ABD ile gerilim artışı ekonomiyi nasıl etkiler? Yangın büyür bedel ödenir!


03 Ağustos 2018 04:32

ABD, rahip Andrew Brunson’ın yargılanması nedeniyle, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e yaptırım uygulanacağını açıklamasının ekonomik artçı sarsıntıları sürüyor.

Dolar 5 TL’nin üzerindeki rekorunu tazelerken, avro da 5.90’ı aştı.

ABD ile olan siyasi gerginliğin sürmesi tek başına belirleyici değil.

ABD Başkanı Trump’ın kızıştırdığı ticaret savaşları...

Petrol fiyatlarındaki yükseliş...

Yabancı sermaye girişindeki yavaşlamanın, giderek yabancı paranın ülkeyi terk etmesine dönüşmesinin kurları zıplatması...  

Ve benzeri etkenler zaten Türkiye ekonomisini sallamaya başlamıştı.

Son yaşanan gerilim ise zaten var olan ekonomik sorunları daha da olumsuz etkileyecek.

Türkiye’nin ekonomisinin ağır ağır ilerlediği dalgalanmaya gidiş hızlanabilir.

Bütün veriler yılın ikinci yarısında ekonomik büyümenin yavaşlayacağına işaret ediyordu.

Fiyat artışları 14 yılın en yüksek düzeyinde.

Alım gücü düşmüş durumda. İç talep daralıyor.  

TL’nin hızlı değer kaybı faizleri yükseltiyor, enflasyonu artırıyor. Bu durum döviz borçlularını batırıyor.

Borcunu yapılandırmak için banka kuyruklarına giren şirketlerin sayısı artıyor.

Şirketlerin yatırları duruyor.

Kısacası, enflasyon, işsizlik ve ekonomik durgunluk kaçınılmaz olmuştu. İşte böyle bir ortamda ABD ile siyasi gerginliğin sürmesi, Türkiye ekonomisi açısından yeni kur şokları anlamına geleceği için, sorunun derinleşmesi anlamına geliyor.

Kontrollü ekonomik daralma yerini ‘sert inişe’ bırakabilir!

SONBAHAR KARA KIŞA MI DÖNER?

Sonbaharda ABD yaptırımlarının derinleşmesi ihtimali yüksek. Zira sonbaharda, ABD’nin Türkiye’yi  İran’a yönelik tutum almaya zorlaması kuvvetle muhtemel.

‘Ticaretimiz kimseyi bağlamaz’ diye diklenebilmek için ülke ekonomisinin bağımlı olmaması gerekir. Oysa Türkiye ekonomisi göbekten bağımlı.

Sanayi üretimin yüzde 70’i ithalat girdi.

Ülke ithal girdi olmadan tarımsal üretim yapamaz halde.

Ekonomi açık verdiği için her yıl ortalama 50 milyar dolarlık sermayeye muhtaç!

Teknoloji dışa bağımlı

Türkiye bu sebeplerle yüksek risk grubunda gösteriliyor.

Kırılgan 5’li ismiyle anılan ülkeler (Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika) arasında sayılıyor.

Türkiye ABD ile olan gerginliği tırmandırarak zaten kırılgan bir ekonomiyi daha zora sokarken elindeki güç ne?

Bunun cevabı yok!

Yüksek enflasyonla girdi maliyeti yüzde 20’leri bulan...

Ticari kredi maliyeti (faizi) yüzde 25’lere dayanan...

Dış borcu 226 milyar doları bulan şirketler...

Bir de doların lira karşısında değerini 5 TL’nin üzerine sabitlemesi durumuyla karşılaşırsa, (Ki TL’nin daha da değer kaybetmeye açık hale geldiği konusunda yaygın bir kanaat söz konusu)...

Şirketlerin hali nice olur.

ABD’nin yaptırım listesi çoğalırsa....

Sonbaharın kışa dönmesi kaçınılmaz olur.

ABD’YE DİKLENİP IMF’YE Mİ KOŞULACAK?

Lira değer kaybettikçe enflasyon yüzde 20’lere dayanacak.

Borç ödemede riskli ilan edilen Türkiye için risk algısı yükselecek, dış kaynak akışı sürsün diye faiz artışı gündeme gelecek.

Borç yapılandırma kuyruğuna giren şirketler iflas kuyruğuna yönelecek.

Büyüme temposu yüzde 7’lerden yüzde 3’lere düşmesi beklenen Türkiye ekonomisinin, bu yılın son çeyreğinde küçülmesi sürpriz olmayacak.

İşsizlik...

Yüksek enflasyon...

Batık kredi...

Durgunlaşan ticaret...

Çakılan inşaat sektörü...

Bedeli emekçi halklar ödeyecek.

Türkiye IMF’nin kapısına koşar adımlarla ilerleyecek.

IMF’nin kapısına gitmek ille de ‘Acilen milyarlarca dolarlık kredi anlaşması yapılacak’ demek değil.

IMF’ye gidiş...

226 milyar dolar borcu bulunan, derecelendirme kuruluşları tarafından kredi notu sürekli düşürülen özel sektör rahatlansın diye.

Yani...

IMF uluslararası bankalara yol versin, onlar da, şirketlerin dış borçlarını yeni borçlarla çevrilebilmesini sağlasın diye...

Bu durumda IMF’siz IMF programı gündeme gelir.

Bu programın bedelinin ne olduğunu da yine en iyi bu ülkenin emekçileri bilir!

www.evrensel.net