Kağıt ile bulut arasında yalnız başına


05 Eylül 2018 03:09

2015 yapımı bir film olan Creed’in bir sahnesinde Rocky Balboa, kendisini yetiştirmesi için peşini bırakmayan ve aynı zamanda yakın dostu efsanevi boksör Apollo Creed’in oğlu olan  Adonis’in ısrarlarına dayanamaz ve bir kağıda bazı antrenman tekniklerini yazıp, çizerek ona uzatır. Adonis de akıllı cep telefonu ile kağıdın fotoğrafını çeker ve bırakır. Giderken Rocky, egzersizleri çizdiği kağıdı göstererek “Bir dakika bunu istemiyor musun?” diye seslenir. Genç adam da, telefonunu göstererek “telefonda var” der. Rocky endişeli bir ifade ile devam eder: “Ya o şeyi kaybedersen ya da kırılırsa”. Adonis de gökyüzünü göstererek “buluta yüklendi bile” der. Rocky de şaşkın bir ifadeyle gökyüzüne bakarak kendi kendine söylenir: “Ne bulutu, ne bulutu?”

M. İlin ve E. Segal ise, insanın evrim sürecini belgesel tadında anlattıkları ‘İnsan nasıl insan oldu’ adlı kitaplarında şu saptamayı yaparlar: “En eski yazıların harf değil resim olmaları gibi, en eski diller de herhalde hareketlerle çizilen birer resimdir.”

Biz de şu anda Türkiye’de kur hareketlerine bağlı olarak kağıt fiyatlarının katlanmasıyla gazete, dergi ve kitap dünyasının yaşadığı zorluklar bakımından insanlık tarihi açısından en eski yazı biçimleriyle “bulut teknolojisi” arasındaki bir yerde duruyor ve konuşuyoruz. Bizden sonraki kuşaklar belki bu yaşadıklarımızı, insanlık tarihinin bir anına dair trajik gerçeklikler olarak okuyup geçecekler. Ama biz bugün yaşadığımız için, doğal olarak iliklerimize kadar hissediyoruz.

Türkiye’deki kağıt tartışmasının, ülkedeki kağıt fabrikalarının kapatılmasıyla doğrudan ilişkisi var.

Murat Özveri, Evrensel’de ‘SEKA neydi, SEKA işçisi kimdi?’ başlığı ile yayımlanan yazısında “Bir fabrikadan 8 fabrika yaratan, bilgileri deneyimleri ile Türkiye’de özel sektörün var olmasını sağlayan, SEKA çırak okullarında aldıkları eğitimle fabrika söküp fabrika kuran SEKA işçisi bedavacı öyle mi?” dedikten sonra, şu hatırlatmayı yapıyordu: “Bugün yaşadıklarımız 1994 krizinde de yaşanmıştı. 1994 yılında dünya piyasalarında selüloz ve kağıt fiyatları 1000 doların üzerine çıktı. O zaman içeride kağıt hammaddesi ve her türlü kağıt üretimi yapan SEKA 600 dolar civarında bir fiyatla iç piyasaya kağıt vererek yaşanan krizden yayın sektörünün etkilenmesinin önüne geçti.” (Evrensel, 29 Ağustos 2018)

Nilgün Ongan da, önceki gün Evrensel’de yayınlanan yazısında, 1980’lerin ikinci yarısı itibarıyla SEKA’ya yapılan yatırımlar durdurulduğunu ve buna rağmen 1998 yılında dünyanın en büyük 150 kağıt firması arasına girebilen tek yerli firma olduğunu hatırlatıyor ve ekliyordu: “Ancak aynı yıl ‘etkin olmadığı’ gerekçesiyle özelleştirme programına dahil edildi.”

Bugün tüm bu gerçeklerin üzerinden atlanarak, Menderes iktidarı döneminde yapıldığı gibi, yaşanan bu kağıt darboğazı süreci, iktidarın kontrolü dışındaki basın organı için fiili bir sansür süreci olarak işletiliyor.

Kapanan ya da fiyat artışına giderek var olmaya çalışan gazeteler, ebatlarını küçülten mizah dergileri ve bir de onları keyifle izleyen siyasal iktidar ile basını var. Bu sürecin binlerce basın emekçisi açısından da işsiz kalma korkusu anlamına geldiği açık.

Bizler, karşı karşıya bırakıldığımız bu kabusu aşmak için çabalıyoruz. Aşarız. Ama bu süreçte düşenlerin zaten düşeceği ve yola kalanlarla devam edileceği gibi bir ‘nesnelliğe’ daha baştan teslim olmak kabul edilebilir mi?

Yani kağıt ile ‘bulut’ arasında yalnız başına olmaz, olamaz!

İktidarın kontrolünde olmadığı için haz etmediği basın kurumları giderek, basılı gazete alanından, zaten kullandıkları internet ortamına doğru itiliyor. 

Basın ve yayıncılık alanında, halihazırda kullandığımız internet teknolojisinin giderek daha da ağırlıklı bir yer tutacağı aşikar. Hatta şu anda belki öngöremediğimiz başka kolaylaştırıcı yeni bilgi teknolojileri ile tanışacağız. Ancak internet alanında daha bugünden görüldüğü gibi, her yeni işlevsel alan hem özgürlükler hem de mali bakımdan iktidar ve sermaye lehine yeniden yapılandırılıyor. Bu, güçler mücadelesi ile iletişim ve bilginin dolaşımı arasındaki ilişkinin doğası gereği böyle yaşandı, yaşanıyor.

Tam da bu nedenle bugün basılı gazete ve genel olarak yayıncılık alanında erkenden havlu atanların, yarın başka bilgi ve iletişim teknolojilerinde kendilerine demokratik, eşit, adil bir yer bulabilmeleri de beklenemez.

Ama bugün basılı gazete ve yayıncılık alanında kalabilmeyi başarabilmek de, basın ve yayıncılık kurumlarının kendi başlarına üstesinden gelebilecekleri bir şey değil. İktidar ilişkilerinin her gün yeniden üretildiği haber ve iletişim mecralarına mahkum edilmek istemeyenlerin, kendi seslerine, sözlerine alan açan basın kurumlarına sahip çıkmaları son derece hayati bir ihtiyaç.

www.evrensel.net
ETİKETLER SEKA, kağıt, kriz