‘Yargı Bağımsızlığı’ iki yönlü kanıyor


22 Ağustos 2018 03:55

Bayram değerlerinin en bilinenlerden biri barış ve kardeşliğin teşvik edilmesidir. Onun için “küslerin” bayramlarda barışması en geleneksel davranışlardandır. “Küsenler” ve “barışmak” isteyenler de bayramları iple çeker. Çünkü bayramlar, bir aracı olmadan tarafların herhangi bir komplekse kapılmadan sadece “o gün bayram olduğu için”, barışabilecekleri bir gündür.

Nitekim bayramların günümüzdeki gibi politize olmadığı dönemlerde hükümetler, “af”ları bayramlara denk getirerek, çıkarırlardı.

Artık cezaevlerinde, özellikle de siyasi tutuklar arasında, “af” gibi genel olarak toplumda rahatlama sağlayacak bir beklenti yok. Ama yine de cezaevlerinde bayramlar iple çekilir. Çünkü bayramlarda cezaevlerinde “açık görüş” vardır.

Biz de “açık görüş”e gidemesek de bu vesileyle bu köşeden, barış, özgürlük ve demokrasi istedikleri için cezaevlerine atılan tüm siyasi tutukluların ve sistem kurbanı tutuklu ve hükümlülerin bayramlarını kutluyoruz.

ADALET BUNUN NERESİNDE?

Dün Cumhuriyet gazetesi, Osman Kavala, Gazeteci ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu ve Alman vatandaşı, “terör örgütü üyeliği ile suçlanan Meşale Tolu’nun “yurt dışına çıkma yasağının kaldırılması” üstünden yargının içinde bulunduğu kaosu ve siyasi tutukluların durumunu gündeme getirmişti.

Osman Kavala, “9. ay mektubu”nda, “9 aydır adaletini yüzünü görmedim” diyor ve kendisini savunmak için mahkemeye çıkarılmayı bekliyordu!

Enis Berberoğlu’nun eşi Oya Berberoğlu ise yaptığı yazılı açıklamada, “Hep hak, hukuk, adalet dedik. Güvendik. Ama artık benim güvenim erozyona uğradı. Adalete iyi bayramlar, iyi tatiller dilerim” diyordu.

Meşale Tolu’nun durumu da yargı bağımsızlığının neresinde olduğumuzu gösteriyor. Haberde, AB ile yakınlaşma ile Tolu’nun yurt dışı yasağının kaldırılması arasında bağlantı kuruluyor ve Tolu’nun Almanya ve AB ile Türkiye arasında son günlerde yaşanan “yakınlaşma” nedeniyle “yurt dışı yasağının kaldırılması”na dikkat çekiliyordu.

Bu durum, bir Trump-ABD dayatmasına dönüşen “Brunson’un serbest bırakılması”nın da gerekçesi olması bakımından önemli. 

TÜRKİYE BİR SİYASETÇİ VE GAZETECİ HAPİSHANESİ

Elbette bugün cezaevlerinde tutulmaya devam edilenler sadece Kavala ve Berberoğlu değil.

HDP’nin eski Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere eski, yeni HDP’li vekiller, yüzlerce seçilmiş belediye başkanı ve yerel yönetici-siyasetçi, binlerce HDP yöneticisi aylardır, yıllardır tutkulu. Yüzden fazla gazeteci, pek çok aydın, demokrat sosyal medya hesaplarında, “tek adam rejimi”ne karşı olduklarını ifade ettikleri için tutuklu.

Türkiye 2018 yılında dünyada en çok siyasetçinin ve gazetecinin tutuklu bulunduğu ülke olmanın “utancını” taşıyan bir ülke olmaya devam ediyor. Bunun için ne milletvekili dokunulmazlığı ne de hak-hukuk ve adalet umursanıyor.

Söz konusu olan siyasi iktidarın istekleri olunca, “yerel mahkemeler” en yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyor. Ama Anayasa Mahkemesi de milletvekili dokunulmazlığı başta olmak üzere pek çok konuda iktidarın kaş çatmasından çekinerek, daha birkaç yıl önce kendi almış olduğu kararların zıddına karar verir duruma düşmüş bulunuyor.

TÜRKİYE’DE ‘BAĞIMSIZ YARGI’ OLMADIĞINDA HERKES HEMFİKİR

Türkiye’de, en azından 2008’den beri yargının; önce ‘FETÖ’, sonra da AKP iktidarının amaçları doğrultusunda politize olduğunu, mahkemelerin siyasi iktidarın işaretlerine göre karar verdiğini, iktidara muhalefet edenleri cezaevine atmayı özel görev bildiğini iktidara biat etmemiş herkes kabul ediyor.

Sadece Türkiye’de değil, dünya demokratik kamuoyu ve yargı bağımsızlığının, demokratik normların yürürlükte olduğu ülkelerin diplomatları ve yöneticileri de Türkiye’de bağımsız bir yargının olmadığının farkına varmıştır. Hatta yabancılar, bu “bağımsız olmama hali”nin “tek adam”dan emir alma düzeyine kadar geldiğinin farkındadır. Bu yüzden de kendi vatandaşlarına ilişkin taleplerini de “bağımsız yargının olmadığı” gerçeğini bilerek yapıyor; vatandaşlarını çeşitli “pazarlıklar” yoluyla kurtarmaya çalışıyorlar!

Trump yönetimiyle patlak veren “Brunson krizi” bu yüzden başlamış; “Ver papazı al papazı” pazarlığı bugün karşılıklı restleşmelere kadar gelmiştir.

BİR BÖLÜM İNSAN ‘İÇERİDE’YSE ‘DIŞARIDA’KİLER DE ÖZGÜR DEĞİLDİR

Başka bir biçimde ifade edersek ülkemizde, “bağımsız yargı” iki yönden “kanamakta”dır. Bu kanama artık bir yanıyla; yargıya güven duyulmadığı, mahkemelerin siyasi iktidarın istekleri ve ihtiyacına göre karar verdiği fikrinin giderek daha da güçlenmesiyle “iç kanama” diyebileceğiz bir kanamadır.

Diğer yanıyla ise dış dünyada, Türkiye’de yargı bağımsızlığının olmadığı, yargının tamamen iktidarın dış politika ihtiyaçlarına göre karar verdiği fikrinin hızla güçlenmesi, yani “dış kanama” biçimindedir.

Erdoğan yönetimi uygulamalarıyla bu “kanamaları” çok da umursamadığını göstermektedir. Dahası “tek parti tek adam rejimi” doğrultusunda attıkları ve atacakları adımlarla yargı bağımsızlığı konusunda daha da kaotik bir çizgiye varacaklarını söylemek yanlış olmaz.

Bu yüzden de Türkiye’nin bir gazeteci, insan hakları savunucusu, aydın ve muhalif siyasetçi hapishanesi olmaktan kurtulmasının, yargı bağımsızlığı mücadelesinin, Türkiye’nin demokrasi mücadelesiyle birleşmesiyle olacağı apaçıktır.

Çünkü eğer siyasi görüşleri nedeniyle, bir bölüm insan cezaevindeyse, “dışarıda” olanlar da özgür değildir. Tersine “dışarısı” “içerisi”nin sadece daha geniş halidir. Bunu bugün yaşayarak görüyoruz.

www.evrensel.net