Faiz artışı çözüm oldu mu?


21 Eylül 2018 04:15

Uzunca bir süredir piyasalar eylül ayında yapılacak Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını beklemekteydi. Buradan çıkacak güçlü bir faiz artırımı kararının TL’nin hızla gerileyen değerini korumaya dönük tek çıkar yol olduğu görüşü büyük ölçüde ağırlık kazanmıştı. Nihayetinde PPK piyasa beklentisinin de üzerinde 625 baz puanlık bir artışla politika faizini yüzde 24 seviyelerine çekti. Bu hamle başlangıçta dolar kurunu 6 seviyelerine kadar çekse de kısa sürede kur tekrar karar öncesi seviyelere doğru tırmanışa geçti. Merkez Bankasının bu hamlesini büyük ölçüde boşa çıkaran ise bizzat Erdoğan’ın kendisi oldu. Gerek karar öncesi gerekse de sonrasından yaptığı açıklamalar Merkez Bankasının TL’nin değerini korumak üzere bağımsız politika izleyebileceğine dönük teminat arayışındaki finans çevrelerinin yaşadığı güven bunalımını derinleştirdi.

Her yatırımcı işin doğası gereği öncelikle yatırım yaptığı para biriminin değerini koruyacağını bilmek ister. Merkez Bankası bağımsızlığı denilen kavram sermaye çevreleri açısından bu sebeple önemlidir. PPK sert faiz artırımı ile piyasalara bu yönde net bir mesaj vermeyi amaçlamıştı. Ne var ki, Erdoğan’ın “sabrım taşıyor” açıklaması gelecekte benzer hamlelerin tekrarlanmasının pek de kolay olmayacağı algısını güçlendirdi.

Bu elbette ilk değil, daha önce de gördük. Burada akla en yatkın açıklama Erdoğan’ın açıklamalarıyla seçmene, Merkez Bankasının ise hamleleriyle sermaye çevrelerine seslenme amacı taşıdığı, rol paylaşımın bu şekilde yapıldığı gibi görünüyor. Ne var ki, tek başlı yeni rejimde kurumların bağımsız yapısında yaşanan erozyon Erdoğan’ın söylemlerinin diğer aktörlerin hamlelerini boşa çıkarmasıyla sonuçlanıyor. İyi polis, kötü polisi oynamak zorlaşıyor. Hele son haftalarda iş öyle bir hal aldı ki, gün içerisinde kanallar Erdoğan’ın herhangi bir yerdeki konuşmasına bağlandığı anda döviz kuru yükselişe geçiyor.

Erdoğan’ın faiz konusundaki teorik açıklamaları dayanaktan yoksun olabilir ama kaygısı yersiz değil. Küçük işletmelerin kredi maliyetlerindeki sert tırmanış borcun çevrilmesini günden güne zorlaştırıyor. Durum hane halkı cephesinde de farklı değil. Pek çok bankanın yıllık maliyet oranları konut kredilerinde 36, ihtiyaç kredilerinde ise yüzde 56’ları buluyor. Bu oranlar tüzel müşterilerin kullandığı ticari kredilerde daha da yüksek seyrediyor. Son açıklanan konut satış istatistikleri ağustos ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12.5’luk bir daralmaya işaret ediyor. Kredili konut satışlarında ise yaşanan daralma yüzde 67’yi buluyor.  Böylesi bir ortamda, hele ki Erdoğan’ın faizlerin gerileyeceği yönündeki tüm teminatlarına rağmen kredi maliyetlerinim bu denli sert bir şekilde tırmanması yerel seçimlere hazırlanan bir hükümetin kolay göğüsleyebileceği bir durum değil. Erdoğan’ın söylemlerini de bu çerçevede anlamlandırmak mümkün.

Önümüzdeki haftalarda finansal piyasalardaki bu gelişmelerin reel sektöre yansımalarını izleyeceğiz.  Böylesi bir ortamda işten çıkarmalar, ücret kesintileri ve hak gaspları günden güne yaygınlaşacak. Havaalanı işçilerinin dile getirdiği haklı taleplerin bu denli yüksek perdeden karşılık bulmasının  nedeni de bu. Gelecekte yaşanacak benzer hak arayışlarının şimdiden önünü almaya dönük bir gözdağı verdi hükümet. Bu kış sert geçecek, görünen o.

www.evrensel.net