Esnaf barometresi!


14 Eylül 2018 04:15

“Polis esnafı ateş ederek dağıttı” 12 Nisan 2001 tarihli gazeteler Siteler esnafının isyana dönüşen eylemlerini böyle veriyorlardı. 11 Nisan’da Tandoğan Meydanı’nda yaklaşık 70 bin kişinin katıldığı büyük bir miting yapılmış, TBMM’ye yürümek isteyen kitleye polis müdahale etmiş, havaya ateş açmış, bankalar ve kamu binaları taşlanmıştı. Esnafın 2001 krizine tepkisi böyle olmuştu. Ama 2001 krizi bu yönüyle değil, bir esnafın Ecevit’e yazar kasa fırlatmasıyla hatırlanıyor. Bütün bunlara karşın olup bitenin “Dış güçlerin oyunu olduğu”, gösteri yapanların “Darbe provasına katıldıkları” gibi yaklaşımlar o dönemde kimsenin aklına gelmemişti.

Gazetemizde 10 Eylül tarihinde yer alan bir habere göre büyük bir AVM’de, Forum İstanbul, içlerinde ünlü markaların da olduğu mağazalar kepenklerini iki saat geç açarak eylem yapmışlar, doların aşırı yükselmesiyle kendilerine çıkarılan faturayı protesto etmişlerdi. Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Yönetim Kurulu İstanbul’daki 3 AVM’de mağazaların geç açıldığını duyurdu. BMD’nin açıklamasında “Perakende sektörünün iki yıldır türbülansla karşı karşıya bulunduğu... kira faturalarının yılbaşına göre yüzde 31, son bir yıla göre yüzde 46 daha yüksek geldiği” ifade ediliyordu. Yani esnaf büyüklüğüne ve konumuna göre ülkenin mevcut durumunu ortaya çıkaracak bir barometre gibi tepki veriyor.

Buna karşın AKP Sözcüsü Çelik, “Kepenk kapatma eylemini kesinlikle doğru bulmuyoruz... Hiç kimse Türkiye’de kepenk kapatma, piyasayı belli açıdan bloke etme gibi bir tavra girmesin” açıklamasını yapıyordu. Küçük esnafın önemli bir kısmı “Başkanı” destekliyor ve şu sıralar raflardaki ürünlerin etiketlerini değiştirmekle epeyce meşgul durumdalar! Karlarından fedakarlık yapacak değiller ya! Genel olarak esnafın, üretim içinde olmayan “küçük ticaret adamının” krizler karşısındaki tavrı hemen tepki vermek şeklinde olur. Çünkü o bir alışveriş ustası olarak soyulduğunu hemen anlayabilir ve fiyatlarını anında müşterilerine yansıtma tutumuna girer. 

Ama mevcut ekonomik krizin etkisinin yansıması sadece bunlardan ibaret değildi. Halkın üzerine yıkılan zamlar, yükselen enflasyon, kriz bahanesi ile işinden atılan işçiler, yine kriz nedeniyle “bakım ve onarım” işlerini uzatan fabrikalar, işçileri ücretsiz izne göndermeler vb. devam ediyor ve önümüzdeki günler ve haftalarda bu tip uygulamaların artacağı neredeyse kesin gibi. Normal olarak işçi sendikalarının şimdiden seslerini yükseltmeleri, faturayı üstlenmeyeceklerini ilan etmeleri ve işçileri mücadeleye hazırlamaları gerekirdi. Ama sendika üst yönetimleri bitik vaziyette. Diğer taraftan mücadeleci sendikacı kesimleri de anlaşılmaz bir sessizlik içerisinde.

Emek cephesinde durum böyle ama sermaye iktidarı boş durmuyor. Londra ve birinci Berlin seferleri, Fransa ile yapılan görüşmeler sonuç vermedi. Amerikan gazetelerine “Başkan”ın yazdığı ve mavi boncuk attığı yazı da sonuç vermemiş gözüküyor. Mali sermayenin kodamanları uşaklarına IMF’nin yolunu gösteriyor. Bu ayın sonuna doğru yapılacak olan yeni Berlin seferinden farklı bir sonucun çıkacağı beklenmemeli. Onlar alacaklarına garanti isterlerken, yeni satışların peşinde koşmayı, bir koyundan iki post çıkarma işini de ihmal etmiyorlar.  Basında demir yollarının Almanlara teslim edileceği, 35 milyar avroluk yeni bir anlaşma yapılacağı haberleri yer alıyor. Sanki kusursuz soygun anlaşması Berlin-Bağdat tekrarlanıyor, Düyûn-ı Umûmiye kapıda bekliyor, “Varlık Fonu’da” rehin verilecek ilk ulusal varlık olarak “Başkanın” emrinde hazırda tutuluyor.

Büyük sermayenin tüm desteğini arkasına alan iktidar peş peşe önlemler alsa, yeni paketler, programlar hazırlasa da bütün yaptıkları ve yapacakları gümbürtülü bir çöküşe engel olamayacak. Şimdi bu ertelenmeyle, mümkün olduğunca az hasarla atlatılmaya çalışılıyor ama ekonominin mevcut gerçekleri bütünüyle başka gelişmeleri işaret ediyor. 16 yılda iyi kazmışlardı, şimdi derin bir çukura yuvarlanma zamanı geliyor. Geriye bir tek soru kalıyor; işçi ve emekçi halk bu gelişmelere nasıl bir tepki verecek?

www.evrensel.net