'Benzin zammı pompaya yansımadı' diye sevinmeli miyiz?


07 Eylül 2018 04:58

Beklendiği gibi benzine, motorine ve LPG’ye 5 Eylül günü bir zam daha geldi. Böylece benzinin litresine 51, motorinin litresine 56, LPG’nin litresine de 28 kuruş zam yapıldı.

Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikasının (EPGİS) twitter hesabında duyurulan zammı görenler herhalde, “Bu ne yahu yine mi zam; böyle nereye kadar gidilecek” demişlerdir.

Ancak EPGİS’in açıklamasının sonunda bir “not” da vardı. Bu “not”ta; “Zamlar pompa fiyatlarına yansımayacak” deniyordu.

Bu “not”u gören araç sahipleri muhtemeldir ki “Oh be!” demişlerdir. Çünkü bu “not”un anlamı, yapılan zammın; akaryakıttan devletin aldığı ÖTV’den karşılanacağıdır!

DEVLET ALDIĞI VERGİDEN VAZGEÇMİYOR

Aslına bakılırsa, 24 Haziran Seçimi öncesinde yapılan “rüşvet dağıtımı” sırasında da; benzin, motorin ve LPG’ye gelen zamların ÖTV’den karşılanması kararı alınmıştı. Ne var ki, geçen ay yapılan zamlar pompa fiyatlarına yansıyınca, artık bundan sonra gelen zamların pompa fiyatlarına yansıtılacağı görülmüştü. Ancak, “benzin zammı”na verilen tepkiler dikkate alınmış olmalı ki, 5 Eylül günü yapılan ve benzine, motorine ve LPG’ye yapılan en büyük zam olan bu zamlar, tekrar ÖTV’den karşılandı.

Peki ne oluyor; böylece hükümet akaryakıta zam yapıp sonra da bunu devletin aldığı vergiden karşılayarak, ÖTV’den fedakarlık mı yapmış oluyor?

Elbette hayır!

Eğer öyle olsa, “Akaryakıttaki ÖTV’yi şu kadara düşürdüm”, ya da “ÖTV’yi sıfırladım” der, böylece benzin, motorin ve öteki türevlerde fiyatları üçte iki oranında düşürür; büyük de alkış alırdı!

Ama kazın ayağı öyle değil. Devlet aldığı vergiden vazgeçmiyor; ama bu verginin bir bölümünü araç sahiplerinden almaktan vazgeçiyor.

Hazinenin, 15 Mayıs’tan bu yana “benzin zamlarının” pompa fiyatlarına yansıtılmamasından dolayı uğradığı vergi kaybının, 2 milyar TL’yi bulduğu belirtiliyor. Bu da bütçeye 2 milyar TL’lik bir açık olarak yansıyor.

HAZİNE, KAYBINI NEREDEN KARŞILAYACAK?

Öte yandan Hükümet, bu yıl bütçeyi “açık” değil “Fazla vererek kapatmayı” krizi aşmak için en önemli adım ilan etmiştir. Bunun için tüm bakanlıklarda “tasarruf seferberliği” yapılıyor. Dolayısıyla bütçenin akaryakıttaki ÖTV’den gelen ve şimdilik 2 milyar TL olan bu açığı da, bu “tasarruflar”dan kapatılacaktır.  Yani vergilerden, zamlardan, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik... gibi kamu hizmetlerinden yapılacak kısıntılardan yapılacaktır. Örneğin elektrik ve doğal gaza artık her ay yapılacağı belli olan zamlar, iğneden ipliğe her şeye gelen zamlardan karşılanacaktır.

Yani az çok orta gelirli bir kesim sayılan araç sahiplerinden alınmayan ÖTV, işçinin, emekçinin, emeklinin, toplumda en az gelire sahip sınıfların üzerinden karşılanacak. Yoksul sınıfların temel ihtiyaçlarına yapılan zamları, işçi ücretlerinin düşürülmesini ve işten atmalar üstünden sağlanan “tasarruflar”ı da buna eklemeli.

Bu yüzden de “Oh be ne güzel, hükümet benzin zammını bizden değil kendi ÖTV’sinden fedakarlık ederek karşılıyor” diye sevinenler sadece araç sahipleri olabilir. Araç sahiplerinden alınmayan ÖTV’nin kendilerine fatura edildiği emekçilerin buna sevinmesi ise hiç anlamlı değildir.

HÜKÜMET ARAÇ SAHİPLERİNE KIYAK MI YAPIYOR?

Peki bugüne kadar akaryakıttaki yüksek ÖTV’yi eleştirmemiz yanlış mıydı?

Elbette değildi. Tersine bu köşede de gazetemizde de ÖTV, KDV gibi dolaylı vergiler hep eleştirildi. Çünkü ÖTV ve KDV gibi zenginden de yoksuldan da aynı vergiyi alan sistem, adil olmayan bir vergi sistemidir. Burada ölçüt, “Az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınan doğrudan vergi sistemi”dir. Ki, burada az çok bir adalet sağlanacaksa, “Emeği ile geçinenlerden vergi alınmaması” gerekir. Örneğin “Asgari ücretten vergi kesilmemesi” talebi bu kategoriden bir taleptir. Bu yüzden de ÖTV ve KDV’ye karşı çıkmamız çok doğrudur. 

Elbette burada, “ÖTV araç sahiplerinden alınsın” denmek de istenmiyor. ÖTV, hele de böyle yüksekse, bu araç sahipleri için de kabul edilemez bir vergi adaletsizliğidir. Dahası araç sahiplerinin önemli bir çoğunluğu da emekçilerdir.

Burada sorun, hükümetin en adaletsiz vergilerden birisi olan akaryakıttaki ÖTV’nin bir bölümünü araç sahiplerinden almaktan vazgeçerek, sanki şahsi hesaplarından araç sahiplerine “kıyak yapıyor” gibi görünmesidir. Aslında bu da en yoksullara fatura edilmektedir. Elbette bu vesileyle Hükümet, emekçi araç sahiplerini de aldatmış (Çünkü emekçilere çıkarılan faturadan onlar da payını alıyor), araç sahiplerini de istismar etmiştir.

HER FATURA NEDEN EN YOKSUL KESİMLERE KESİLİYOR?

Kuşkusuz ki, Hükümetin akaryakıta gelen zamları pompa fiyatına yansıtmaktan kaçınmak istemesinin nedenlerini;

- Akaryakıta yapılan zamların toplumda, en görünür ve rahatsızlık yaratan, “Bakın her şeye, sürekli zam geliyor” diye görülen psikolojik bir etkisinin olması,

- Ve araç sahiplerinin tepkilerinin medyada yer alıyor olması ve özellikle de orta sınıftan araç sahiplerinin seslerini, meslek örgütleri üstünden duyurmaları, bu kesimden gelecek tepkilerden iktidarın çekinmesi... gibi nedenler olarak sıralayabiliriz. 

Elbette bunlar madalyonun bir yüzüdür.

Bu madalyonun bir de emekçiler için çok daha önemli olan öteki yüzü var. Ki o da, sendikalar başta olmak üzere işçi sınıfı ve emekçilerin emek ve meslek örgütlerinin; sermaye ve hükümetlerinin saldırıları karşısında (Krizin yükünün üstlerine yıkılması dahil) somut bir hayatiyet belirtisi göstermemesidir. Bu yüzden de Erdoğan yönetimi, işçilerin, emekçilerin tepkisini hiç hesaba katmıyor. Patronların karşısına çıkıp onlara güven vermek için “grevleri yasakladığını” açıkça söylemekten çekinmiyor.

- Çünkü işçilerin, emekçilerin tepkilerinden korkmuyor.

- Çünkü sermayenin siyasi temsilcileri biliyorlar ki; sendikaların yönetimini ele geçiren sendikal bürokrasi, bir yanda sermaye ile ideolojik bağları öte yanda iktidardan duydukları korku nedeniyle, iktidara teslim olmuşlardır.

- Çünkü sendikal bürokrasi, bugüne kadar “Aynı geminin içindeyiz” yalanının en sadık taşıyıcısı olarak, bugün de iktidarın en istikrarlı destekçisidir.

Onun içindir ki, Erdoğan ve hükümeti hangi faturaya ihtiyaç duyarsa onu işçilere, emekçilere kesmekte pek tereddüt etmiyor.

Akaryakıt ÖTV’sinin faturasının da işçi ve emekçilere yıkılmasının arkasındaki cesaretlendirici neden budur.

Bu badireden işçiler, emekçiler, nasıl çıkabilir, krizin yükünü nasıl reddedebilir, bunun için nasıl bir mücadele hattına girmeleri gerekir... gibi soruları elbette gazetemiz tartışıyor. Şüphe yok ki bütün bu tartışmalar içinde “Akaryakıtta ÖTV’nin parça parça işçilere, emekçilere fatura edilmesine” karşı mücadele de “Krizin yükünü nasıl reddedebiliriz” tartışmasının bir parçasıdır.

Bundan sonra da bu tartışmaları sürdürmeye devam edeceğiz.

www.evrensel.net