Tartışılan sadece İdlib değil, Suriye iç savaşının akıbeti


30 Ağustos 2018 03:35

Suriye iç savaşı, gelip İdlib’in cihadist-terörist gruplardan temizlenmesine dayanmışken, Suriye’de varlığını sürdürmek ve bölgede etkinliklerini artırmak isteyen “yabancı güçler” ise iç savaşın bitirilmemesi için yeni hamleler deniyorlar.

Son haftalardaki gelişmelerle birlikte ele alındığında, söylenebilir ki, Suriye iç savaşının en önemli aşamalarından birisi İdlib olacaktır. Ancak yine bu gelişmeler gösteriyor ki, “İdlib sorunu”, İdlib’deki cihadist-terörist örgütlerin İdlib’den çıkarılıp çıkarılamamasından daha ötedir. Çünkü batılı emperyalistler ve Türkiye İdlib’e silahlı bir müdahaleye karşı çıkmaktadırlar. Rusya-İran-Suriye-Hizbullah ittifakı ise, İdlib’in cihadist terörist örgütlerden temizlenerek rejimin denetiminin sağlanmasını istemektedirler.

SALDIRI İHTİMALİ AZALSA DA SÜRÜYOR

Batılı emperyalistler, “Suriye rejiminin İdlib’te Kimyasal silah kullanılacağı iddiası”nı öne sürerek, eğer Suriye ordusu “kimyasal silah kullanırsa”, Doğu Guta-Duma’da olduğu gibi Suriye’nin ABD, İngiltere ve Fransa tarafından vurulacağını açıkça ilan ettiler.

Suriye politikasını daha çok Rusya üstünden kurgulayan Türkiye, Rusya’nın aksine batılı emperyalistlerle aynı tutumu savunuyor. Türkiye, “İdlib’e askeri bir müdahale olursa sivil halk için bu bir felaket olur” iddiasını öne sürüyor; sorunun terörist gruplara“silah bıraktırılması” ve “başka yerlere aktarılmasıyla çözülmesi” gerektiğini savunuyor. Ama, şu da bir gerçek ki, bu tez aslında İdlib’in sürgit cihadist örgütler için bir üs olmaya devam etmesini savunmak anlamına geliyor.

Yani Türkiye İdlib, dolayısıyla cihadist-teröristlerin tasfiye edilmesi konusunda Rusya ile değil, batılı emperyalistlerle görüş birliği içinde.

Çünkü Rusya, bir hafta önce, ABD’nin ve batılı güçlerin, “Suriye ordusunun İdlib’de kimyasal silah kullanıldığı” gerekçesi arkasında bir provokasyona başvurarak Suriye’ye saldıracağını öne sürümüştü. Aradan geçen günlerde en azından bu hazırlığın olduğu ortaya çıktı. Ve gerek ABD gerekse İngiltere ve Fransa’dan yapılan açıklamalar, bir “kimyasal silah kullanımı”nın beklendiği ve bu durumda da kendilerinin Suriye’ye saldıracağını kabul ettiler.

BATILI ÜLKELERLE TÜRKİYE, RUSYA-İRAN-SURİYE’YE KARŞI

Ancak Rusya’nın provokasyonu açık etmesi “Suriye’ye saldırı” olasılığını azaltmasına karşın Doğu Akdeniz’e askeri yığınak da sürüyor. Rusya’nın Doğu Akdeniz’e füze donanımlı iki fırkateyn ve bir mayın tarama gemisi gönderdiği, ABD’nin bölgedeki güçlerini takviye ettiği belirtiliyor.

Öte yandan, Suriye ordusunun ve müttefiklerinin (Rusya, İran, Hizbullah) İdlib’e güney ve batıdan top atışlarıyla müdahalelerin sürdürdüğü, ayrıca Suriye ordusunun bölgeye yeni askeri birlikler gönderdiği de belirtiliyor.

Öte yandan da Rusya’nın istihbarat elemanları üstünden İdlib’deki terörist guruplarla da görüşmelerin yapıldığını ama henüz özellikle İdlib’de en güçlü örgüt olarak bilinen El Kaide’ye bağlı Heyet Tahrir el-Şam’ın (eski adıyla el Nusra) silah bırakmaya yanaşmadığı, buna karşın görüşmelerin sürdüğü de belirtiliyor.

Tarafların açıklamaları ve “insani kriz” üstüne yaptıkları “duygu yüklü” gerekçeleri bir yana bırakıldığı ve kendi haklılıkları etrafında kaldırdıkları toz duman dikkate alınmadığında şu açıkça görülmektedir ki İran, Rusya ve Suriye rejimi, İdlib’i, cihadist-terörist guruplardan temizleyerek, Suriye Hükümeti’nin İdlib üstünde tam kontrolün sağlamasını istemektedirler.

Böylece aynı zamanda Suriye rejimini ve müttefiklerinin ülkenin üçte birini kontrol altında tutan SGD ile yaptıkları görüşmelerde de kendilerini daha güçlü hale getirmeyi de amaçlamaktadır.

Ama ne var ki; ABD ve ancak ABD ile yakın işbirliği içinde bölgede varlıklarını sürdüren İngiltere, Fransa ve diğer batılı emperyalistler, Suriye iç savaşı bir biçiminde bittiğinde; kendilerinin bölgede kalmasına meşruiyet sağlayan ciddi bir dayanakları kalmayacaktır. Bu yüzden de varlıklarının dayanağı olarak kullandıkları İdlib’deki cihadist teröristlerin silah bıraktırılarak tasfiye edilmesine karşı durmaktadırlar.

ERDOĞAN-AKP İKTİDARININ TÜRKİYE’Yİ GETİRDİĞİ YER

İdlib’den cihadist-terörist gurupların çıkarılmasına karşı çıkan diğer ülke ise, Suriye’de Rusya ve İran’la hareket eden Türkiye’dir.

Çünkü Türkiye, İdlib’den cihadist terörist grupların tasfiye edilmesi durumunda;
- Daha önce izlenen politikalarının zorunlu sonucu olarak, Türkiye, Suriye iç savaşın “atığı” olan cihadist-terörist grupları Türkiye’de barındırmak zorunda kalacağı, dahası yeni bir göç dalgasının da durağı olacağı neredeyse tartışmasızdır. Ki, bununla da bir yandan ülke içinde öte yandan da tüm dünya karşısında cihadistlerin barındığı ülke olma pozisyona düşeceği apaçıktır.
- Türkiye İdlib’de “asayişi sağlama” adına elinde tuttuğu askeri kontrolünü kaybedecektir.
- Türkiye, bir adım sonra “Fırat Kalkanı” bölgesinden ve Afrin’deki güçlerini çekerek, bu bölgeleri “Suriye rejimi”ne devretmek zorunda kalacaktır. Rusya ve Suriye rejimi, “Suriye Hükümeti’nin çağırmadığı güçlerin Suriye’yi terk etmesi gerektiği”ni son günlerde daha çok yinelemeye başlamışlardır ki, bu çağrının en önemli muhataplarından ikisi Türkiye ve ABD’dir.
- Bu aşamaya geldiğinde Türkiye’nin, Suriye rejimini tanımak zorunda kaldığı gibi bir adım sonra Suriye rejimiyle ilişkilerini “normalleştirmek”, dahası Suriye Kürtlerinin varlığını tanımak, en azından bu iki “kırmızı çizgisi”ni de yumuşatmak zorunda kalacağını söylemek yanlış olmaz.

Açıktır ki bu tablo, Erdoğan ve AKP hükümetlerinin Suriye üstünden bölgede tutmak istediği mevziiyi kaybetmesi anlamına geleceği gibi, Türkiye’yi Suriye iç savaşın en ağır faturalarından birisinin kesileceği ülke durumuna getirecektir. Bu yüzden İdlib tartışılırken sadece İdlib’deki terörist-cihadist grupların tasfiyesi değil Suriye iç savaşının sona erdirilip erdirilmeyeceği tartışılıyor. Onun içindir ki, bu tartışma ve bu tartışma etrafındaki emperyalistler ve yerli gericilikler arasındaki güç mücadelesi sürecektir. 

www.evrensel.net