10 Ekim savcısına göre IŞİD boşlukta duran bir örgüt


01 Ağustos 2018 04:20

10 Ekim 2015 günü Ankara Garı Katliamı’na ilişkin olarak, savcılık tarafından 12 Haziran 2018 günü sunulan esas hakkındaki mütalaa birçok bakımdan üzerinde tartışmayı gerektiriyor. Dava avukatları 26 Temmuz 2018 günü mahkemeye sundukları, iyi çalışılmış, detaylı beyanlarla mütalaaya yanıt verdiler. 31 Temmuz-2 Ağustos arasındaki duruşma sürecinin ilk iki gününün de avukatların bu açıdan beyanlarıyla geçeceğini tahmin edebiliriz.

Savcının mütalaasının kanımca insanı hayrete düşüren en önemli özelliği 41 sayfalık mütalaa boyunca tek bir kamu görevlisinin dahi suçlanmamış olması. Oysa Diyarbakır HDP mitingine yönelik IŞID’in bombalı saldırısının üzerine gidilseydi Suruç Katliamı’nın yaşanmayacağı, Suruç’un üzerine gidilseydi Ankara Garı patlamasının engellenebileceği defalarca yazıldı. Bizzat 10 Ekim dosyasına giren sayısız belgede de dosyada adı geçen IŞİD elemanlarının sınırdan Suriye’ye rahatlıkla giriş çıkış yaptıkları ve bu süreçlerde de değişik illerde haklarında açılmış dosyalarda aranır durumda gözüktüğü biliniyor.

Bu köşe kapsamında sadece bazılarına dikkat çekelim. Hâlâ bu dosya kapsamında hakkında yakalama ve tutuklama kararı bulunan Edremit Türe’nin 9 Ağustos 2012 tarihinde yaralandığı ve tedavi olmak için önce Kilis’e geldiği ortaya çıkmıştı. Ardından Kırşehir’deki Ahi Evran Üniversitesi Hastanesine geçen Türe, 8 Eylül 2012 tarihinde üniversite hastanesine geldiğinde, polis tarafından fiziki takip sonucu görüntülendi. Tekerlekli sandalyede olan Türe, burada tetanos aşısı da oldu.

Dava avukatlarının savcılık mütalaasına ilişkin mahkemeye sundukları beyanlarında, ‘Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası bakımından’ başlığını taşıyan bölümde Edremit Türe’ye ilişkin şöyle deniliyor: “2012 yılında daha IŞİD ortaya çıkmadan el-Kaide soruşturması olarak başlayan ve Kırıkkale’deki örgütlenmeyi yürüten Edremit Türe, oğlu Hasan Tayyip Türe, Cihat Arslan gibi bazı sanıklar, bazı şüpheliler üzerinden yürütülmüş bir dosyadır. Soruşturma Kırıkkale’de başlamış, Ankara’ya gelmiş, geri Kırıkkale’ye gitmiş ama 2014/48758 soruşturma numarasıyla bir süre Ankara Anayasal Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülmüştür. Bu dosyanın savcısı çok ilginçtir ki dosyamızın soruşturma savcısı Ramazan Dinç’tir. Bu dosyanın fezlekesi 4 Haziran 2014 tarihinde Ankara Savcılığına teslim edilmiştir. 4 Haziran 2014 tarihinde teslim edildikten yaklaşık on dört ay sonra 11 Ağustos 2015 tarihinde, Savcı Ramazan Dinç Edremit Türe’nin oğlu olan Hasan Tayyip Türe’nin gözaltına alınması ve evinde arama yapılması konusunda Kırıkkale Başsavcılığına bir talimat yazısı yazmıştır. Edremit Türe hakkında ise böylesi bir talimat vermemiştir. Oysa dosyada Edremit Türe’nin örgütsel faaliyetlerine ilişkin o kadar çok delil bulunmaktadır ki, bu kesinlikle anlaşılmaz bir durumdur.”

Bu açıdan en kritik kentlerin başında ise Gaziantep geliyor. Dava avukatlarının mütalaaya yanıtlarında bir bölüm de şöyle: “Halen bazı dosyalarda eksikler olsa da Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/344 Esas, 2016/128 Esas ve 2015/460 Esas sayılı dosyaları, Gaziantep 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/184 Esas sayılı, Gaziantep 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/27 Esas sayılı ve Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/2 Esas sayılı dosyalarının çoğunluğuna ulaşmış bulunmaktayız. Söz konusu dosyalar; dosyamızın tutuklu ve firari sanıklarının 2012 yılından yani el Kaide döneminden itibaren bilindiğini göstermektedir. Özellikle Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/128 Esas sayılı dosyası son derece önemlidir. Bu dosyada soruşturma 2012 yılından başlamaktadır. İlginç olan soruşturmaların tamamında teknik ve fiziki takiplerin bulunmasıdır. Dosyamıza konu katliamın planlayıcısı Yunus Durmaz başta olmak üzere dosyamızın pek çok firari sanığı 2014 yılına kadar izlenmiş, takip edilmiş ancak gözaltına bile alınmamışlardır. İki yıl devam eden teknik ve fiziki takip sonucunda Genç Ensar ve Genç Müslümanlar Derneğinde örgütsel faaliyet yürütüldüğü tespit edilmiş, Yunus Durmaz ve arkadaşlarının IŞİD’i örgütlemesi an be an takip edilmiştir. Ancak ne ilginçtir ki yıllarca süren bu çalışmalar sırasında tek bir gözaltı işlemi bile yapılmamış, dosyada teknik ve fiziki takibe 2014 yılında son verilmiştir. Onlarca suç tespitine, hatta suçüstü durumuna rağmen yakalanmamış bir IŞİD hücresi söz konusudur.”

Dosyada başka böyle bir sürü örnek var.

Sözün özü aslında Türkiye’nin IŞID ile imtihanı, geçmişte ‘Hizbul-kontra’ olarak da adlandırılan Türkiye Hizbullah’ı ile imtihanına benziyor. 1990’lı yıllarda birçok kanlı olaya imza atan Hizbullah için örneğin dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın “PKK çökertilmedikçe, Hizbullah tipi militan örgütleri çözmeye yönelik niyetli değiliz” dediği, yine dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in ise, “Hizbullah, PKK’ye karşı örgütlendirildi” dediği biliniyor. Devletin Hizbullah’a yönelik operasyonu bu örgütün misyonunu tamamladığına inanılmasıyla birlikte olmuştu.

IŞİD de, YPG ile mücadele eden bir örgüt olarak görüldüğü için Türkiye’de de o süreçte çok rahat hareket etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Kobanê YPG’nin kontrolündeyken IŞİD’in gerçekleştirdiği saldırılar sırasında, “Şu anda Kobani de düştü düşüyor” dediği dönemdir bu. (7 Ekim 2014)

Yani IŞİD, savcılık mütalaasında ortaya konulduğu gibi boşlukta duran bir örgüt değildir ve Türkiye’deki eylemlerini de önünü açık bulduğu süre boyunca devam ettirdi.

Bu gerçekleri ıskalayarak asla adalet tesis edilemez.

www.evrensel.net