‘Modelin’ sefaleti


24 Şubat 2011 22:19

Arap ülkelerindeki diktatörler halk isyanları, ayaklanmaları ve devrimleri ile bir bir yıkılıyorlar. Hepsi için aynı değerlendirmeler yapılamasa da Tunus, Mısır, Yemen, Libya, Bahreyn bu ülkelerden bazıları. Ancak süreç devam ediyor. Son sözü Arap halkları söyleyecekler. Halklar gün geçtikçe artan bir güven duygusuyla, daha ileri bir tecrübe ile hareket ediyorlar.
Bu devrimlerin ve ayaklanmaların sadece bu ülkeleri etkilemediklerini, dünya halkları arasında derin izler bıraktığını, halkların nefes almasını sağladıklarını, gerici yönetimleri diken üzerinde oturur hale getirdiklerini de tespit etmek gerekiyor. Tarihin hızlandığı bazı anlar vardır. Hiç kuşku yok, bugünlerde böylesi bir dönemden geçiliyor ve bu tsunaminin etkileri çok derin ve sarsıcı olacak.
Biz burada konunun farklı bir yönünü ele almak istiyoruz. Arap ülkelerinde başlayan bu hareketler tartışılırken, bu ülkelerin ne yöne doğru gelişebilecekleri üzerine fikir yürütülüyor ve “Türkiye modeli” uygulanabilir bir örnek olarak yaygın bir şekilde ileri sürülüyor. Batılı emperyalist ülkelerin merkezlerinde yazıp çizenler, ülke içinde AKP’nin dümen suyuna girmiş bazı liberaller ve AKP sözcüleri bu “model ülke” olma sorununu bilinçli olarak canlı tutmaya çalışıyorlar.
Türkiye, bazı gerici çevreler tarafından “model ülke” olarak önerilince iki temel olguya yakından bakmak gerekiyor. Bu olgulardan birisi içteki siyasi ve toplumsal durum, diğeri de bu “modelin” dış politika da, bölgesinde oynadığı roldür. Kuşkusuz burada bu iki olguyu uzunca irdeleme olanağı bulunmuyor. Ama temel ve kalın çizgileri ile bazı gerçeklerin altını çizmek olanaklıdır. İlk olarak iç siyasi toplumsal durumu ele alalım.
Türkiye temel demokratik hak ve özgürlüklerin son derece sınırlı olduğu, halkın demokrasi ve özgürlük istemlerinin sürekli gündemde olduğu, mevcut hükümet tarafından politik yaşamın her geçen gün daha da gericileştirildiği bir ülkedir. Hükümete bağlanmış keyfi bir yargı sisteminin varlığı, polisin en küçük demokratik gösteriye azgınca saldırması, basının siyasi ve ekonomik olarak abluka altında tutulması, Kürtlerin kölece bir yaşama mahkum edilmeleri, çöplüklerden faili meçhullerin kemiklerinin fışkırması, geçmişte yaşanmış karanlık olay ve katliamların hiç birisinin ortaya çıkarılmaması gibi bazı olaylar bu ülkenin gerçekleridir.
Arap halkları böyle bir ülkeyi “model” almak için mi bu mücadeleleri veriyorlar? Aklı başında hiç kimse bu soruya olumlu bir yanıt veremez. Türkiye’de epeyce sorunlu da olsa seçimlerin olması, dini politik amaçlar için kullanan partilerin koalisyonlar ve tek başına hükümet kurmuş olması, derin sorunları olan bir laiklik sisteminin varlığı da “model” gösterilmek için parlak örnekler değildir. Bugün Tunus’da, Mısır’da devrim yaşamış Arap halklarının bilinci bu “modeli” kabul etmeyecek kadar ileridedir. Onların bayraklarında özgürlük ve demokrasi yazdığını bilmeyen var mı?
İşsizlik, yoksulluk ve yolsuzluklar bu ülkelerde isyan ateşini körükleyen en önemli nedenlerdi. Bugün “model” gösterilen ülkede “düzeltilmiş” rakamlara göre yüzde 11, bağımsız araştırmalara göre yüzde 20 civarında işsizlik bulunuyor. Üstelik bu rakama mevsimlik işsizlik, iş bulma umudunu yitirmiş olanlar dahil edilmemişlerdir. Gençler arasında işsizlik yüzde 25 dolaylarındadır ve yüksek öğrenimi bitirip işsiz kalanların oranı sürekli artmaktadır. Arap sokaklarını dolduran genç işsizler böyle bir “modele mi” özlem duymaktadır?
Geliyoruz işin en ağır noktasına: AKP Hükümeti ve genel olarak Türkiye egemen sınıfları Orta Doğu’da nasıl bir rol oynamaktadırlar? Zaman zaman “Yeni Osmanlıcılık” olarak da adlandırılan bu politikanın ABD emperyalizminin koruyuculuğunda ve kollayıcılığında uygulandığı o kadar açıktır ki, füze kalkanları, Orta Doğu’nun üzerine yönelmiş silahların konuşlandığı üsler bu gerici politikanın sadece bazı ayrıntıları durumundadırlar.
Egemen sınıfların “eski tip Amerikancılığı” sınırları “komünizme karşı” sağlam tutmak, kaleyi savunmak, içeride halkın tepesine çökmekti. Yani statükocu ve durağan bir Amerikancılık! Bugünün “yeni Amerikancılığı” ise sınırların dışına saldırmayı, tarihsel, dinsel bağları sömürerek kullanmayı, “akıncı seferlerini”, halkları arkadan hançerlemeyi şart koşuyor. Dinamik ve “değişimci” bir Amerikancılık! Bu değişimin geriye doğru olduğunu sanırız ayrıca vurgulamaya gerek yoktur.
Bugün yapılmak istenen açıktır: Arap halkları üzerinde yeni oyunlar oynanmak, onların devrimleri, ayaklanmaları çalınmak istenmektedir. Bölgede bütünüyle yıkılma tehlikesi gösteren Amerikancı statüko yeni iş birlikçilerle tazelenmeye çalışılmaktadır. Arap halkları biraz itilerek, Türkiye biraz geriye çekilerek, geri bir noktada buluşma ve yenilenmiş bir statüko kurulmak istenmektedir. Arap halkları bağımsızlığa susamıştır. Türkiye halkı ise böylesi bağımlılıklara karşı on yıllardır bir mücadele yürütüyor.
Olaylara böyle bakınca ne görünüyor? Görünen şudur; Arap halkları demokrasiyi, bağımsızlığı, işi ve ekmeği kazanacak bir yolda ilerlemektedir. Onlar, bu taleplerini karşılayacak olan kendi modellerini kuşkusuz bulacaklardır. Süreç biraz sancılı ve güç olacaktır. Ama artık bu coğrafyada rüzgarın yönü değişmiştir. Türkiye halkı ise kendi başındaki “modeli” yıkmak için mücadelesini geliştiriyor. Hiç kuşku yok ki, halkların asaleti böylesi sefil modelleri tarihin çöplüğüne yollayacaktır.

evrensel.net
www.evrensel.net