Sonda saklı kahkaha


21 Ekim 2018 04:15

Anımsamakla başlıyor her şey. Eski istasyonlarda çoğalan ayrılıklar ve kavuşmalar yağmur öncesine saklıyor kendini. Kavuşmaya koşan dakikalar, bir yerde ayrılığı da sürüklüyor yanında. Olmadık düşlerin saadeti sarmalarken içimizi, öte yandan kuşatılmış olmanın seyri de dolaşıyor adımlarımıza. Çıkıp gitmenin ve unutmanın bahçelerinde dolaştığımızda karşımıza çıkan ağaçlar, o duygu seliyle ya da trajediyle yüzleşmemizi istiyor bizden.

Sonra gidip düşünüyor ve anımsamanın başladığı yerde neyi ya da neleri unutmamız gerektiğini soruyoruz kendimize. Herkes kendi karanlığına, kendi dehlizine çekilip anlamaya çalışıyor olan biteni. Baş edemediğimiz yerde danışıyoruz kitaplara ya da filmlere; yeniden yanıt oluşturmaya ve o yanıtla hayatı yeniden biçimlendirmeye çalışıyoruz. Baş edilemeyecek gibi değil oysaki; ama orada, o duyguda kalmış olmanın melankolisi yas mevsimini çoğaltıyor sanki. Yaşanır sanılan her şey orada yas süzgecinden geçip yeniden anlam bulmaya çalışıyor. Unutmanın sokaklarında anımsamanın adımlarıyla yürüyoruz. Böyle sürüp gidiyor karmaşa.

eski hazirandı. neyi arıyordum ben
ben neyi arıyordum daha demin an evvel şimdi
hepimiz aynı yok çiçeği aramanın küskünü
hepimiz yuvası bozulmuş kumru kuşu

Bunları yazmış Unutmanın Kısa Tarihi adlı yeni kitabında Betül Dünder, “Eski Bir Haziran” başlıklı şiirinde. Son dizesinde de “meydan okuyacak kimsem yok artık” demiş.

Kendine çekilmiş gibi duruyor bu şiirde ve son dizesinde şair. Oysa kafa tutmanın ve itirazı çoğaltmanın sözcükleri bir araya gelerek toplam oluşturmuş kitapta. Derinden çağlayan bir ses, içimizin oyuklarında dinlenerek sürdürüyor reddiyesini.

Uzaklara bakan bir kadın ses veriyor daha çok. Ali İsmail’in yakınlarında, kuşlara ses vermenin ağrılı yanı dineliyor.

kimse kimsenin elçisi olmaz iken şu dağın gelinciğine bak sen
Ali’yi sesleniyor derinden, kızıymış gibi toprağın

Unutmaya açtığı penceresinde anımsamamızı istiyor Betül. Belki de sormamız gereken şudur: İnsan ne kadar unutabilir? Unutmanın seyri zamanla ağırlığını yitiren anıların perdesini çekiyor. Baş köşede olanı kaldırıp çöpe attığımızda sevincin ya da kargınlığın seyri de biçim değiştiriyor, evet. Ne çiçekleri suçlamak geçiyor aklından artık ne de kapıyı gösterdiği için pişmanlık büyüyor içinde insanın.

avcım beni yaralı bıraktı diye
kalbim ve ben
bütün dünya bilgisini unuttuk
çırpındık bir köke varmak için, nafile
bir kırbaç gibi şakladık durduk geçmişe

Nerede çakılı kalmışsa orada sorguluyor sözcükleri şair. Bahçede kendi ağırlığını taşımaktan yoksun gül, yoksulluk biriktiriyor. Yere doğru eğilen başında rengine dair gururu bir sorunun rüzgârıyla çıkıyor açığa. Kökleri yavan demek ki; orada büyüyen anıların kökleri nasiplenmek istemiyor bu yavanlıktan. Bodur sevinçlerin, tenha gülüşlerin kendine yarattığı neden daha bir anlam buluyor bu karmaşada.

Sesi ve duyarlığı şiirde çoğalan kadınlar geleceğe daha umutla ve farklı sözcüklerle bakmamız için yazının ilk gününden beri umut veriyor bize. Edebiyatımız bu duyarlığın itirazını farklı sözcüklerle daha güçlü kılıyor. Geri çekilip yeni anlamlar bulmaya çalıştığımız kitaplarda karşılaştıklarımız sezdiriyor bunu.

Biz uzaktan baksak da değerini buluyor bu kitaplar. 2018 Ruhi Su Şiir Ödülü’Unutmanın Kısa Tarihi adlı kitabıyla aldı Betül Dünder. Daha önceki yıllarda Asuman Susam ve İsmail Mert Başat almıştı.

Rakka’da satmışlar kızkardeşimi
elleri kalbinden büyükmüş alanın
ağzı ellerinden büyük
o kadar olur zaten çiğnemeden yutanın

Seçici kurul başkanı Cevat Çapan basın açıklamasında şu ifadelere gerekçelendirdi verilen ödülü:

Yaşadığımız çağda karşılaştığımız sorunların bize neleri unutturduğunu, bizi nelerden yoksun ve yoksul bırakarak yabancılaştırdığını somut örneklerle bir bir sıralarken, yitirdiğimiz değerlerin bizi nasıl köklerimizden ve çevremizden kopardığını nedenleriyle açıkladığı ve şiirsel dilin yaratıcı gücüyle unutulan her şeyin büsbütün yok olup gitmediğini de ustalıkla yansıttığı için, Betül Dünder’in ‘Unutmanın Kısa Tarihi’ adlı kitabı, 2018 Ruhi Su Şiir Ödülüne değer görülmüştür.

Her şey hızla ve üstelik sezdirmeden unutmanın kalbinde yaşarken, ayrıntılarına kadar bizi rahatsız eden ne varsa onu bulup bir bir hesaplaşıyor Betül. Bir aynaya bakar gibi yüzleştiriyor bizi kendimizle. Doğrulup neden bulmaya ya da soru sormaya çalışırken de unutmakla anımsamak arasındaki o ince çizgide bir dize daha armağan ediyor bize:

tuttum bu kahkahayı en sona bıraktım

 

www.evrensel.net