Halkı vurma programı


12 Ekim 2018 04:25

“Enflasyonla mücadele programı” Bakan Albayrak tarafından sermayenin temsilcileri önünde açıklandı! Lafı dolandırmadan vurgulayalım ki, bu program halkı vurma, halkın ekonomisini çökertme, sermayeyi kurtarma programıdır. Zamlarla, enflasyonla zaten krizin tüm yükü halkın sırtına yıkılmaya başlanmıştı, ilan edilen bu program yıkım sürecinin hızlanacağını ilan etmekten başka bir anlam taşımıyor. TÜSİAD’çısından Koç’una, Sabancısına, MÜSİAD’çısından TOBB’una kadar tüm sermaye temsilcileri iktidarın ardında hizaya geçtiler ve krizi kendileri için fırsata çevirmenin yoluna çıktılar.

Önce kendilerini McKinsey’e denetleteceklerini açıkladılar. Sonra halkın ABD ve özünde emperyalizm karşıtı tepkisi ve öfkesinin hedefi olacaklarını anlayınca en tepeden çark ettiler. Hesaplıyorlar ki, IMF’siz IMF programları uygularlarsa dış yatırımlar oluk oluk akacak, taze para ihtiyacına çözüm bulunacak. Verdikleri güvencelerle bu hesabın tutup tutmayacağını zaman gösterecek. Ama bugünden kesin olan bir şey varsa o da şu: Gelen her yabancı sermaye aşırı karları güvenceye alarak, ülkenin birikmiş değerlerini sonuna kadar yağmalama güvencesi alarak gelecek.Bu güvence en tepeden kendilerine “IMF ile defteri kapattık“ diyen tarafından verildi. Şimdi uluslararası sermayenin temsilcileri soygundaşlarına “Türkiye’de satın almalar yapmaya çağırıyor” Yani onlar için bugün ülke çok uygun bir av alanı. “Millilik ve yerlilik” demagojilerinin gelip demir attığı yer burası!

Peki geriye ne kalıyor? Geriye kalan İnönü örneğinde ortaya atıldığı gibi, ‘bizden öncekilerde aynı yolu tutmuştu’ diye özetlenebilecek, geçmişte girilen yolların bugün otobanlara döndüğünün itirafından başka anlama gelmeyen demagojilerdir. Ama yapılan demagojiler ne denli büyük olursa olsun, önümüzdeki gerçek değişmiyor. Ülke bir krizi yaşıyor ve bu kriz her geçen gün biraz daha derinleşiyor. Bütün bu önlemlerin temel amacı krizin yükünü işçi ve emekçi kitlelerin sırtına yıkmaksa, sermaye için alınan diğer kararlarda ekonomide paniğe yol açacak çöküntülerin önüne geçmek, sermayeyi korumak olarak şekilleniyor. Sermayeye kaynak için işsizlik sigortası yağmalanıyor, şirketlerin yaşaması için bankalara sermaye aktarılıyor.

Kriz sadece ekonomik önlemlerin alınmasıyla hafifletilmeye çalışılmıyor. İşçi ve emekçi halk seferberliğe, krizin yükünü gönüllü olarak omuzlamaya çağrılıyor. Büyük tekeller, vurguncular es geçiliyor, vatandaşın mahallenin bakkalını, manavını, pazarcısını ihbar etmesi isteniyor. Tekellerin kapısından giremeyen, onlardan hesap soramayanlar bakkalın, manavın kapısına dayanıyor. Ama onlardan aldıkları yanıt, “daha yukarıya bakın” olmaktadır.

İşçinin ve emekçinin ekonomisi çoktan çökmüştür. İşten atılma, işini kaybetme korkusuyla süren kısmi sessizlik, ya da bıçak kemiğe dayanınca gösterilen karşı çıkış, daha yaygın ve güçlü karşı çıkışlara ve öfke patlamalarına gebedir. Eğer işler buraya varırsa kimsenin şüphesi olmasın, Gezi bu fırtınanın yanında meltem esintisi gibi kalacaktır. Kuşkusuz işimiz fal açmak değil, söylemek istediğimiz sadece işçi ve emekçi kitlelerin ön cephesindekiler görevlerini iyi yaparlarsa, işlerin buraya varması için koşulların son derece elverişli olduğunun altını çizmektir.

www.evrensel.net