İran’a yaptırımlar konusunda muaf tuttuğu 8 ülke arasında Türkiye’nin de olduğunu açıkladı. Sonra Menbic’te iki ülkenin ortak devriye programı uygulanmaya başlandı. Derken Erdoğan ve Trump arasında ardı sıra telefon görüşmeleri başladı. Ve en sonunda ABD’den Türkiye’deki iktidarın en hassas olduğu konuda bir hamle geldi. ABD, KCK-PKK’nin lider kadrosundan Karayılan, Bayık ve Kalkan’ın bulunması için para ödülü koyduğunu açıkladı.

Peki, uzunca bir süredir oldukça gerilimli olduğu bilinen iki ülke ilişkilerin ‘normalleşme’ye-ki ABD-Türkiye ilişkilerinde normalleşme demek, aslında Türkiye’deki iktidarın ABD ile işbirliği çizgisine çekilmesi demektir- doğru gidişinin arka planında hangi hesap ve pazarlıklar bulunuyor?

Bu hesap ve pazarlıklar bakımından vurgulanması gereken ilk nokta, Türkiye’nin İdlib konusunda Rusya ile yaptığı anlaşmanın ABD tarafından da desteklenmiş olmasıdır. Çünkü Rusya ve İran destekli Suriye rejiminin İdlib’deki cihatçı grupları askeri bir operasyonla hızlı ve kesin bir yenilgiye uğratması, özellikle Fırat’ın doğusundaki Kürt bölgelerindeki ABD varlığını ciddi bir tartışma konusu haline getirecekti. Yani aslında Türkiye’nin hamlesi, bölgedeki askeri varlığını “terörle mücadele” ile açıklayan ABD’ye de zaman kazandırmış oldu-ki, son dönemlerde Rusya ve İran’ın, Suriye’de asıl tehdidin İdlib değil; Fırat’ın doğusu olduğu açıklamalarını yapıp Türkiye’yi buraya müdahaleye kışkırtmaya çalışmalarının arkasındaki neden de budur. Burada göz ardı edilmemesi gereken bir diğer noktada IŞİD’in gücünün büyük oranda sınırlandığı halde ABD’nin IŞİD’e yönelik öldürücü hamleyi sürekli geciktirmesidir. Bunun nedeni de bilinmez değildir; Trump dönemiyle birlikte ABD’nin bölgedeki önceliği IŞİD’le mücadele yerine İran’ın kuşatılmasına kaymış durumdadır. Ve IŞİD’in varlığının devam etmesi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığı için hâlâ en geçerli gerekçe durumundadır.

Tam bu noktada ABD’nin Türkiye ile ilgili asıl hesabına dikkat çekmek gerekiyor: ABD, İran’ı kuşatma stratejisi bakımından Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Bu temelde hem İran’a yönelik yaptırımlardan Türkiye’yi muaf tutarak Türkiye’deki iktidarın Rusya-İran çizgisine tamamen kaymasının önüne geçmek ve hem de bugün geri plana düşmüş olsa da Türkiye-İran arasındaki bölgesel rekabeti yeniden kışkırtarak Türkiye’yi İran’a karşı tutum alan/alacak bir pozisyona, yani kendi yanına çekmek istiyor.

ABD ve Türkiye arasındaki gerilimin, dolayısıyla ABD’nin bugün Türkiye’deki iktidarı işbirliği çizgisine kazanabilmesinin en kritik konusunu Kürt sorunu oluşturuyor. ABD, Fırat’ın doğusunda Kürtlerle (Suriye Demokratik Güçleri-SDG) sürdürdüğü işbirliğine ve buradaki askeri üslere Rusya ve İran’ın bölgede artan etkisini durdurmak bakımından ihtiyaç duyuyor. Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi, Türkiye’deki histerik milliyetçi-şovenlerin sandığının aksine ABD, Türkiye düşmanlığından ya da Kürtlerle gönül bağı olduğundan değil, sadece başka dayanağı kalmadığı için Kürtlerle işbirliği noktasına geldi. Yoksa hatırlayalım, Suriye’ye müdahale sürecinin ilk yıllarında ABD, Türkiye’yi destekliyor ve dahası Suriye Kürtlerinin uluslararası toplantılara katılmasını dahi engelliyordu.

ABD’nin Menbic’teki ortak devriyeden sonra PKK’nin 3 lideri için para ödülü koyması, Kürt sorununda Türkiye ile pazarlık defterini açtığını gösteriyor. ABD, daha önce de Fırat’ın doğusunda Kürtlerle sürdürdüğü işbirliğinin kabulü karşılığında Türkiye’deki Erdoğan iktidarına PKK’ye karşı ortak mücadele önerisi yapmıştı. Hatta 15 Ağustos’ta Türkiye’nin Şengal’e yönelik hava operasyonunda KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zeki Şengali’nin suikastla öldürülmesinin istihbarat bilgilerini de ABD vermişti. İşte ABD’nin, PKK liderlerinin bulunması için aldığı ödül kararı da bu yönde atılmış yeni bir adım olarak değerlendirilebilir.

Kendi Kürt sorununu baskı ve şiddet yöntemi ile çözme politikasını sürdüren ve bu temelde Kürtlerin sınırların ötesindeki kazanımlarını da kendisi için tehdit olarak gören Türkiye’deki iktidarın bu konudaki beklentisi, elbette ABD’nin SDG ile sürdürdüğü işbirliğini sonlandırmasıdır. Ancak bu durum, bunun mümkün olmadığı, başka bir deyişle ABD’nin belirttiğimiz nedenlerden dolayı Kürtlerden tamamen vazgeçmesinin mümkün olmadığı koşullarda Erdoğan iktidarının pazarlıklara açık olmadığı anlamına da gelmez. Son gelişmeler PKK’nin askeri olarak tasfiyesi ve Fırat’ın doğusundaki Kürt oluşumunun olabildiğince sınırlanması konusunda iki ülke arasındaki pazarlıkların sürdüğünü düşündürüyor.

Bu tabloda Suriye Kürtleri için söylenebilecek şey, Türkiye’deki iktidarın Kürt karşıtı politikası ile ABD’nin Türkiye’yi İran’a karşı işbirliği çizgisine kazanmak için Kürt sorununu pazarlık konusu yapma politikası arasında sıkışmış olduklarıdır.

Özetle ABD, bölgesel egemenlik mücadelesi ve bu temelde ortaya koyduğu İran’ı kuşatma stratejisi için Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor ve bu temelde Kürt sorununu pazarlık masasına koyuyor. Erdoğan iktidarı da bu politikanın Türkiye’yi yeni bir bölgesel gerilim ve çatışmanın içine sürükleyeceğine aldırmadan konu Kürtler olunca pazarlığa dünden razı görünüyor.

Burada bizler bakımından yanıtlanması gereken en kritik soru şu: Hangisi bu ülkenin ve halklarımızın çıkarınadır; Kürt sorununu muhatapları ile müzakere ederek demokratik barışçıl bir temelde çözmek mi, yoksa bu sorunu kendi çıkarları için Türkiye’yi yeni gerilim ve çatışmaların içine çekmek isteyen emperyalistlerle pazarlık konusu yapmak mı?

www.evrensel.net