31 Ekim 2018 04:35

Kavala’nın iddianamesi 1 yıldır neden yok?

Paylaş

Türkiye siyasal hayatı komploya dayalı tutuklama süreçleri açısından köklü bir tarihe sahip. Eğer hakkınızda bir ferman verildiyse, onun hükmünü icra etmesi için gerekli dolgu malzemeleri de dönemin hegemonik ihtiyaçlarına göre bir kalıba dökülüyor.

AKP’nin, Türkiye’nin temel sorunlarının başında gelen Kürt sorununda ‘açılım’ siyaseti izlediği dönemlerde bu siyasetle uyumlu olarak AB ile ilişkiler de sıcak tutuluyordu. Bu süreç, AKP iktidarının, AB ile ilişkiler zemini, bu zeminin medyadaki ve ‘sivil toplum’ alanındaki gücünü de arkasına alarak askerin siyaset ve bürokrasi üzerindeki etkisiyle de mücadele ettiği bir süreçti. Pek çok liberal aydının bu süreçte AKP’ye destek verdiği biliniyor. 

AKP’nin asker ile mücadelesinde arzuladığı hegemonik üstünlüğü yakalamasından sonraki siyasal süreç ise, artık bu yeni düzlemin dengeleri üzerinden belirlendi. 

‘Tek adam’ yönetimine giden dönem, Erdoğan liderliğindeki AKP’nin, devletin Kürt sorunu başta olmak üzere bir dizi önemli konuda güvenlik siyasetinin belirleyiciliğini savunan geleneksel yapısıyla da bütünleştiği bir dönemdi aynı zamanda. İktidar olduğu halde devlet olamamaktan sıkça yakınan AKP, bu dönemle birlikte devletleşirken, kendisine eleştirel yaklaşanlara karşı da kesintisiz devam eden bir ‘temizlik süreci’ne girişti.

Gezi ve 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları, ‘darbecilik’ yaftası ile savuşturulmaya girişilirken eskiden birlikte yol yürünen ‘sivil toplum örgütleri’ ya da bu bağlam içindeki kişi ve kurumlar da yeni dönemin ‘alan temizliğinin’ hedefi haline geldiler.

İktidarın baskı pratiklerine dair önemli raporlar hazırlayan Uluslararası Af Örgütü’ne yönelik operasyon ve tutuklamalar, insan hakları kurumlarının yöneticilerine yönelik olarak gerçekleştirilen Büyükada baskını, Alman Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel’in tutuklanması bu ‘alan temizliği’nin birer parçaları olarak gerçekleşti. 

18 Ekim 2017 tarihinde gözaltına alınıp 1 Kasım’da da tutuklanan işadamı Osman Kavala da gözaltına alındığı süreç ve kendisine yöneltilen suçlamalarla birlikte bu halkanın bir devamı olarak okunmalı. 1 yıldır tutuklu olan Kavala’nın hala iddianamesinin dahi hazırlanmamış olması, Deniz Yücel’in durumu ile çok benzer.

Erdoğan tarafından ‘ajanlıkla’ suçlanan gazeteci Deniz Yücel hakkında iktidar medyasında, tutuklanma sürecinin dolgu malzemeleri olarak yer alan manşetlerin önemli bir bölümünün, tahliye olma sürecinde alelacele hazırlanan iddianamesine bile yansımadığı biliniyor. 

Bu tür tutuklanma süreçleri, aslında bir siyaset kurma süreci olarak işlediğinden, aslolan da bu operasyon süreçlerinde verilen mesajlarla kurulmak istenen siyasal zeminin var edilmesi oluyor. İddianame ile yargılama süreçleri ise, sonraki dengeler tarafından belirleniyor ve bu süreci yönetenler açısından tali meseleler olarak görülüyor.

Kavala’nın tutuklanmasıyla birlikte, aslolarak onun desteklediği ‘sivil toplum’ pratiklerinin artık sakıncalı görüldüğü ve bu alanın siyaseten mayınlandığı ifade edilmiş oldu. 

Dün bu yazı yazılırken, Erdoğan’ın partisinin grup toplantısındaki konuşmasında Fırat’ın doğusuna dair operasyon mesajı vermesi de, ‘güvenlikçi’ politikalarla kendini gerçekleştiren bu iklimin tamamlayan bir unsuru olarak okunmalı.

Bu yönetme pratiği farklı kesimler üzerinde farklı biçimlerde etki gösterse de, özünde aynı siyasetin bir sonucu olarak gerçekleşirken, her pratiğiyle de o siyaseti yeniden kuruyor. 

Tam da bu nedenle Osman Kavala’nın iddianamesinin 1 yıldır neden hazırlanmadığını, bu kadar süre içinde hala hangi bilginin arandığı, yanıtını tahmin etsek de sormalıyız.

Kavala’nın tutuklanmasına dair şu ana kadar bolca komplo teorisiyle beslenen siyasal suçlamalar dışında ikna edici bir gerekçe ortaya koymayanların, bugünlerde kendilerini Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili olarak adaletin adresi gibi sunmaları da ayrıca ironik.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa