21 Eylül 2018 08:44

‘Yaprak kımıldadı’ diyen Hayatın Sesi’ni cezalandırmaya doymuyorlar!

Paylaş

Hayatın Sesi televizyonuna iktidarın kini, nefreti yatışmıyor; ceza üstüne ceza kesiyorlar.

- Önce OHAL tarafından kanun hükmünde kararname (KHK) ile kapatıldı; yayın araçlarına el kondu.

- Sonra RTÜK’ten para cezaları geldi.

- Önceki gün de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından televizyonun yöneticileri olan Mustafa Kara, Gökhan Çetin ve Gökhan Bayram’a 3 yıl 9’ar ay ceza verildi!

Davanın açılma gerekçesi ise akıllara seza: Hem IŞİD, hem TAK, hem de PKK propagandası yapmak!

GERÇEK GAZETECİLERE GÖZDAĞI

Hayatın Sesi’ne kapatmayla başlayan ve cezalarla süren düşmanlık boşuna değil. Çünkü iktidarı elinde bulunduran egemenler ve onların siyasi temsilcilerinin en çok korktuğu şey halkın gerçekleri bilmesi, onların yalanlarına inanmamasıdır.

Bunun içindir ki; medyanın yüzde 95’ini “yandaş” ve “yancı” medya olarak ellerine geçirdikleri, onlarca gazete ve TV’yi kendilerini rahatsız eden gerçekleri gündeme getirdikleri için kapatmalarına karşın bir türlü rahatlayamıyorlar. Bu yüzden de kamuoyuna gerçekleri açıklayan televizyon kanalı olarak basın tarihimizde onurlu bir iz bırakan Hayatın Sesi’ni cezalandırmaya, kapatıldıktan sonra da devam ediyorlar. Ki, elbette burada amaç, sadece Hayatın Sesi’nin yöneticilerini cezasız bırakmamak değildir. Böylece ülkeyi yönetenler aynı zamanda, bugün hâlâ gerçeğin peşinde koşan, kara propagandayla üstü örtülmek istenen gerçekleri yazmaya, gündeme getirmeye devam eden gazetecilere gözdağı vermek istemektedir.

GAZETECİLİK TARİHİMİZİN EN BASKICI DÖNEMİ

Önceki gün İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde kararda olduğu gibi, bu karar ve arkasındaki zihniyet yeni icat edilmiş değildir. Tersine Türkiye’nin 200 yıllık demokratikleşme mücadelesi boyunca egemen güç odakları; gerçekleri açıklayan medya organları ve gazetecileri, “tıkır tıkır giden” bu düzenin tekerleğine çomak sokan; üstü örtülmek istenen gerçekleri açığa vurarak ortalığı karıştıran nifakçılar olarak görmüştür.

Bu 200 yıl boyunca gazeteciler tehdit edilmiş, sürülmüş, cezaevine atılmış; olmadı öldürülmüş ve gazeteler, radyolar, TV kanalları kapatılmıştır.

Ama şunu söyleyebiliriz ki, “mutlak yasaklar” dönemi olan sıkıyönetim halleri dışında Türkiye’de medya ve gazeteciler hiçbir zaman bu dönemdeki kadar ağır, yaygın ve çok yönlü (mali, siyasi, adli...) baskılara maruz kalmamıştır.

Bugün Türkiye’nin, dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu (150’den fazla gazeteci cezaevinde) ülke olmasının yanında, artık sayısını bilmediğimiz kadar çok gazetecinin yargılandığı bir ülke olması da gösteriyor ki Türkiye, “Dünyadaki en büyük gazeteci hapishanesi”dir.

BASKILARA KARŞIN GAZETECİLER GERÇEĞİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEK

“Sansürcülüğü” ile ünlü Abdulhamit’in devrilmesinden sonra, 1908 yılında sansür kaldırılmıştır. Bu yıl “Sansürün kaldırılması”nın 110. yılını kutladık! Ama sansürden daha sinsi, daha yıpratıcı, öz güven sarsıcı bir ceza olan “otosansür” had safhadadır. Bugün artık iktidarın borazanlığını yapmayan medya organlarının yazarları, editörleri, muhabirleri, yazdıkları her yazıyı, her haberi yeniden yeniden okuyarak, açıkça kendi kendini sansürlemektedirler!

“Tek parti tek adam rejimi”nin inşasının vazgeçilmez öteki “tek”i ise “tek sesli bir medya”dır. Onun içindir ki iktidar, medyanın yüzde 95’ini ele geçirdiği halde tatmin olmamakta; muhalif medya, baskılar, para cezaları, gazete kağıdı ve öteki maliyetleri üzerinden çökertilmeye çalışmaktadır. Çünkü; yalanlarına ancak gerçeğin üstünün örtülmesiyle inandırıcı olacağını bildikleri için gerçeği yazan medya organları kapanmaya zorlanmakta ve gazeteciler cezalandırılarak sindirilmek istenmektedir.

Şu açık ki; Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinin en önemli yanlarından biri “basın özgürlüğü”, “halkın haber alma özgürlüğü” mücadelesidir. Bu mücadele boyunca gazeteci sıfatı taşıyan pek çok kişi egemenlere teslim olmuş, hatta “operasyon gazetecileri” olmuştur. Ama, azımsanmayacak bir gazeteci kitlesi de gerçeğin peşinde koşmaya devam etmiş; gazeteci olarak tehdit edilmiş, işsizliğe, açlığa mahkum edilmiş, mahkemelere sürüklenmiş, cezaevlerine atılmış, katledilmiş ama gerçeğin haberini yapma, gerçekleri açıklamakta da ısrar etmişlerdir.

‘KIMILDAYAN YAPRAĞIN’ HABERİNİ YAPMADA ISRAR

Bugün de medya ve gazeteciler üstündeki baskının ölçüsü ne kadar artmış olursa olsun, mahkemeler ne kadar ideolojik ve siyasi kaygılarla karar veren, politize edilmiş kurumlar olarak davranırsa davransın; gerçek gazeteciler gerçeğin bayrağını indirmeden üstlerine düşeni yapmaya devam edeceklerdir.

İnsanlık tarihi de açıkça göstermektedir ki; tarihin her döneminde gerçeği söylemek için bedel ödeyenler hep olmuştur.

Bu yüzden de ülkenin bütün sınırları rüzgar kesen setlerle kapatılsa ve bütün yapraklar dört bir yandan zincirlenerek, “Bakın yaprak kımıldamıyor” dense de; bir biçimde “bir yaprak kımıldadığı”nda “Bakın bir yaprak kımıldadı” haberini yapan gazeteciler hep olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Bugün bir “gazeteci hapishanesi”ne döndürülen ülkemizde, “yaprak kımıldadı” haberini yapmaya devam etmek ise, kendisini “gerçeğin habercisi” olarak gören her gazetecinin vazgeçemeyeceği görevidir.

Hayatın Sesi de 9 yıllık yayın hayatı boyunca, gerçeğin zincire vurulması için her yolun denendiği bir dönemde, “penguen televizyonculuğu”na, işçilerin, emekçilerin yaşadıklarında haber değeri görmeyen gazeteciliğe karşı mücadele etmiştir. İşte bu yüzden “tek parti tek adam rejimi” tarafından cezalandırmaya doyulmamaktadır!

Hayatın Sesi’nin gerçeği savunmadaki kararlılığının mirasını sürdürmek bugün her gerçek gazetecinin sorumluluğudur.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa