Bağımsızlık ve demokrasi için


10 Ağustos 2018 04:12

Artık “Eyy” yok. “Aceleyle hareket etmeyen, soğukkanlı dış politika var.” ABD ile yaşanan son krize karşı Erdoğan iktidarının politikaları yukarıdaki cümlelerle tanımlanıyor. Erdoğan’dan “Eyy Trump, eyy Amerika” sözlerini duymadık. Yaptırıma karşı yaptırım sözleri de boş çıktı. Yüze tükürüldü ama ‘yarabbi şükür yağmur yağdı’ tutumuyla devam edildi. Şimdi Washington’da pazarlıklar devam ediyor. Arada yapılan açıklamalara göre Dolar ya yeni yükselme rekoru kırıyor, ya da durgunlaşıyor.

Biz, iktidarın havuz medyası tam tersi bir rüzgar estirmeye çalışsa da antiemperyalist olmadığını biliyorduk ama, şimdi kendileri “biz antiamerikan’ da değiliz” diyorlar. Zaten olmaları da mümkün değil. Emperyalizme göbekten bağımlı bir ekonomi ve bu ekonomiyi daha fazla bağımlı hale getirmek için 16 yıldır olağanüstü bir çaba gösteren, buna paralel ekonomi politikaları uygulayan bir sermaye iktidarı bulunuyor. Ama demagoji ile işlerin artık yürümeyeceği bir noktaya geldiler.

Gerçi “dolarla darbe yapılıyor” diyenlere de hala rastlanıyor. Emperyalist efendileri sanki dolarları bunların ceplerine zorla sokuşturmuşlar gibi! Dolar’la gelmişlerdi, öyle görünüyor ki jübilelerini de dolarla yapacaklar. Emperyalizme, ABD’nin dolarlarına bağımlı bir ekonominin başına neler gelebilecekse, bugün ülkenin başına da onlar geliyor. Olup biteni “üst akıl, komplo teorileri” gibi halkı uyutmak için kullanılan demagojilerle açıklamak, halkın geri kesimleri üzerinde belirli bir etki de bulunabilir, ama ilişkilerin iç yüzü her geçen gün daha fazla açığa çıktığı ve kitleler gerçeklerle daha fazla yüzyüze geldiği için artık bunların etkisi de giderek azalıyor.

ABD ile yaşanan son kriz ülkenin iki temel sorununu olanca çıplaklığı ile orta yere getirdi. Bu iki temel sorun bağımsızlık ve demokrasidir. Ülke ekonomik olarak emperyalizme bağımlı olduğu için politika da, diplomasi de, askeri ilişkilerde de emperyalizme göbekten bağımlı ve her türlü aşağılama, yüze tükürme bu koşullarda gündeme geliyor. Böyle bir muameleye maruz kalmak istemeyen bir devlet, bir hükümet, bir halk ancak bağımlılık ilişkilerine son vererek hak ettiği saygınlığa kavuşabilir. Eğer bu yapılmıyorsa zaman gelir başa çuval geçirilir, zaman gelir bakanlara aşağılayıcı muameleler yapılır ve bunlar sineye çekilir.

Ülkenin ikinci temel sorunu ise demokrasi sorunudur. Bugün en temel hak ve hürriyetler ayaklar altındadır. Basın yayın keyfi uygulamalar tabidir ve istendiğinde kapılarına kilit vurulmakta, istendiğinde yazarlar, çalışanlar kapı dışarı edilmektedir. Yargı bir kişinin dudağı arasından çıkacak iki kelimeye bağlıdır. Örgütlenme özgürlüğü, sendikalara üyelik de dahil olmak üzere, ciddi engellemelerle karşı karşıyadır. Eğitim ve öğrenim kurumları tam bir denetim altındadır. Yürütme, yasama ve yargı tek bir iradeye bağlanmış durumdadır. Zaten olmayan demokrasi yerini tam bir keyfi diktatörlüğe bırakmıştır.

Ülkenin kaderi ve halkın geleceği bu iki temel sorunun halk kitlelerinin kendi kaderlerini kendi ellerine almasına bağlıdır. Bugün ne umut bağlanabilecek bir parlamento, ne de düzen içi farklı bir alternatif bulunmaktadır. En büyük muhalefet partisinin başına da ikinci bir Bahçeli geçirilmek istenmektedir. Ülkenin temel sorunlarını çözebilmesi bütünüyle işçi ve emekçi kitlelerinin alttan geliştirecekleri girişkenliğe bağlıdır. Ekonomik ve politik koşullar her geçen gün bu çözümü daha da zorunlu hale getirmektedir. Tek adam şimdi karşısında giderek daha fazla çok insan bulacaktır ve gelişmelerin de bu yönde olduğundan hiç bir kuşku bulunmamaktadır.

www.evrensel.net