08 Ekim 2018 04:25

Menbic, Fırat'ın doğusu ve sorunun kaynağı

Paylaş

Bir süreden beri iktidar güdümlü medya organlarında Menbic ve Fırat’ın doğusu üzerinden gerilimi tırmandırmaya yönelik yayınlar yapılıyor.

Menbic kent merkezine hendekler kazıldığı haberleri üzerinden Türkiye için yeni bir tehdit algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Oysa Haziran ayında yapılan anlaşmaya bağlı olarak sınırda Türk ve Amerikan askerleri ortak devriye görevini yapıyor. Kent merkezinde ise, Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) bağlı çoğunluğunu Arapların oluşturduğu güçler bulunuyor. Kaldı ki Suriye içinde yer alan bir kentte hendeklerin kazılması Türkiye için nasıl bir tehdit oluşturabilir? Herhalde Menbic’teki güçler kendi kentlerinde hendek kazarak başka ülkelere saldırma planı yapıyor olamazlar! Aksine eğer bir kente hendekler kazılmışsa bu hendekler dışarıdan gelmesi muhtemel bir tehdide karşı kazılmış demektir.

Peki, Türkiye’ye yönelik hiçbir saldırı belirtisi olmadığı halde neden Menbic ve Fırat’ın doğusu üzerinden gerilim tırmandırılmaya çalışılıyor?

Bu sorunun yanıtını verebilmek için önce Fırat’ın doğusunu Türkiye için bir tehdit olarak görme/gösterme politikasının arka planındaki gerçekleri bir kez daha hatırlamak gerekiyor.

Ocak 2013’te başlatılan ‘çözüm süreci’ daha bir yılını bile doldurmamışken AKP-Erdoğan iktidarının ‘müzakereden sorumlu’ Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Star gazetesindeki köşesinde ‘PYD Üzerinden Stratejik Rol Tahayyülü’ başlıklı yazısında “PYD’nin Suriye’de yaşanan kaosu fırsat bilerek yakın zamanda bir statü elde edeceği tahayyülü, Türkiye’deki demokratik reformları küçümseyen bir tatminsizlik ve şımarıklık üretiyor.” diyordu. Yalçın Akdoğan daha o zaman Kürtlerin Suriye’de bir statü sahibi olmasının AKP iktidarının ülke içindeki Kürtlere kendi çözümünü dayatmasını olanaksız hale getireceğini itiraf ediyor ve bunu “tatminsizlik ve şımarıklık” olarak adlandırıyordu. Sonra bilindiği gibi Suriye’de kurulan Kürt kantonlarının yıkılması için büyük umutlar bağlanan IŞİD’in Kobanê kuşatması başarısızlığa uğrayınca Cumhurbaşkanı Erdoğan “ortada masa yok” diyerek ‘çözüm süreci’nin sonuna gelindiğini açıklamıştı.

Anlayacağınız bugün Fırat’ın doğusunun Türkiye için bir tehdit olarak gösterilmesinin nedeni buradan Türkiye’ye yönelik bir saldırı olması değil, aksine Kürtlerin burada bir statü sahibi olmasının Erdoğan iktidarının ülke içinde Kürt sorununda uyguladığı politikaları sürdürülemez haline getireceği içindir. Başka bir deyişle aslında sorunun kaynağı Fırat’ın doğusunda değil, ülke içinde iktidarın uyguladığı politikalardadır. 

Bu hatırlatma üzerinden Menbic ve Fırat’ın doğusunda gerilimin neden tırmandırıldığına gelirsek, bu gerilim politikasının da arka planında Suriye’de Rusya ve ABD arasındaki anlaşmazlık bulunuyor. Türkiye’yi İdlib’deki cihatçıların tasfiyesine ikna etmek için yapılan görüşmeler sürecinde hem İran Cumhurbaşkanı Ruhani ve hem de Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “asıl tehdit Fırat’ın doğusundaki ABD varlığı” açıklamalarını yapmıştı. Bu açıklamaların asıl amacı Erdoğan iktidarında Fırat’ın doğusuna müdahale hevesini canlandırmaktı-ki konuda başarısız oldukları söylenemez.

Geriye yanıtlanması gereken bir soru daha kaldı: Bu ülkeler neden Türkiye’deki iktidarın Fırat’ın doğusuna müdahale hevesini canlandırmak istiyorlar?

Çünkü İdlib’deki cihatçıların tasfiyesinden sonra Suriye’nin geleceğinin belirlenmesi bakımından tek bir düğüm noktası kalıyor. O da Fırat’ın doğusunda DSG’nin yönetimindeki bölge ve buradaki ABD varlığı. Rusya ve İran, Kürt sorununun Türkiye’nin zayıf karnı olduğunu bildikleri için Türkiye’yi Fırat’ın doğusu üzerinde bir baskı gücü haline getirmek istiyorlar. Böylece hem NATO üyesi Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirerek ABD’nin orada kalıcı olma hesaplarını bozmak ve hem de Suriye Kürtleri üzerinde baskı oluşturarak onları Esad rejiminin dayatacağı çözüme razı etmek istiyorlar.

Yani Menbic ve Fırat’ın doğusunda gerilimi tırmandırma politikasının bir kazananı olacaksa bu Türkiye değil, Türkiye’nin Kürt sorunundaki hassasiyetlerini kendi çıkarları için kullanan Rusya ve İran olacaktır. Öyleyse Türkiye’nin bölgesel savaş ve gerilimin içine daha fazla sürüklenmesinin önüne geçmek ve olası yeni tehditleri engellemek için geriye yapılması gereken tek bir yol kalıyor: Sorunun kaynağına, yani kendi Kürt sorununa dönerek demokratik çözüm kanallarını yeniden açmak ve bölgede de müdahale girişimlerine son vererek barışçıl bir politika izlemek.

 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...