Tarih çarpıtıcılığı ile nereye kadar?


11 Eylül 2018 03:25

Geçtiğimiz pazar günü TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Bilecik’in Söğüt ilçesinde, “737’nci Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri”ne katıldı.

Yıldırım, şenlikteki konuşmasında; “Ertuğrul Gazi, bir uç beyi olarak dönemin süper gücü Bizans’a karşı koydu. Korkmadan, bahane üretmeden Bizans karşısında çelik gibi durdu. Torunları, Ertuğrul Gazi’nin kemiklerini sızlatmadı. Onları bugüne kadar hiçbir zorluk yıldırmadı. Bugünden sonra da dimdik milletçe hayattayız, hayatta olmaya devam edeceğiz” dedi.

Tahmin edileceği gibi Yıldırım, bugünün iç ve dış politikadaki büyük sorunlarının yanı sıra ekonomi politikalarının çöküşünün nedenini de bir yandan “FETÖ hainleri”ne öte yandan “terör” ve “dış düşmanlara” bağlayarak sadece “tarihi çarpıtmak”la kalmadı, bugünün gerçeğini de baş aşağı göstermeye çalıştı.

‘TEK ADAM REJİMİ’NİN BİR AYAĞI ‘IRKÇILIK’TIR!

Yine geçtiğimiz hafta sonunda Gebze’de, Fatih Sultan Mehmet’in öldüğü yer olarak bilinen Hünkar Çayırı’nda eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kızını “Kayı düğünü” ile, dendiğine göre 14. yüzyıl geleneklerine göre, evlendirdi!

Tabii burada Osmanlı’nın en şanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in öldüğü yerin bir düğün için seçilmesine mantıklı bir neden bulmak zordur. Ama belki de AKP büyükleri bu düğünü, “Fatih’in öldüğü yerde ‘Fatih’ doğacak” diyen bir yaklaşım olarak açıklayabilirler. Çünkü Erdoğan kendisini (partisini) “göklerden seçilmiş” olarak görüyor.

Erdoğan böyle görüyorsa Recep Akdağ da böyle görüyordur!

Nitekim daha iki hafta önce, 26 Ağustos’ta Malazgirt savaşının 947. yılı kutlamalarında da Erdoğan ve Bahçeli, Ahlat ve Malazgirt’te boy göstermişti.

Bilal Erdoğan’ın vakfının, “2 bin 500 yıllık devlet, 1400 yıllık medeniyet, 1000 yıllık vatan” sloganıyla konseptini belirlediği bu kutlamalarda; her ne kadar “1071 metrekare oturumlu Cumhurbaşkanlığı köşkü inşa etmek” tartışılmışsa da asıl olarak, “tek parti tek adam rejimi”nin ideolojisinin (bugün AKP-MHP ideolojisinin sentezi olan) bir ayağını oluşturan “Türk ırkçılığı”nın öne çıkarılması önemliydi. Elbette burada doğrudan “Türk ırkçılığı” denmiyor ama, “1000 yıllık vatan” denilerek, “Türklerin Anadolu’ya ayak basması”na işaret ediliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin tarihi 1071’den başlatılarak, bütün bir Anadolu halklarının tarihi yok sayılarak, “ırkçılık”, “tek adam rejimi”nin ideolojisinin iki temel bileşeninden birisi yapılıyor.

TEK ADAM REJİMİNİN DİĞER AYAĞI ‘İHVANCI’ İSLAMCILIK

Ya öncekiler?

Elbette bu yaklaşım, şimdilik MÖ 12 binlere kadar uzanan uygarlıklar beşiği olmuş Anadolu’nun tarihini yok sayan bir tarih anlayışıdır.

Kendilerine az çok gerçekçi bir tarih oluşturmak isteyen halklar, kendilerini o topraklarda yaşamış halkların yarattığı uygarlıkların devamı olarak gösterirken; AKP-MHP ise kendilerine yeni bir ideoloji yaratırken, Anadolu’nun tarihini Türk ve İslam öncesi tarihinden kopararak yeni bir tarih yazmaya soyunmuş bulunmaktadır. Ki, dolayısıyla “İhvancı İslamcılık”, Türkiye tarihinin çarpıtılmasının öteki ayağını oluşturmaktadır.

Bu iki bileşenin çatlakları ise; Osmanlıcılık cilasıyla kapatılmak istenmektedir.

Nitekim son yıllarda, “yeni Osmanlıcılık” olarak popülize edilen görüşlerin resmi devlet görüşüne dönüştürülmesi amaçlı olarak, “Çanakkale”, “Kutul Amare”, “Kudüs savunması” gibi Osmanlının çöküş yıllarındaki savaşları yücelten bir propaganda yürütülüyor. Elbette “Ulu Hakan Abdulhamit” geleneksel propagandası eşliğinde!

ERDOĞAN VE AKP KENDİLERİ İÇİN TARİH UYDURUYOR

Her egemen sınıf, tarihi yeniden yazmıştır.

Burada amaç kendi sınıf iktidarına meşruiyet sağlamak ve onun dışındaki her iktidarı ve iktidar girişimini gayrimeşru ilan etmektir.

AKP iktidarı elbette bugün egemen sınıfların has partisidir. Ve onun ideolojisi de, egemen sınıfın ideolojisidir. Ama egemen sınıfın aynı sınıfsal temellere dayanan katmanlarının ihtiyacına göre, egemen sınıfın farklı ideolojik versiyonları olabiliyor. Bugün de AKP-MHP koalisyonu egemen sınıfların bugüne kadarki en gerici ideolojik platformunu inşa etmektedir.

Nitekim 12 Eylül cuntası, kendi ideolojik tutumunu “Türk-İslam sentezciliği” olarak tarif etmişti. O günden sonra da bu kavram, çeşitli sağcı partilerce benimsendi. Ancak AKP’nin İhvancı İslamcılığı ile MHP’nin Türk ırkçılığı üstünden “Türkçülük” anlayışının “sentezlenmesi” olarak geliştirilme yoluna girilen  “Türk-İslam sentezciliği”, 12 Eylül cuntasını çok aşan bir “Türk-İslam sentezciliği” olarak ete kemiğe büründü.

Bu “ikili çatı”nın altına;

- “Yeni Osmanlıcılık” diye ifade edilen, eski Osmanlı toprakları (Binali Yıldırım, Söğüt konuşmasında işi bu toprakların 28 Türkiye büyüklüğünde olduğuna kadar götürdü) üstünde “hak” iddia eden ve bu topraklara kurulmuş devletler üzerinde hegemonyanın yanı sıra “İslam’ın koruyuculuğu”nu ekleyen bir dış politika, (*)
- İç politikada ise “tek parti tek adam rejimi”ne, “yerli ve milli referanslara dayanan bir demokrasi” anlayışı olarak dayanak yapılmaktadır.

‘TEK PARTİ TEK ADAM REJİMİ’ İÇİN BİR İDEOLOJİK ZEMİN

Bu yüzden de AKP-MHP koalisyonunun bu tarih çarpıtması, Osmanlının uzak ve yakın tarihine duyulan bir hayranlık, nostaljik bir heves, bazı kişilerin ya da çevrelerin fantezisi olsaydı; “Bırakın oynasınlar” denilip geçilebilirdi. Ne var ki gerçek böyle değildir. Tersine bugün egemen sınıflar içindeki en gerici kliğin iktidarını sürgit sürdürmek, ülkeyi otokratik, bir “tek adam rejimi”yle yönetmesini meşru gösterebilmek için böyle bir ideolojik zemine ihtiyaç duymaktadır. Bu zemini de “Osmanlıcı boyasıyla boyanmış Türk-İslam sentezciliği” nde bulmuştur!

Dolayısıyla bugün Malazgirt’in yıl dönümü, İslami menkıbelerin öne çıkarılması ya da Osmanlı’nın zafer ve yengileri etrafında yapılan anma ve kutlama kampanyaları “masum” etkinlikler değil, tarihi çarpıtarak, ırkçı ve İslamcı bir dünya görüşüne dayanaklar bulma girişiminin ifadeleridir. Nitekim son yıllarda giderek yoğunlaşan, “yerlilik ve millilik” yaftasının her şeyin üstüne yapıştırılması hevesinin dayanağı da bu ideolojik zemin üstünde temellendirilmektedir.

Tarih çarpıtıcılığına karşı mücadele, sadece bilimsel bir tarih anlayışını savunma mücadelesi değil aynı zamanda halkların, işçi sınıfının tarihi doğru öğrenmesi; işçi sınıfı partisinin tarihsel misyonu ve sorumluluklarını doğru olarak belirleme mücadelesidir de. Dahası işçi sınıfının ırkçılıkla, şovenizmle, milliyetçilikle, dinci-mezhepçi bölücülükle mücadelesinde de tarih çarpıtıcılığı ile mücadele önemli bir yer tutmaktadır.

 

(*) 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Osmanlının çöküşünü önlemek için geliştirilen üç başlıca akım; Osmanlıcılık, Türkçülük ve İslamcılıktır! Öyle görünmektedir ki, AKP-MHP koalisyonu bu yakın tarihten feyzalmaktadır. İktidar, bugün bu üç ayrı, birbirine alternatif olarak ortaya çıkmış akımı bir kurtuluş reçetesi olarak birleştirmek istemektedir. Ama buna inandırıcılık sağlayabilmek için tarihi çarpıtması gerekmektedir. Bugün yapılan da budur.

www.evrensel.net