10 Ekim davası bitmedi, sadece birinci etabı tamamlandı


05 Ağustos 2018 04:45

10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının ilk etabı; 9 IŞİD’li sanığa yüzer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi, diğer tutuklu sanıklara da 7.5 yıldan 20 yıla kadar değişen hapis cezaları verilmesiyle tamamlandı!

Tutuklu sanıklardan tahliye edilen olmadı.

İlk bakışta bu karar, mahkemenin katliam sanıklarına çok ağır ceza verdiği ve kamu vicdanını rahatlatan bir yargılama yaptığı izlenimi verse de bu gerçeğin sadece yarısıdır.

Gazetemizin okurları, başından beri bu davanın iki tür faili olduğunu biliyorlar. Bunlardan birincisi elbette ki bir bölümü mahkemeye de çıkarılan ve ağır cezalar verilen IŞİD’in tetikçileri, azmettiricileridir. Katilleri eğitip, onları katliam mekanına kadar götüren çeşitli düzeydeki IŞİD’li militanlar ve onlara yardım ve yatakçılık yapanlardır.

İkinci tür sorumluları  ise, Suriye’den Nizip’e, Gaziantep’ten Ankara’ya kadar uzanan istihbarat ağı başta olmak üzere çeşitli kurumlardaki devlet görevlileridir. Ki, mahkemenin bazı görevliler hakkında “suç duyurusunda” da bulunmasına karşın, bunlar mahkemeye çıkarılamamıştır. Çünkü bunların mahkemeye çıkarılmasına amirleri izin vermemiştir.

GÖREVLİLERİN DESTEĞİ OLMASA BU KATLİAM OLUR MUYDU?

Ne var ki kamu görevlilerinin sorumluluğu sadece “ihmal”, “bürokratik aymazlık” gibi kişisel zaaf ya da elde olmayan prosedür engelleri gibi bürokraside sıkça rastlanan sorunlardan ibaret değildir. Tersine mahkeme safhasında avukatların gayretiyle ortaya çıkarılan ve mahkemenin bilgisine sunulan resmi rapor ve belgeler de açıkça göstermektedir ki;

Devlet görevlilerinin Nizip’ten Ankara’daki katliam mekanına kadar uzanan “ihmal”, “göz yumma”, “koruyup kollama” tutumu olmasaydı, IŞİD’in bu katliamı gerçekleştirmesi mümkün olamazdı.Çevik kuvvet ve kolluk güçleri, bombalı saldırının hemen arkasından (Katliamı yapan oradaki kitleymiş gibi) alanı gaza boğmasaydı; yetkililer ambulansların yaralıları almasını yarım saat geciktirmeseydi, muhtemeldir ki, katliamın boyutları bu ölçüde büyümeyecekti!

DAVANIN SADECE BİRİNCİ ETABI TAMAMLANMIŞTIR

Bu yüzdendir ki bu önemli davanın; savcılar ve mahkeme tarafından, katliamın sadece “Mahkemeye çıkarılabilmiş”, “sivil” failleriyle sınırlanıp cezalar verildiği bir yargılamaya indirgenmesi, kamuoyu vicdanındaki kanamayı durdurmayan bir “yarım yargılama” olarak sonuçlanmasına yol açmıştır. Savcılar, mahkeme ve onların arkasındaki siyasi erk, bu davanın bu sınırlılıkla bitirilmesini istedikleri için; yargılamayı genişletip derinleştirecekleri yerde “magripten mal kaçırır” gibi davayı “kapatmış”lardır.

Katliamın ilk gününden itibaren, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun öncülük ettiği; IŞİD’in aklanması ve katillerin bulunmasını zorlaştıran beyanatlar, devletin tutumu konusunda da işaretler vermiştir. Nitekim “koteyl terör örgütü”, “kolektif terör” gibi uydurma kavramlar katillerin bulunmasını da zorlaştırmıştır. 

Öte yandan katliamın “sivil” sorumlularından bazıları yakalanmamış olsa da; mahkemeye çıkanların önemli bir bölümünün ağır cezalar almış olması, yanı sıra katliamın resmi sorumlularını, hatta siyasi sorumlularını işaret eden güçlü kanıtların ortaya çıkması davanın henüz bitmediğini, sadece birinci etabının tamamlandığını göstermektedir.

ÜÇ BİLEŞENLİ KAMUOYU BASKISI

Mahkeme davayı, mahkemeye çıkarılan kişilerle sınırlamış olsa da; 

1- Avukatların çok ciddi bir gayret ve titizlikle yaptıkları çalışmalar, mahkemelerde sanıklara yönettikleri ustaca sorular,

2- Katliamın kurbanlarının ailelerinin, katillerin cezalandırılması konusundaki ısrarları ve davayı tüm engellemelere karşın sıkı biçimde takip etmeleri,

3- Ve ilerici demokrat kamuoyunun (dernekler, sendikalar ve çeşitli siyasi çevrelerin) davayı sahiplenmeleri, bu davanın, katliamın arkasındaki güçlerin tahminlerini aşan bir safhaya gelmesinde belirleyici olmuştur.

Böylece bir yandan IŞİD’li katillerin ve destekçilerinin ağır cezalar almaları sağlanırken aynı zamanda davanın bundan sonraki adımlarına dayanak olacak çok ciddi kanıtların ortaya çıkması da sağlanmıştır.

Eğer bu üç bileşenli baskı olmasaydı; 10 Ekim Katliamı davası da öteki bazı “IŞİD davaları” gibi ciddi sonuçları olmadan ve kamuoyundan saklanarak bir biçimde kapatılan davalardan birisi olabilirdi.

10 EKİM DAVASI NE KAYBEDİLMİŞ NE DE BİTMİŞ BİR DAVADIR

Bu yüzdendir ki kimi IŞİD militanları ya da devlet görevlilerinin yargı önüne çıkarılamamış olması bu davanın kaybedilmiş ya da bitmiş bir dava olduğu anlamına gelmez! Tersine Ankara Gar Katliamı davası ilk etabı (Bütün zorluk ve engellemelere karşın) mahkemeye çıkarılan IŞİD militanlarının cezalandırılmasıyla tamamlanırken ikinci etap başlamış, katliamla bağlantılı devlet görevlileri ve siyasi sorumluların da yargılanması için önemli bir dayanak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Dolayısıyla“O kadar uğraştık ama istediğimiz sonucu alamadık” diyerek karamsarlığa kapılmak yersizdir. Çünkü, Türkiye’de ucu devlete dokunan yargılamalarda sonuç almak hiçbir zaman kolay olmamıştır. Nitekim Maraş, Çorum, Sivas gibi katliam davalarında, devletin içindeki ve siyasetteki failleri ortaya çıkarmak mümkün olmamıştır. Ama bugün 10 Ekim Katliamı mahkeme safhasında ortaya çıkan ciddi bilgi ve belgeler vardır.

Eğer ilerici demokrat güçler ve halklarımız, davanın arkasını bırakmayan bir tutumu benimserse; istinaf mahkemesi ve  Yargıtay süreçleri davanın ikinci adımı için yeni olanaklar sunabilir. Bu yüzden de, “Bu dava bitmemiştir” sloganını ete kemiğe büründürerek, davayı takip etmedeki ısrar ve karalılık sürdürülürse (Elbette bu yapılmalıdır), tetikçilerle birlikte kamu görevlilerinin ve katliamın siyasetteki suç ortaklarının yargı önüne çıkarılması da olanaklı olabilecektir.

Yeter ki, bu davanın sadece bir katliam davası değil aynı zamanda demokrasi mücadelesinin, barış mücadelesinin bir davası olduğu anlaşılabilsin!

www.evrensel.net