10 Ağustos 2018 04:15

Emperyalizme karşı gericilik mi?

Paylaş

Daha önce 8 Mayıs’ta İran ile yapılan nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekilen ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının ilk bölümü 7 Ağustos’ta başladı. Bu yaptırımların İran’la enerji (doğalgaz ve petrol) ticaretini de kapsayacak olan ikinci ve daha ağır bölümü ise, Kasım ayında başlayacak. Trump yönetiminin ambargoya rağmen İran ile ticarete devam eden ülkelerin de ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağı tehdidi özellikle İran’dan doğalgaz ve ham petrol alan Türkiye gibi ülkelerin bu yaptırımlar karşısında ne yapacakları sorusunu akıllara getiriyor. ABD’nin yaptırım kararının ardından birçok yabancı tekelin İran pazarından ayrılması beklenirken İran Çalışma Bakanı da yaptığı açıklamada bu yaptırımların en az 1 milyon İranlının işsiz kalmasına yol açacağını söyledi.

Bilindiği gibi Obama döneminde ABD, BM Güvenlik Konseyi’nin diğer daimi üyeleri ve Almanya’nın katılımıyla (P5+1) nükleer faaliyetlerinin denetlenmesi karşılığında İran’a yönelik ambargonun kaldırılması anlaşması yapmıştı. Ancak bu anlaşmanın ABD tarihinde yapılmış en kötü anlaşmalardan biri olduğunu söyleyen Trump’ın ABD başkanı olur olmaz ilk işlerinden biri bu anlaşmadan çekilmek oldu. İran’ı ABD hegemonyası ve İsrail için en önemli bölgesel (Ortadoğu) tehdit olarak gören Trump yönetimi, İran’a karşı yaptırımların ötesinde ‘Ortadoğu Stratejik İttifakı’ adı altında başını S. Arabistan ve Mısır’ın çekeceği (ve İsrail tarafından da desteklenecek) Sünni Arap rejimleri kapsayacak NATO benzeri bir askeri yapılanma oluşturmak için de hazırlıklar yapıyor.

Trump bugün İran’ı bölgede açık hedef haline getirmiş olsa da ABD’nin İran’a yönelik bir askeri müdahalesi en azından bu dönem için uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Bu nedenle İran rejimini devirmek isteyen Trump, öncelikli olarak ekonomik yaptırım silahını kullanıyor. Bu yaptırımların İran’da bir süreden beri devam eden olayları ve huzursuzluğu büyüteceği ve molla rejimini ülkeyi yönetemez hale getireceği hesabını yapıyor. Dolayısıyla ABD, molla rejimini deviremezse bile yaptırımlar üzerinden bu rejimi içten zayıflatmayı ve İran’ın Suriye’den Irak’a ve Lübnan’dan Yemen’e bölgede artan etkisini sınırlamayı amaçlıyor.

Gerçekten de Suriye üzerinden kendisini kuşatmak isteyen güçlerin hesabını bozup bölgede son yıllarda etkisini en fazla arttıran rejim olan İran, son dönemlerde molla rejimine karşı ciddi protesto gösterilerine sahne oluyor. 2017 sonlarında başlayıp bir süre devam eden gösteriler geçtiğimiz günlerde yeniden başladı. İran’ın birçok kentinde hayat pahalılığına, molla rejiminin baskıları ve yolsuzluklarına, artan işsizliğe, elektrik ve su kesintilerine tepkiler nedeniyle yaygın eylemler yapılıyor. Büyük oranda örgütsüz olan ve çoğunlukla sosyal medya üzerinden yapılan çağrılar üzerinden kendiliğinden gelişen bu eylemlere kadınlar, gençler, işsizler ve esnaflar yaygın olarak katılıyor. 1979’da Şah rejiminin sonunu getiren devrimden sonra adil bir yönetim vadeden molla rejiminin bugün başını çeken dini lider Hamaney’in 83 milyar doları bulan serveti olduğu iddiası bile yolsuzlukların hangi boyuta ulaştığı ve İran kapitalizminin yeni dönemde nasıl bir zengin kast yarattığı konusunda yeterince fikir veriyor. Gelir dağılımındaki uçurum ve halkın yoksullaşması, molla rejiminin “devrim ihracı”na dayalı bölge politikası sonrasında yeni bir boyuta ulaştı. İran’ın bölgede gücü-etkisi artan bir rejim olmasının faturası içeride halka daha fazla yoksulluk, yolsuzluk ve baskı olarak yansıdı.

Sonuç olarak İran’da devam eden gösteri-eylemler kentten kente bazı farklılıklar gösterse de bu eylemler esas olarak yaşam koşullarının kötüleşmesine ve rejimin baskılarına karşı bir tepki olma özelliği taşıyor. Dolayısıyla İran’da molla rejimine karşı ayağa kalkan halkın talepleri son derece meşru talepler.

Burada karşımıza şöyle bir soru/sorun çıkıyor: ABD, İran’ı karıştırmak istediğine göre bu eylemler emperyalizme hizmet etmez mi? Aslında ABD’nin eylemleri desteklediğini açıklaması en çok molla rejiminin işini kolaylaştırıyor. Çünkü bugün ABD ve onunla işbirliği halindeki İsrail, S. Arabistan gibi bölgesel gericilikler bu hareketleri kendi lehlerine kullanmak isteseler de bunların İran’da ciddi bir dayanakları ve eylemleri yönlendirme gücü bulunmuyor. Üstelik bugün halkın ayağa kalkan kesimlerinin büyük çoğunluğu da bu güçleri düşman olarak görüyor. Ancak buna rağmen molla rejimi, meşru talepleri için ayağa kalkan halk kesimlerini emperyalizmin oyununa gelmekle suçluyor. Dolayısıyla mola rejimi, ABD emperyalizminin eylemleri desteklediği açıklamalarını bu meşru talepleri bastırmanın dayanağı olarak kullanıyor. Yani İran halkının Amerikan emperyalizmine karşı hassasiyetini halkı kendi gerici politikalarına yedeklemek ve haklı talepleri olan toplum kesimlerini baskılamak için bir fırsata dönüştürüyor.

İran halkları ve onlarla dayanışma halinde olan ilerici güçler bir ikilemle karşı karşıya bırakılmak isteniyor: ABD emperyalizminden mi yanasınız, yoksa İran rejiminden mi?

Oysa ne İran halkları, işçi-emekçileri ve ne de onları destekleyen güçler böylesi bir ikileme mecbur değildir. Hem ABD emperyalizminin müdahale/yaptırım politikasına karşı açık tutum almak ve hem de yolsuzluklara batmış, halka işsizlik, yoksulluk ve baskıdan başka verecek bir şeyi kalmayan molla rejimine karşı meşru talepleri savunmak mümkündür. ABD işbirlikçisi şah rejimini yaklaşık 40 yıl önce deviren İran halkları, emperyalistlerin müdahalesinin kendilerine insanca yaşam ve demokrasi getirmeyeceğini biliyor. Ancak öte yandan artık mola rejiminin 79’da uğruna ayağa kalktıkları talepleri gerçekleştirmeyeceğini de görüyorlar. Bugün İran halklarının giderek kararlı ve istikrarlı hale gelen eylemlerinin kendiliğinden hareketin dar sınırlarını aşıp devrimci bir program ve önderlik etrafında birleşmesi, bölgede emperyalizm ve gericilik ikileminin dışında başka bir yolun/seçeneğin olduğunu göstermek bakımından büyük önem taşıyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa