‘Enflasyona karşı topyekûn mücadele’ mi, krizin yükünü halka yıkma mı?


05 Eylül 2018 03:13

“Dolar mı yükseliyor yoksa TL mi değer kaybediyor?”; “Türkiye’nin bir ekonomik krize sürüklenmesinin nedeni ABD’nin Türkiye’ye ekonomik saldırısı mıdır yoksa, 16 yıldır AKP hükümetlerinin izlediği ekonomik politikalar mı?”; “Faizler mi enflasyonu kışkırtır yoksa enflasyon mu faizlerin yükselmesini zorlar?”... tartışmaları sürerken, enflasyon etrafındaki tartışma, bütün öteki sorular etrafındaki tartışmaları bastırdı. Çünkü son bir ay içinde halkın en temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları, emekçilerin sadece ceplerini değil canlarını da yakacak düzeyde yükselerek, enflasyonu ve elbette daha da önemlisi enflasyona karşı mücadeleyi öne çıkardı.

Fiyatlardaki hızlı yükseliş ve halk kesimlerinden, henüz örgütlü olmasa da pazarlarda ve marketlerde oluşan hoşnutsuzluğun yaygınlaşması karşısında, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da; “enflasyona karşı topyekûn mücadele” ilan edeceklerini açıklamak zorunda kaldı.

ENFLASYONLA, SERBEST PİYASA EKONOMİSİ İÇİNDE MÜCADELE MÜMKÜN MÜ?

Albayrak, “açıklamak zorunda kaldı” diyoruz. Çünkü enflasyon, bir yerden bulaşmış bir hastalık olmadığı gibi, 1970’lerin ortasından 2000’li yılların başına kadar enflasyonun sorumlusu olarak gösterilen “enflasyon canavarı”nın da bir marifeti değil. Çünkü “enflasyon canavarı”, sermaye medyasının ve politika erbabının göstermeye çalıştığı gibi, sınıfsız ve politik kimliği olmayan bir mitolojik “kötü kahraman” değil. Tersine “enflasyon canavarı”, enflasyonun gerçek sorumlularını ve nedenlerini gizlemenin bir örtüsü yapılmıştır. Yani bir günah keçisi!(*)

Kuşkusuz ki enflasyon son derece bilinçli bir biçimde belirlenmiş ekonomik bir tercihtir. Amaç ise, halkın en temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında sürekli bir artış yapılırken ücret ve maaşları enflasyonun altında tutarak, halkın elinde avcunda ne varsa iç ve dış büyük sermaye kesimlerine aktarmaktır.

Aslına bakılırsa sermaye iktidarları, bizim gibi ülkelerde, ücret ve maaşlardaki artışları “beklenen enflasyon”a endeksleyerek, enflasyonu yoksullardan zenginlere servet aktarmanın yolu olarak sürekli kullanılmaktadır. AKP iktidarı da iktidara geldiğinden beri, sendikal bürokrasiyle de anlaşarak (ya da onları korkutarak), enflasyonu servet aktarımının yolu olarak etkin biçimde kullandı. Ama şimdi enflasyon, bir ekonomik krizin unsuru ve artık herkesin görmek zorunda kalacağı kadar büyüyerek, son aylarda, gemi azıya almasından önceki döneme göre ayrıca önem kazanmıştır.

ALBAYRAK ‘TOPYEKÛN MÜCADELE’ DERKEN NEYİ KASTEDİYOR

“Enflasyona karşı topyekûn mücadele” ilanını Bakan Albayrak, Londra’ya, uluslararası tefecilerin temsilcileriyle konuşmaya gitmeden hemen önce ve onları rahatlatmak için yapmıştır. Böylece Bakan Albayrak, pek çok başka şeyin yanı sıra, “topyekûn mücadele”nin “serbest piyasa ekonomisi”nin kuralları çerçevesinde yapılacağını söylemiş olmaktadır.

Dolayısıyla, “enflasyona karşı topyekûn mücadele” derken Albayrak’ın;

- Ne fiyatları kontrol altına almayı,

- Ne faizleri sınırlamayı,

- Ne elbette ülkedeki üretimi ve bölüşümü halkın ihtiyaçlarını gözeterek yeniden planlamayı,

- Ne ihracat ve ithalatı yeniden ve halkın ihtiyaçlarını gözeterek düzenlemeyi,

- Ne de zenginlerin lüks harcamalarını sınırlamaya yönelik önlemleri kastettiği apaçıktır.

Tersine Bakan Albayrak, serbest piyasa ekonomisinin kuralları içinde enflasyona müdahale etmeyi kast ediyor.

Bunun pratikteki karşılığında ise Bakan Albayrak; sadece neoliberal iktisatçıların öğretisinde görüldüğü gibi de değil, enflasyonun ortalığı kasıp kavurduğu 1980’li, 90’lı yıllarda görüldüğü gibi;

- Faizleri enflasyonu bir kaç puan üstünde tutmayı,

- İşçi ve emekçilerin ücret ve maaşlarındaki artışı enflasyonun mümkün olduğu kadar altında tutmayı (ki bu gerçek ücret ve maaşların sürekli düşürülmesi anlamına gelir),

- Başlıca tüketim mallarına akaryakıt, doğal gaz, elektrik, su, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, yerel yönetim hizmetleri gibi temel tüketim malları ve hizmetlere zam yapmayı (elektrik, doğalgaz ve akar yakıt zamları otomatiğe bağlanarak bu yola girilmiştir), doğrudan ve dolaylı vergileri, harçları artırmayı, yeni vergiler ihdas etmeyi esas alan önlemlerden bahsetmektedir.

ENFLASYONA KARŞI GERÇEK BİR MÜCADELE İHTİYACI

Elbette bu önlemlerin enflasyonu azaltmayacağı, hatta azdıracağı geçmiş uygulamalardan bilinse de, bugün de aynı reçetenin uygulamaya sokulacağını söylemek yanlış olmaz.

Bugün “tek adam” yönetiminden beklenen budur! Ve eğer işçiler, emekçiler gidişata müdahale etmezlerse, sermaye medyası ve siyaset erbabı, halktan çok enflasyondan şikayet ederek “timsah gözyaşları” dökecek, “enflasyon canavarı”nı suçlayarak halkı “ekonominin ayakta kalması için fedakarlık yapmaya” çağırmak için inandırıcı görünecek bahaneler uydurmaya devam edeceklerdir. Böyle bahaneler uydurmada çok başarılı oldukları da gerçektir!

Bu yüzden işçiler, emekçiler, her türden emekçi örgütleri, en başta da sendikalar, duruma müdahale edip, enflasyon-faiz-döviz kıskacından kurtulmayı ve krizin yükünü halkın üstüne yıkılmasını önlemeyi kapsayan talepler etrafında bir mücadeleye girmek zorundadır.

Bu yüzden de ”enflasyona karşı topyekûn mücadele”den kastedilenin teşhir edilmesi ve gerçekte enflasyonun kimin politikalarının eseri olduğunu, “enflasyon canavarı”nın neden ve kim tarafından beslediğini göstermek bugün ayrıca önem kazanmıştır. Çünkü; bugünkü iktidarın, sermaye medyası ve siyasetçilerinin dilinde “enflasyona karşı topyekûn mücadele”nin anlamı, “krizin yükünün topyekûn halkın sırtına yıkılması” demektir.

(*) “Enflasyon canavarı”nın hortlatılarak yeniden, “enflasyonun sınıfsız ve siyasetsiz sorumlusu” olarak sahneye çıkarılması sürpriz olmaz.

www.evrensel.net