'İdam' propaganda mı, 'yeni rejim'in kırbacı mı?


07 Ağustos 2018 03:25

“Cumhur İttifakı”nın bileşenleri arasında bir “idam” yarışıdır gidiyor. İdam bayrağını biri bırakmadan öteki eline alıyor; “Ben daha idamcıyım” diye öne fırlıyor!

Bu lanetli bayrağı kapıp öne fırlayan bu sefer BBP’nin tek milletvekili Destici oldu.

Destici “idam” konusunu, “Türkiye tüm terör örgütlerine karşı hem içeride hem de dışarıda topyekün mücadele veriyor. Cumhurbaşkanımız, ‘Önüme gelirse imzalarım’ dedi. BBP olarak ekim ayında teklifimizi Meclise sunacağız ve oradaki grupların tavrını da göreceğiz” diyerek gündeme getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da yine bu son tartışmalar içinde, “Eğer Meclis idamı geçirir benim önüme getirirse, ben hemen imzalarım” diyerek idam müptelacılarının sırtını sıvazlamayı elden bırakmıyor.

TARTIŞILAN SADECE ‘İDAM’ DEĞİL

Hukukçular, insan hakkı savunucuları, idamın Meclisten geçirilmesine AKP ve MHP’nin vekil sayısının yetmeyeceğini, Meclisten geçirilse bile Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüğün idamın uygulanmasına izin vermediğini ısrarla söylese de, idamcılar, “İdam isteriz” naraları atmaktan geri durmuyor. Bütün bu gerçekler, genlerinde ülkenin bütün sorunlarının “Taksim Meydanı’nda adam sallandırmakla çözüleceğini” iddia edenlerin “kahve politikası” geleneğini taşıyanların, “idam” konusunu yeniden yeniden gündeme getirmekten vazgeçmesine neden olmuyor.

Dolayısıyla “idam tartışması”nın canlı tutulmasının “yakın amacı”nın, idam cezasını geri getirmekten çok; toplum içindeki en gerici güçlerin motive edilmesi, onların heyecanlarının canlı tutulması, daha da önemlisi tek adam rejimine karşı duranların, ilerici, demokrat güçlerin korku salınarak baskılanması amaçlı olduğu apaçıktır.

“İç politikaya oynamak”, “genler”, “uluslararası anlaşmalar”... tamam; ama bir ülkeyi yönetenler, yeni bir rejim kurma iddiasıyla yola çakanlar, eğer o ülkede 20 yıl önce kaldırılmış ve dahası uygar dünyada yeri olmayan “İdamı geri getirmeyi” bir vaade dönüştürüyorsa; tartışılan sadece “idam” değil ülkenin 200 yıllık demokratikleşme mücadelesinin kazanımlarıdır.

‘İDAM’ TEK ADAM REJİMİNİN KIRBACI MI OLACAK?

Ve elbette ki “idam tartışması”nın pratikteki ifadesinden birisi de, “tek parti tek adam rejimi”nin arkasındaki zihniyetin (elbette ki sınıfsal güçlerin) nasıl bir Türkiye kurmak istediğidir. Eğer bir düzen, bir rejim ve onun sözcüleri; vatandaşlarına barış, kardeşlik, refah içinde bir gelecek değil de “Binyıldır aynı düşmana karşı savaştığını ve ebediyete kadar da savacağını” söylüyorsa; bunun için gençliğe “şehitlik ve gazilik” vadediyorsa; seçim meydanlarına topladığı taraftarlarını “Kefeninizi giyerek mi yatıp kalkıyorsunuz” diyerek “cihada” çağırıyorsa, böyle bir toplumsal düzenin yasalarında idamın olması değil olmaması şaşırtıcı olur! (*)

Bu yüzden de idam tartışmasında, “Anayasayı değiştiremezler, uluslararası anlaşmalar var, bunları aşamazlar”  demek, “tek parti tek adam rejimini”, mevcut anayasa ve yasalar içinde kalmayı önemseyecek, uluslararası anlaşmalara atılan imzaları umursayacak bir rejim olarak görme anlayışından gelmektedir. 

Oysa “İdam isteriz” diye haykıranlar ve onlara çanak tutanlar, “idamı” sadece bir iç politika propagandası olarak değil aynı zamanda kurmak istedikleri düzenin kırbacı olarak kullanmak için istiyorlar. Çünkü onlar kuracakları rejimin önündeki engelleri aşmanın ve muhalif güçlerin sindirilmesinin sistematik bir aleti, kırbacı olarak düşündükleri için, bugünden “İdam isteriz” diye haykırıyorlar.

İDAMI ENGELLEYECEK OLAN DEMOKRASİ MÜCADELESİDİR

Bu yüzden de kendilerini “İdamı getirecek kadar güçlü” hissettiklerinde, ne “Anayasa ne diyor”u ne de “Uluslararası protokollere atılan imzaları” umursayacaklardır! Bunu engelleyecek olan Türkiye’nin demokrasi güçlerinin, “tek adam rejimi”ne karşı olan güçlerin, demokratikleşme mücadelesi doğrultusunda atacağı adımlardır. Aksi halde en gerici güçlerin naralarında ifade olunan “İdam isteriz” talebi, önce fiiliyatta sonra da resmiyette hayata geçirilebilir. Onun için tek başına “İdamın geri getirilmesine hayır” demek yetmez. Tersine;

1) Bugün “idamı”, iç gerici güçlerin motive edilmesinin ve muhalif güçlere gözdağı verilmesinin, baskılanmasının bir dayanağı olarak teşhir etmek gerekir.
2) Ama aynı zamanda idamı, kurulmakta olan rejimin zihniyetinin bir ifadesi olarak görüp, “tek parti tek adam rejimi”ne karşı mücadelenin de bir dayanağı olarak değerlendirmek önemlidir.

Bu nedenlerledir ki, bugün idam isteyenler ve arkasındaki güçlerin zihniyetlerini ve amaçlarını teşhir etmek, ayrıca önem kazanmış bulunmaktadır.

(*) Erdoğan ve AKP’nin (elbette MHP’nin) ideologları ve propagandacıları bu görüşlerini her vesileyle vurguluyor ama Erdoğan, 1071 Malazgirt Zaferinin geçen yıl katıldığı törenlerinde bu görüşleri yukarıda belirtilen cümlelerle de açıkça ifade etti.

www.evrensel.net