Sarkaç demokrasisi


19 Haziran 2011 12:07

Geçen Pazartesi günü zahmet edip de yazımı okuyan değerli okuyucularım fark etmiştir; o bir rüya; yani gerçekleşmesi zaten söz konusu olmayan bir fantezi idi. O bir dua dahi değildi. Zira böylesi bir yakarışı Yüce Tanrı da, kendi işimizi kendimizin halletmesi gerektiği görüşü doğrultusunda, kabul etmezdi!
Rüyamda ne görmüştüm: Türkiye’nin emperyalizme teslimiyeti halkımıza istikrar ve büyüme diye yutturuluyordu. Finans parazitleri dışında halkımız, döviz kurunun istikrarlı olarak baskılı tutularak dünyada serseri mayın gibi dolaşan spekülatif sermayenin uluslararası piyasada en yüksek getiriyi alıp çıkmasına olanak sağlandığını algılasaydı, bu politika mimarına oy verir mi idi! Halkımız, devamlı yükselen dış borçların sıcak para ile geçici olarak finanse edilerek, kısa dönemde sorunların halının altına süpürüldüğü yorumunu yapsaydı, siyasal tercihi böyle olur mu idi! Halkımız “istikrar” sözcüğünün kimlerin yararına yönelik kullanıldığı bilincine ulaşmış olsaydı, bu slogana prim verir mi idi!
Türkiye geç kapitalistleşen bir ekonomi olarak, emperyal merkez dokunun ileri sanayi ürünlerine montaj hizmeti verme ve katma değeri düşük bazı basit girdi parçalarını üretme dışında, iç pazarda bunların ticaretini yapma işlevini yüklenebilir. Bu kompleksten kurtulma adına ara sıra medyada yer alan “Türk mucitleri” haberleri, bu doku yapısını radikal olarak değiştirmediği gibi, dokuya uyumlu olarak ayrı bir bağlamda ele alınmak durumundadır. Hal böyle olunca, vaktiyle merkez ekonomilerde kurulmuş olan fabrikaların niçin şimdilerde çevre ekonomilere, bu arada da Türkiye’ye kaydırıldığının anlaşılarak, dünyanın ileri ekonomileri arasında yerimizi alıyor olduğumuz görüşünün sorgulanması gerekmiyor mu?  Ya da, fert başına yılda 10 bin dolar ve üzeri gelire ulaşmış bulunuyoruz beyanlarının dikkatlice analiz edilerek, bu hesap doğru ise, Türkiye’de kaç kişinin ayda 900 dolar ya da 1500 TL dolayında gelir sağladığı irdelenmelidir. Geliri bu rakama ulaşmayan her bir vatandaşın, geliri bundan fersah fersah yüksek olanlara durmadan aktarım yaptığı, yani gelir dağılımının çok bozuk olduğu ortada değil mi?
Halkımız tabii ki gerçek anlamda demokrasi istiyor. Ancak, demokrasi dokusunun hassas yapısı içinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemine karşın, fiili durumda yasama, yürütme hatta bağımsız olmaları gereken yargının ve yüksek eğitimin dahi aynı dokunun birer parçalarıymış gibi birbiri ile uyumlu görüntü içinde, ancak gerçekte memurlaştırılmış bir anlayışla çalışmalarının sağlanmasını halkımızın tasvip ettiği söylenebilir mi? Ancak, halkımız hem referandumda, hem de seçimde aynı yönde oy kullandığına göre, algılamada bir sorun olduğu ortadadır.  Evet, bazı aydınlarımız, maalesef, iktidarın demokrasiyi boğma icraatını “ileri demokrasi”ye geçiş olarak görmüş ve halka da böylece yansıtmışlardır. Yakup Kadri Kararosmanoğlu aydınların halkı aydınlatmadığını, bu nedenle halktan hesap sorulamayacağını söylerken, tarihin bir aşamasında bunun daha da fecisinin yapılabileceğini kendi ahlak dokusu içinde idrak edememiş olsa gerek!
AKP’nin cemaat mantığı çerçevesinde sosyal destek sağlayan bir iktidar olarak algılanması, başlı başına bir yanlış değil midir? Zira toplumsal sosyal faaliyetler bir partiye özgü olursa, vatandaşın bundan rencide olması gerekir. Bu tür destekler gereklidir, ancak bu desteklerin parti programlarından bağımsız devlet politikası olarak yapılması bireylerin vatandaşlık hakları açısından kaçınılmaz bir zarurettir.
Görülüyor ki, seçim sonuçlarının hizmet temelinde yorumlanması, hizmetlerin niteliği kadar çarpıtılmış toplumsal algılamalar nedeniyle de fazla anlamlı değildir. Diğer yandan, AKP iktidarının, itirazı gerektiren noktalar bulunmasına rağmen, sağlık ve konut alanındaki icraatlarının ciddî oy sağladığı ortadadır. Ancak, bence durumun böyle basit algılanması doğru olamaz. Hatta ileri burjuva toplumlarında geçerli olan iktidar partilerinin zamanla yıpranması tezinin geç burjuvalaşan Türkiye’de yaşanmaması da izaha muhtaçtır. Şu hale göre, seçim sonuçlarının asıl nedenini daha farklı noktalarda aramak gerekmektedir. Şöyle ki; emperyalizmin ve içte seçmen tercihinin çakıştığı noktanın, küreselleşme ve emperyalizmi bizzat emperyalizmin çıkarı doğrultusunda en doğru ve etkili okuyan partinin AKP olduğu görüşü yanında, Türkiye’nin emperyalizm doğrultusunda şekillenmiş alternatif partisinin bulunmayışı gerçeği olduğu anlaşılmalıdır. Bu yaklaşım çerçevesinde, AKP’nin beklenmedik yüksek oy oranının CHP’yi bu hedefe yaklaştırmakta olmakla beraber, tüm çabalara rağmen, bu yolda henüz yeterli mesafe alınamamış olduğunun da dikkate alınması gereken bir nokta olduğu kanaatindeyim. Bu savların geçerliliği varsayımı altında, Anayasanın kaba hatları tahmin edilebilir.

evrensel.net
www.evrensel.net