Kriz, sağlıkta özelleştirmenin fırsatı mı yapılıyor?


12 Ekim 2018 04:30

Krizler, kapitalist sistemin MR cihazı rolünü oynamışlardır.

Sistemin propagandacılarının ve siyasetçilerinin üstünü örterek halkın görmesini engellediği hastalıklar, krizlerde gözler önüne serilmiştir. Çünkü, kapitalist siteminin hastalıklarının üstünü örten ve onun olduğundan farklı gösterilmesini sağlayan başlıca cilalama unsurlarından birisi olan para konusunda sıkıntılar başlayınca, cila dökülüyor; cilanın üstünü kapattığı çürüme, yozlaşma, uyumsuzluk, verilen hizmet ya da mal üretiminin tıkanması... ne kötülük varsa ortalığa saçılıyor.

HALK KARA PROPAGANDAYA DEĞİL YAŞADIKLARINA İNANMALI

Bunu son günlerde sağlık sisteminde yaşananlarla da görüyoruz.

Nitekim önce Ordu Devlet Hastanesi Başhekimliği’nin sonra Gazi Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği’nin “hayati olmayan ameliyatların yapılmaması” için hekimleri uyardıkları ortaya çıktı.

TTB ve sağlık emekçilerinin sendikaları, bunun sadece Ordu Devlet Hastanesi ve Gazi Üniversitesi Hastanesinin sorunu olmadığını, tüm kamu hastanelerinin benzer sorunlarla boğuştuğunu açıkladılar.

Sağlık Bakanlığı ise “Böyle bir sorun yoktur. Hastanelerimizde işler tıkır tıkır yürümektedir” açıklamasıyla, tıpkı “Kriz mriz yoktur” denilmesi gibi, “Hastanelerde hiçbir sorun yoktur” demekte ısrar ediyor.

Peki, halk kime inanacaktır?

Elbette yaşadıklarına!

Nitekim hastanelerden gelen ameliyatların ertelendiği, pek çok sağlık hizmetinin yapılamadığı haberleri de sıklaştı.

Elbette vatandaş, bu gelişmeleri sadece kendi yaşadıklarıyla da değerlendirmemeli; yakın geçmişte “özelleştirmelerin” nasıl bir kara propaganda eşliğinde yapıldığını ve sonuçlarını da bilerek, bugün sağlık alanında olanları anlamaya çalışmalıdır.

‘PARAN KADAR SAĞLIK’ POLİTİKASININ GELDİĞİ YER

Evet, ortada yükselen dolar ve onun yarattığı, tedavi malzemelerinin fiyatlarının hastane bütçelerini zorlaması vardır. Ama sorun bundan ibaret değildir. Eğer öyle olsaydı bunu aşmak, bir kalemde patronlara milyarlar aktarılan bütçe için de pek de zor olmazdı.

Bu yüzden bugün kamu hastanelerinin “hayati zorunluluğu olan ameliyatlar dışında ameliyat yapamaz” duruma getirilmesinin arkasında, Erdoğan-AKP hükümetlerinin hayali olan “sağlığın özelleştirmesi/ticarileştirilmesi”, “paran kadar sağlık” anlayışına uygun olarak yürüttükleri ve bu amaca adım adım yaklaştıkları uygulamalar olduğunu söylemek gerçeğe en yakın değerlendirme olacaktır.

Çünkü Erdoğan-AKP hükümetleri devri iktidarı boyuca;

Kamu hastanelerinin hizmetlerinin kötüleştirilerek itibarsızlaştırılması,Az çok parası olanların özel hastanelere ve bir çeşit özel hastane olarak organize edilen “Şehir Hastaneleri”ne yönlendirilmesi,SGK güvencesiyle sağlık hizmetlerinden yararlananların da kamu hastanelerinden verilen “üçüncü sınıf bir hizmete” razı olduğu bir sağlık sistemi hedefini gerçekleştirmek için tüm imkanları seferber etmiştir.

PARASIZ, ULAŞILABİLİR, KALİTELİ BİR SAĞLIK HİZMETİ

Öyle anlaşılmaktadır ki, Erdoğan-AKP yönetimi bu amaçlarına yürümek için, bu alanda da krizi fırsata dönüştürmeyi; krizin sağlık alanına yansıyan boyutunun faturasını “kamu hastaneleri sistemi”ne yıkarak, bu hastaneleri “eski Türkiye’nin sağlık kurumları” olarak suçlayıp kendi sorumluluklarını saklamayı amaçladıklarını söylemek yanlış olmaz.

Kuşkusuz ki, kamu hastanelerinde “ödenek baskısı”, sağlıkçıların çalışma koşullarının ağırlaştırılması, deneyimli hekimleri ve sağlık personelini özel hastanelere gitmeye teşvik eden baskılar, uzunca bir zamanda beri önemli bir sorundu. Ama krizle birlikte, baskıların had safhaya çıkarak, sağlık hizmetinin verilmesini engelleyecek boyutlara vardığı anlaşılıyor.

Kısacası bugün sağlıktaki sorun, “bazı hastanelerde hayati olmayan ameliyatların yapılamaması”yla sınırlı değildir. Tersine; bugün, “parasız, kaliteli, ulaşılabilir sağlık hakkının savunulması”ndan geri adım atılmaması, az çok “kabul edilir” bir sağlık hizmeti için de ön şart haline gelmiştir.

Başka bir söyleyişle sağlık hizmeti talebi, ameliyatların bile yapılamaz duruma gelmesiyle, “halkın can güvenliği” ile ilgili bir talep haline gelmiş bulunmaktadır.

Sermaye ve hükümetinin vatandaşın can güveliği sorununu umursamadığı, krizin çektiği, sistemin MR’ında açıkça görülmektedir.

Elbette bunu sistemin sahipleri de görüyor, görüyordu da. Ama burada asıl olan halkın bunu görmesi, kendisi için gerekli dersi çıkarmasıdır.

www.evrensel.net