'Sarayın menüsü' hangi sınıfın hayat tarzına işaret ediyor?


08 Eylül 2018 04:49

Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Vahap Munyar’ın Saray’da yapılan 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonunda sunulan yiyecek ve içecekleri kamuoyuna açıklamasının ardından başlayan tartışmalar sürüyor.

Saray’daki bu ziyafet, sadece medyada ya da muhalefet çevrelerinde değil üstelik, emekçi kahvelerinde ve işyerlerinde konuşmaların, aile sohbetlerinin, artık her şeyin fiyatının sözcüğün gerçek anlamıyla ateş pahasına dönüştüğü pazarda satıcılarla alıcılar arasındaki klasik pazar muhabbetlerinin de konusu. “Milletin evindeki” bu “mütavazı ikram” daha da konuşulacak gibi görünüyor.

1789 Büyük Fransız Devrimi günlerinde, Kral XVI. Louis’nin karısı Marie Antoinette, ekmek isteyen yoksullar kalabalığına bakıp, “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyerek, aymazlığın ve halka yabancılaşmanın simgesi olarak tarihe geçmiştir. Marie Antoinette gibi, Saray da, halkın sıkıntılarına karşı aymazlığın ve yabancılaşmanın simgesi olarak tarihe geçer mi, bunu bilmek zor ama Saray’ın bu “ikramda”ki menüsüyle uzunca bir zaman bu skandalla anılacağını söylemek yanlış olmaz.

HALKA ‘KEMER SIK’ DİYORLAR, KENDİLERİ KUŞ SÜTÜYLE BESLENİYOR

Çünkü tam da emekçilerin pahalılıktan, sofralarına ekmek bile koyamamaktan şikayetlerinin hızla yayıldığı, halka “tasarruf” adına “kemer sıkma” öğütlerinin verildiği, “Kemer sıkmayanların vatan haini ilan edilmesi” için zamanın kollandığı bir dönemde; Saray’daki “ikram menüsü”, “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” demek kadar aymazlığın, halka ve sorunlarına yabancılaşmanın ifadesidir.

Hani “mükellef sofralar” için “bir kuş sütü eksik” denir ya; Saray’daki ikram bu eksiği aşmış! Çünkü “ejder meyvesi” zamanımızda, halk için kuş sütünün yerine geçecek kadar nadir bir meyvedir.

Menü gerçekten de kışkırtıcı oluğu kadar; "Pataşur içerisinde Çerkez Tavuğu” ve "Zencefilli Somonlu Suşi", “Ejder tartalet içerisinde Antakya usulü Humus”, “Susamlı Levrek Simidi, “Meyveli Smoothie (Chia tohumu eşliğinde)”, “Efuli (Liçi meyvesi eşliğinde)”, Aloevera (Starex meyvesi eşliğinde), Orman Meyveli Special gibi adları ve tatlarıyla da tamamen “yerli ve milli” olduğundan şüphe edenlerin “gayrimilli” olduğunu gösteren bir ikram menüsüdür!

Nitekim Munyar’ın yazdığına göre, Cumhurbaşkanlığı Sosyal Hizmetler Müdürü Seyit Başkonak bu menuyü, “Milletin evinden ikram gibi bir konsept olarak düşündük” demiş!

DİYARBAKIRLILAR ‘EJDER MEYVESİ’Nİ BİLMEYECEK KADAR CAHİL KALMIŞ!

Gazetemizin Diyarbakır Muhabiri Çağla Yolaşan, Diyarbakır’da pazara gidip esnafa ve halka, Saray’daki menü ve özel olarak da tanesi 36 TL (5 dolardan fazla) olan “ejder meyvesi”yle ilgili; “Ejder suyu nasıl bir içecek, hiç içtiniz mi, ejder meyvesi satıyor musunuz?” diye sormuş!

Elbette esnafıyla, pazarda alışveriş edeniyle Diyarbakırlılar arasında “ejder suyu” alıp içen olmadığı gibi, adını bile ilk kez Saray’daki menüde çıkınca duymuşlar! Nitekim Çağla’nın sorularını; “Zenginler yiyor, fakirler sürünüyor”, “Vatandaş mevsim meyvelerini bile alamıyor”, “Ne ejder meyvesi suyu, herhalde en sonunda suyla ekmek yiyeceğiz. Ekmeği de bulamayız bu gidişle” diye yanıtlıyorlar.

Böyle bir menü, AKP’nin iktidara geldiği yıllarda olsak, böyle bir resepsiyonda sunulamazdı. Çünkü o yıllarda henüz kendilerine oy veren halka karşı, sorumlu davranmak zorunda hissediyorlardı kendilerini. Bugün artık, gerek AKP yönetimi gerekse onlarla hareket eden bürokratlar, halkın yaşadığı zorlukları çoktan unutmuş, daha da önemlisi halkın yaşantısındaki zorlukları umursamayan bir yaşam fazına geçmişlerdir. Yani artık onlar sadece hizmetleriyle değil yaşantıları ve ahlaklarıyla da en zenginlerin yaşam tarzını benimsemişler ve bunu da “sonradan görme” bir biçimde teşhir edecek kadar fütursuzlaşmışlardır!

SARAY, İKTİDARIN SINIFSAL KONUMUNU YANSITIYOR

Bu Saray’daki “dolçe vita” (Vur patlasın çal oynasın) yaşamın bir ifadesi olan 30 Ağustos resepsiyonunun menüsü bir rastlantı olmadığı gibi kendi başına da bir “menüden ibaret” değildir. Tersine, bir türlü saklanamayan, belki de artık “Ar damarları çatladığı” için saklanmaya gerek görülmeyen yaşam tarzının bir resepsiyona yansımasıdır.

Saray’ın Sosyal Hizmetler Müdürü Başkonak, menüyü gazetecilere özel olarak tanıtıp bununla övündüğüne göre, “Ar damarı çatlamışlık” daha güçlü bir olasılık olarak görünüyor.

Krizin halkın sofrasındaki zeytini, peyniri, hatta ekmeği her gün biraz daha azalttığı koşullarda Saray’daki israf görüntüleri, işçi ve emekçilerin, ülkeyi yönetenlerin, kendilerinden oy alarak iktidar olanların sınıfsal konumunu ve halkın sorunları karşısındaki duyarsızlıklarını görmesi bakımından önemlidir.

Çünkü Cumartesi Anneleri’nin acılarını anlamayıp onları “Teröre destek veren kişiler” olarak, hakları için greve çıkan işçinin grevini “Milli güvenliği bozucu” olarak gören politikalarla Saray’da haramzadelere yakışan böylesi sofralar hazırlamak aynı sınıfsal tutumun ifadeleridir. Çünkü, Saray’da oluşturulan yaşam tarzını gösteren bu tür görüntülerin, “devletin itibarı”“İtibardan tasarruf olmaz” gibi bir mazereti olamaz, olmamalı da!

Bu yüzden krizin yükünü reddetme mücadelesinde işçi sınıfı ve emekçilerin iki şeyi görmeleri önem kazanır: Bir, bu görüntülerin arkasındaki sınıfsal durum ve tutumu görmeleri.

İki, emekçilerin seçtiklerinin kime hizmet ettiklerini ve kendilerine nasıl bir yaşam kurduklarını görmeleri.

www.evrensel.net