TOBB ve TÜSİAD’ın krizden çıkış formülü: Kemerler sıkılsın!


15 Ağustos 2018 04:26

- Trump, F35 savaş uçaklarının Türkiye’ye verilmesini engelleyen yasayı onayladı.

- Dolar ve dövizdeki yükselişin sorumluluğunu kendilerinden başka herkese yükleyen iktidar ve patronlar bloku, mevcut ortamın oluşturduğu ağır otosansürle de yetinmeyip, açıkça sansüre başvurdular. Bunun üzerine “sosyal medya”da, doların yükselişiyle ilgili spekülatif haberler yaydığı iddiasıyla TMSF ve savcılıklar harekete geçtiler ve 300 yüzden fazla hesap hakkında inceleme başlatıldı.

- Aynı süreçte döviz büroları önünde kuyruğa girip “Yastık altındaki dövizlerimizi bozduruyoruz” kampanyası yapanlar da haber bültenlerinde demirbaş olmaya başladı. (Cumhurbaşkanı bu çağrıyı 8 aydır yaptığına göre; “Bu vatandaşlar yastık altındaki dövizi çıkarmak için neden doların 7 TL’ye çıkmasını beklediler?” sorusunun yanıtı her ne kadar bu kişilerin samimiyetini zorlasa da, onlar oluşan hamaset ortamına katkı yapan açıklamalarını sürdürüyorlar)

- Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün ABD’den alınan, içinde “İphone”un da olduğu bazı elektronik ürünlere boykot çağrısı yaptı. “Boykot”un ne kadar etkisinin olacağını da yakında göreceğiz.

PATRONLAR DA SAHNEYE ÇIKTI

Ama günün en önemli gelişmesi, TOBB ve TÜSİAD’dan gelen çağrı oldu.

“Artık zamanı gelmiştir” diye düşündüklerinden olacak, nihayet TOBB ve TÜSİAD, ortak bir açıklama ile hem yönetimi uyardı hem de alınacak önemlerin karakterini belirleyen “kemer sıkma” tedbirlerini açıkladı. Hükümetten, “sıkı para politikası” ve “tasarruf önlemleri”ne ilişkin atılacak adımlar konusunda gecikilmemesi gerektiğine de vurgu yaptı.

Her cümlesi düşünülerek ve Cumhurbaşkanı ile farklı görüşte oldukları konularda bile aynı düşünüyorlarmış gibi görünmeye özen gösterilerek yapılan bu açıklamada TOBB ve TÜSİAD; ABD ve AB ile ilişkilerin önemine de dikkat çekerek “farklı bir kamp arayışı”na karşı olduklarını ifade etti. Nitekim TOBB ve TÜSİAD, bu görüşlerini; "En önemli ekonomik partnerimiz olan Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden olumlu çerçeveye kavuşturulması, ABD ve Türkiye’nin mevcut sorunların stratejik ortaklık çerçevesinde diplomasi yoluyla ve ivedilikle çözülmesi için çaba göstermeye devam edilmesi” biçiminde dile getirdi.

Aslında istekleri çok açık ve net: ABD ve AB ile stratejik ortağız, sorunları bir ana önce çözmeliyiz!

Açıklamada, asıl dikkat çeken ifadeler ise şunlardı: “MB'nin dün sabah likidite yönetimi için attığı olumlu adımların yanısıra, kurun istikrara kavuşması için daha sıkı bir para politikasına geçilmeli. Sıkı para politikasını destekleyecek tasarruf tedbirlerini içeren maliye politikasının en kısa sürede açıklanması gerekir.” 

HALKA ‘KEMER SIKTIRARAK KRİZDEN ÇIKMA’ TALEBİ

Önceki krizlerden de bildiğimiz gibi; “tasarruf tedbirleri” ve “sıkı para politkası” demek, vatandaşa “kemer sıktırma” önlemleri demektir. Ve “sıkılan kemer” hiçbir zaman büyük patronların beline uzatılmamıştır. Tersine her krizden sonra içlerinden bazıları batsa da; onlar hep en büyükleri ve en saldırganları büyütmüşlerdir. Bu yüzden hep kemerlerini bir kaç delik daha gevşetmişlerdir.

“Kemer sıkma” önlemlerinin halk için anlamı ise;

- Eğitim, sağlık, ulaşım, sosyal güvenlik, sosyal yardımlar,... gibi kamusal hizmetlerin özelleştirme ve ticarileştirilmesi ile başlıca tüketim mallarına (elektrik, doğalgaz, akaryakıt, su, ekmek, et,...) yapılan zamlar ve yeni vergilerdir. Gerçek ücret ve maaşların mümkün olduğu kadar düşürülmesi, ücret artışlarının sınırlanması, sömürüyü sınırlayan kuralların ortadan kaldırılarak “esnek çalışma”nın sınırsız biçimde yaygınlaştırılmasıdır.

- Çalışmanın yoğunlaştırılması ile sömürünün artırılmasını sağlayacak biçimde çalışma koşullarının ağırlaştırılması ve tüm çalışma hayatının patronların istediği hale getirilmesidir. Zaten bunun için bir takım yeni önlemler alınmakta, işten atmalar normal hale getirilmekte ve işsizlik baskısı kullanılarak işçilerin talepleri baskılanmaktadır.

- İşsizlik Sigortası Fonu’nun patronların yağmasına daha açık hale getirilmesidir.

- Normal koşullarda kaldırılması pek mümkün olmayan “kıdem tazminatı” ve “kamu emekçilerinin iş güvencesi”nin ortadan kaldırılmasıdır.

Özetle sermaye sahipleri, “krizden çıkış” için “sıkı para politikası”ndan, “tasarruf önlemleri”nden ve “kemer sıkmak”tan söz ediyorlarsa; krizin faturasını işçiye, emekçiye, halka yıkmanın en klasik yolundan söz ediyorlar demektir.

Patronlar, bu isteklerini kamuoyuna ve ülkeyi yönetenlere duyurmuşlardır. Patronların bu isteği hükümetin hazırlıklarıyla da tam uyumludur.

Ama gelişmelerin seyrini belirleyecek olan patronların ve hükümetin ne yapmak istediği değil (onların ne yapmak istediği bellidir), bu olanlar karşısında krizin yükünü reddetme çizgisinde bir mücadeleye girilip girilemeyeceğidir.Bu yüzden de ülkenin krizden nasıl çıkacağını emek cephesinin alacağı tutum belirleyecektir. İşçilerin emekçilerin ön cephesinde yer alanlara, sendikalara, emek örgütlerine, emekten yana her çevreye duyurulur!

 

YEDİKLERİ HERZE GÖRÜLMESİN DİYE, 'AYŞE TEYZE'Yİ SUÇLUYORLAR

 

Bu krizin gerçek nedenlerinin üstü örtülemez ve artık gerçek nedenler konuşulmaya başlandığında; herhalde kitaplara geçecek yaklaşımlardan birisi de İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali’nin yaptığı açıklamalar olacaktır. 

Nitekim Cumhurbaşkanından başlayarak “krize karşı önemlere” övgüler dizen Bali, çözümü de; “Ayşe Teyze” üzerinden açıklamıştır.

Nitekim “Dolarla, euroyla geliri olmayan kişinin dövizle işi olmamalıdır. Ayşe teyzenin ne işi var dövizle?' diyen Bali, döviz kirizinin en özgün değerlendirmelerden birisini yapmış oldu!

Dövizle “iş çevirenler”in her şeyi berbat ettikten sonra ülke ekonomisini sürükledikleri bataklıktan “Ayşe teyze”yi sorumlu tutmaları ise, utanmazlığın geldiği yeri göstermesi bakımından çarpıcıdır. 

Bir zamanlar dönemin tanınmış mankenlerinden Aysun Kayalı’nın, “Dağdaki çobanın oyu da benim oyum da bir oy sayılmamalı” diye “eşit oy”a karşı çıkması, Bali’nin “Ayşe teyze” itirazı ile neredeyse aynı zihniyetin ifadesidir. Bir farkla ki; Makamı ve toplumdaki etkisi nedeniyle Bali’nin tutumu daha tehlikelidir.

www.evrensel.net