Kriz, elma bahçeleri ve Ayşe Teyze


15 Ağustos 2018 04:20

“Babam her zaman değişkenleri izlememi söylerdi. ‘Dünya, işçileri kandırmanın yolunu hep bulur’ derdi.”

En iyi kriz dönemi romanlarından olan John Steinbeck’in ‘Bitmeyen Kavga’sının filmi, genç karakterlerinden Jim’in bu sözleriyle başlar.

1929 Büyük Buhran’ının zirvesinde Amerikalıların dörtte birinin işsiz olduğu ve iş bulabilenlerin uzun çalışma saatleri, sağlıksız yaşam koşulları ve açlık sınırındaki maaşlarla çalışmak zorunda kaldığı 1930’lar Kaliforniyasında geçen filmde ihtiyar patron, mevsimlik işçilere şöyle seslenir: “Ücret kesintisi en az sizin kadar bana da azap veriyor. Şu anda piyasa oldukça kötü durumda. Sizlere teklif etmiş olduğum saygı değer maaşı aldığınız için çok şanslısınız.”

Bu açıklama, patronun günde 3 dolar sözü vermiş olduğu işçiler arasında homurtuya yol açar: “Saygı değer maaş mı dedi? Günde 1 dolara yaşanmaz ki!”

900 işçinin çalıştığı elma bahçelerinde bir grup işçinin başlattığı grevi konu alan romanın ve filminin devamını meraklı okura bırakarak günümüze gelelim.

Krizlerin kuşkusuz farklı belirleyenleri ve sonuçlar var. Ancak tüm bunlarla birlikte, işçiler açısından da, patronlar bakımından da değişmeyen yönleri de olduğu da biliniyor. Hiçbir kriz işçi için de, potron için de aynı anlama gelmiyor. Herhalde sınıflar üstü olarak tartışılabilecek en son şeyler ekonomi ve paradır.

Örneğin, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıkladığı ‘Yeni Ekonomi Modeli’ne dair toplantı sonrası, “Sayın Bakan Albayrak’ın geçmişini biliriz; söylediğini yapan bir bakandır” diyen Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı’nın bu güveninin maddi temeli hemen arkasından sosyal medyada hatırlatıldı: “Benim de katrilyonluk vergi borcum silinse ben de güvenirim.”.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’de yaptığı konuşmada kurdaki yükselişe ilişkin “Onların dolarları varsa bizim de halkımız, hakkımız, Allah’ımız var” sözleri ve ardından Trabzon’daki konuşmasında Nazım Hikmet’in ‘Davet’ şiirini okuması bu sürece dair stratejinin de özeti olmuştu. “Kapansın el kapıları,/bir daha açılmasın, /yok edin insanın insana kulluğunu, / bu dâvet bizim….” dizeleri ile ABD’ye tepki gösterirken bir yandan da “Ya biz stratejik ortak değil miyiz?” diye devam etmesi, aslında toplam duruş noktasının da şaşırtıcı olmayan bir alt metni gibiydi. Kriz sürecini ‘ekonomik saldırı altındayız’ argümanıyla halkı kendi etrafında kenetlemenin, yani bu süreçten olabildiğinde güçlenerek, en azından konumunu koruyarak çıkmanın yolunu yaparken, ABD ile onlarca yıllık NATO ilişkisinin genel bağlamı içinde söylenmek, serzenişte bulunmak ve bir yandan da çözümün yollarını aramak arasında salınan bir ilişki denkleminde durmak.

Bu arada çıkarları, krizi yaratan politikalara imza atanlarla söylemde aynılaştırılmaya çalışan işçi ve emekçiler açısından ise durum, ‘Allah-kul’ denklemi içinde hiç de adil bir yerde durmuyor. Özlem Albayrak, dün Gazete Duvar’daki yazısında hatırlatıyor: “Asgari ücrete 2018 yılı için toplam yüzde 14.2 zam yapılmış ve net 1603 TL’ye getirilmişti. Hedef enflasyonun (yüzde 8.4 idi yıl başında) çok üzerine çıkılmasına rağmen enflasyon farkının asgari ücrete yansıtılmayacağı açıklandı. Yılın başında 425 dolar (3.77 düzeyinden hesaplandığında) olan net asgari ücret, 6.8’e çıkan dolar sayesinde yüzde 80.3 değer kaybına uğrayarak 235.7 dolara geriledi.”

Bu tablo karşısında nakış işçileri dün Evrensel’de yer alan haberlerinde soruyorlardı: “Ev kredisi ödüyorum. Kredi günü geldiğinde bankaya ‘param yok, Allah’ım var’ mı diyeceğim?”

Ve Türkiye yaklaşan kriz fırtınasından nasıl kurtulacağını tartışırken, çok sayıda şirketin iflasın eşiğinde olduğu, kitlesel işçi atmaların kapıda olduğu konuşulurken, Reuters’e açıklamalarda bulunan Türkiye’nin desteğiyle Suriye’de kurulan Ulusal Ordu’nun başındaki Albay Haitham Afisi’nin sözleri, KJ’deki vurucu cümle gibiydi: “Ulusal Ordu’ya destek yalnızca Türkiye’den geliyor. Başka ortak devlet yok. Türkiye, savaşçıların maaşlarının ödemesini yapıyor. Lojistik destek ve gerekli görülmesi durumunda silah yardımında bulunuyor.”

Hal böyleyken, Ayşe Teyze’ye bankasının önerdiği yıllık faiz, ülkedeki enflasyonun ancak yarısı eden İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali’nin “Ayşe teyzenin ne işi var dövizle?” sözlerine ne diyeceksiniz? TOBB ve TÜSİAD’ın, ücretlerin baskılanması ve daha fazla işsizlik anlamına gelen iktidara destek açıklamasını da buna ekleyin.

Biz yine yazının başındaki Jim’in sözlerine dönelim. Yüz yıldır değişmeyen o değişkenleri izlemezsen, seni kandırmanın yolu hep bulunur. Ve onların bu yalan dolanlarını, içi boş hamasetlerini, maniplasyonlarını teşhir edip, doğruları yazanlar da sansür tehdidi altında tutulur.

www.evrensel.net