Merkez Bankası'nı bankaların talanına açmak, faturayı halka yıkmanın adımıdır


14 Ağustos 2018 04:47

TL’nin, dolar (elbette tüm yabancı paraların da) karşısındaki değer kaybı önlenmiyor. Dolar adeta TL’ye ve Türkiye’nin ekonomisini yönettiğini söyleyenlere karşı bir “kontrgerilla savaşı” veriyor. Önce büyük bir sıçrama yaparak, bütün önceki tahminleri aşan bir zirveyi deniyor. Hükümetin alelacele aldığı “önlemler” karşısında birkaç adım geri atıyor ama mutlaka son sıçramasının üstünde bir yere çekiliyor. Yeni bir sıçrama için fırsat gözlemeye başlıyor. Sonra bir bahane bulduğunda yeni ve önceki zıplamasının zirvesini de aşan yeni bir zirveyi zorluyor.

Dolar, son zirvesini önceki gece yaptı: 6.42’lerde seyrederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trabzon’da yaptığı konuşmanın ardından 7.40’lara vurarak, “Bu kriz sonunda dolar 7 TL’yi bulur” diyen en karamsar tahmincileri bile boşa düşürdü!

MB’NİN KAPISI ARDINA KADAR BANKALARA AÇILDI

Cumhurbaşkanın patronlara yönelik söylediği; “...özellikle sanayicilerimize sesleniyorum. Bankalara saldırarak, oralardan döviz alma yoluna gitmeyin. Battık, bittik işi sağlama alalım gibi yollara lütfen tevessül etmeyin. Eğer böyle bir yola tevessül ederseniz, yanlış yaparsınız... Aksi halde biz de, başta şahsım B planını, C planını uygulamak zorunda kalırım, bunu da böyle bilesiniz” içerikli sözleri -sıkça yapıldığı gibi- Cumhurbaşkanlığı tarafından “Cumhurbaşkanımız zinhar, ‘dolar hesaplarına el koyarız, mevduata el koyarız’ demedi. Kimse endişelenmesin” sözleriyle düzeltildi.

Bu düzeltmenin ve MB kapılarının bankalara ardına kadar açılma kararlarından sonradır ki; doların 6.60’lara çekilmesi sağlanabildi.

Ama bu geri çekilme ne kadar sürer, yeni zirveyi ne zaman zorlar, bunu için hangi bahane bulunur, bunları bilen yok!

Oysa Cumhurbaşkanı; doların yükselişini önlemek iddiasıyla konuşmuş; doların buralara gelmesinde az rolü olmayan kapitalistleri de uyarmıştı! Ama Erdoğan’ın sözünü ettiği B ve C planlarından mevduatlara el konacağı ve döviz hesaplarının TL’ye geçirileceğini düşünen sermaye sahipleri dolara hücum edince dolar 7.40’ları gördü!

BANKALARIN MB’Yİ YAĞMALAMASI ÇÖZÜM MÜ?

MB, Hazine ve Maliye Bakanlığının önlemleri, önceki günden beri ayrıntılarıyla medyada yer alıyor. Ama sonuçta; bir cebinden alınıp ötekine konarak, bir “işlem hacmi” belki yaratılabilir ama “1 dolar 2 dolar” olmaz!Türkiye’nin borç ödemelerinin miktarı ile MB’nin son sentine kadar kapılarını bankalara açmasının sağlayacağı dolar miktarı arasındaki uçurum dikkate alındığında; bu ve öteki teknik önlemlerin büyük sermayenin dolar ihtiyacını karşılamaktan hayli uzak olduğu da ortadadır.Bu yüzden de hamasete eklenen önlemlerin, 16 yıllık AKP iktidarının uyguladığı ekonomi politikaların ülke ekonomisinde yol açtığı yıkımı tamir edecek gibi görünmediği de bir gerçektir.Ancak halkın birikimlerinden oluşan MB’nin kaynaklarının dolar bağımlısı sermaye çevrelerine sunulması kuşkusuz ki, faturayı halka yıkmanın bir adımıdır.Dahası, AKP-MHP ittifakı ve arkasındaki güçler, halkın anti emperyalist mücadele hassasiyetlerini ve yurtseverlik duygularını istismar ederek, onu fedakarlık yapmaya çağırmaya hazırlanmaktadırlar. Daha doğrusu alacakları ve krizin faturasını halka yıkacakları önlemler karşısında, halkın tepki göstermesini önlemek üzere ortam oluşturmaya çalışmaktadırlar.Çünkü halktan istenen; enflasyonu, zamları, yeni vergileri, patronların işten atma ve gerçek ücretleri düşürme girişimlerini, vatan-millet için katlanılması gereken zorluklardan ibaret görmesi; ülkeyi bu hale getirenlerin etrafında da itirazsız birleşmeleridir. Bunun kısa adı ise; 16 yıldır ülkenin yeraltı ve yerüstü servetlerini, kendilerine borç veren yabancı finans ve sanayi tekelleriyle birlikte ortak yağmalayan yerli tekellerin ve hükümetlerinin ekonomide yol açtığı yıkımın faturasının işçi sınıfı ve halka yıkılmasıdır.

KAMP DEĞİŞTİRMEK ÇÖZÜM MÜ?

İronik gibi görünse de şu da gerçek ki; halkın cebindeki son kuruşa kadar alınarak oluşturulacak birikim de yabancı ve yerli finans merkezlerine aktarılacaktır! Ki son günlerde Erdoğan ve AKP propagandası tarafından bu merkezler, “düşman“ ilan edilen ve “doları bize karşı kurşun, füze olarak kullanıyorlar” denilen merkezlerdir.

Sürekli yeni krediler alınırken halktan istenen şey ise; basma kolu inerken de çıkarken de aynı yöne su basan “emme basma tulumba” gibi çalışan bu sömürü ve yağma mekanizmasını onaylamaktır.

Bu kargaşa içinde ortaya atılan, “ABD bizi anlamazsa yeni kamplar ararız” iddiası ise; kısa vadede iç politikada bir karşılığı olsa da kamp değiştirmek öyle kolay değildir. Hele de ”kamp” denirken Rusya’da söz ediliyorsa, bu daha da zordur. Çünkü, Rusya da Türkiye kadar olmasa da asıl olarak dolara bağımlıdır ve “Kelin ilacı olsa kendi başına sürer” denecek durumdadır. Bu yüzden de “muhtemel kamp”, dün Yusuf Karadaş arkadaşımızın yazısında değindi gibi, Türkiye’nin “yarım trilyon dolarlık” ağırlığını taşıyacak bir noktada değildir!

TEK YOL: FATURAYI REDDETME MÜCADELESİ

Bu yüzdendir ki, “yastık altındaki dolarları altınları TL’ye çevirmek”, halktan “ekonomik savaşı kazanmak” için yeni fedakarlık istemek, “MB kaynaklarını bankaların talanına açmak” ve “IMF’ye başvurma”... merkezli olarak yapılan “sistem içi” her çözüm arayışı; faturayı işçi sınıfına ve halka yıkmanın çözümlerdir!

Krizden, krizin yükünü emekçilere yıkmaktan çıkışın yolu ise emperyalistlere karşı gerçek bir anti emperyalist bilinçle karşı çıkan, krizin yükünü uluslar arası ve yerli işbirlikçisi tekellere yıkmayı amaçlayan önlemler etrafında birleşmektir. Ülke ve bölge halklarının barış ve kardeşlik içinde el ele vermesi de buna eklenmelidir.  Bunlar ise elbette, mevcut iktidarın ve “tek adam rejimi”nin üstesinden geleceği şeyler değildir.

Emek cephesinde, krizin yükünü krizi çıkaranlara yüklemeyi amaçlayan talepler etrafında ciddi bir mücadele birliği yaratılmadan da, emekçiler için krizin faturasını reddetmek mümkün olmayacaktır.

www.evrensel.net