Bu kalp buna dayanır mı?


01 Ağustos 2018 04:00

Sağlıkta “dönüştürülmüş” sistemin katmerli mağdurları bu düzeni kavramakta zorlanan seksenlik yaşlılarımız. Hangi sistem mi? Hani sağlığı metalaştıran, ülkenin en yetkili ağızlarından hastalar için “müşteri” diyebilen, sağlığın turizminden bahseden, hekimlere beş dakikada bir randevu ile ve “cebren” hasta bakmayı emreden sistem!

O en yaşlılarımız, Genel Sağlık Sigortası (GSS), Ceza İnfaz Yasası (CİY) ve benzer düzenlemeler ile sağlığın hak değil ödev kılınmışlığından bihaber. Onlar yeni TCK ile hasta olmadan reçete yazdırmanın, yine hasta olmadan ilaç katılım payı muafiyet raporu güncellemenin, hekim için “3 yıldan 8 yıla hapis  cezası” öngördüğüne duysalar dahi inanamayacak kadar naif ve bazen bakışları ile bir o kadar masumlarımız. Onlar “seksen yaşında bir insana inanmıyor musun, yani ben yalancı mıyım” diyecek kadar “saf” ve bir o kadar “Göz bebeklerimizin nicedir kamusal alan olmaktan çıkarıldığının” ayırdında olmayanlarımız.

Geçen hafta Giresun’da seksenlik bir ihtiyar, bir kadın hekim ve iki polisin içine yerleştirildiği ölümlü bir haberi farklı yayın kuruluşlarından çokça okuduk. Ama bu sıcağı sıcağına yaşanmış elim öyküde şiddetin üç katmanını ve yaslandıkları temeli pek duyumsayamadık. Katmanlardan bir bilemediniz iki tanesi öne çıkartıldı. Yine okur, iktidar aygıtının da devreye girip ‘Pas atması’ ile ezelden gelen toplumun kutuplaşmış halini ebede nakşeyledi yeniden.

Sağlıkçıların her yıl maruz kaldığı binlerce şiddet vakası var. Bunların ekseriyeti usulsüz talepleri hekimlerin uygun görmemesidir. Bu usulsüz talepler sahte istirahat raporundan, hasta olmadan reçete yazdırmaya, diğer hastalardan önce muayene isteminden hastaneye giriş çıkış saatlerinin gerçeğe aykırı düzenlenmesine uzayıp gider. Yüzlerce sağlıkçı bu usulsüz ve yasalara göre suç olan talepleri reddetmenin bedelini sonu ameliyat ve sakat kalmalara varabilen ciddi saldırılarla yaşadılar.

Usule aykırı taleplerde ısrarın uzaması ile şiddete maruziyet arasında ince bir çizgi / an vardır. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı şiddet olasılığını azaltmak için  “Beyaz Kod” uygulaması başlatmıştı yıllar önce. Bu uygulama ile hekim telefon kodlaması ile yanına güvenlik birimini davet etmektedir. Israrın uzaması, usulsüz talep reddedildiğinde bağırıp çağırma sözel / ruhsal bir şiddettir. Giresun’da şiddetin bu katmanı elim vefat nedeniyle gündem dışı kalmıştır. Ben de yaşamını yitiren bir insanınızın hüznü hâlâ yüreklerimizde taze iken, bu katmanı daha detaylı ele almayı zamanlama olarak etik bulmuyorum.

Giresun örneğinde şiddetin ikincil katmanı ölümle sonuçlanan polis uygulamasıdır. Bir sağlık kurumunda “Ters kelepçe, bir kimyasal silah olan biber gazı uygulaması” hekim meslek örgütü TTB’nin de ilgili açıklamasında değindiği üzere adli tıp literatüründe “İşkence ve kötü muamele” olarak ele alınmaktadır. Soru şu: Ne yaptınız bu polislere? Ne ektiniz de bir sağlık kurumunda seksenlik bir yurttaşın öyküsünde dahi ölümü biçtiniz? Ey muktedirler! Dünyada en fazla biber gazı ithal eden ülkeler arasında baş köşedeyseniz, kuvvetler ayrımı fiilen sona erdi ise bu ülkede, “İşkence ve kötü muamelede cezasızlık” giderek yer ediyorsa hayatımızda ne beklenir başka?

Gelelim şiddetin üçüncü katmanına. Giresun’da hekimi açığa alan anlayış şiddetin en “arsızıdır”. Bir yanda hasta olmadan reçete yazdığı iddiası ile binlerce hekim hakkında soruşturma açan Sağlık Bakanlığı, hekimleri mahkemeye veren SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu), hekimleri 3 yıldan 8 yıla hapis cezası ile yüz yüze bırakan sistemin yasaları diğer yanda “Usulsüz bir talebi reddeden bir hekimi açığa alan” yine aynı Sağlık Bakanlığı.

Peki ya bu ardışık üç şiddet katmanının yaslandığı temel? Mevcut hükümet buna “Sağlıkta Dönüşüm Projesi” demekte, sosyal bilimciler ve iktisatçılar ise sağlıkta neoliberalizm diyorlar. Hasılı yeni düzenin lügatinde hasta yok müşteri var, hekim yok doktor var, hastane yok işletme var. Diyalog yok arsızca ve ardışık şiddet var.

Hani eski bir şarkı sözü “Bu kalp buna dayanır mı” diyordu ya, işte Giresun’da seksenlik hasta yakınının yüreği de sağlıkta dönüşümün girdabına ve polis uygulaması üzerinden “devletin / iktidarın ceberut yüzüne” dayanamadı. Denebilir ki hep birlikte “Devlet dersinde öldürüldük”, yine, yeniden...

Kutuplaşmadan, bir olgu üzerinden sorunları görüp çözme becerisini yine ıskaladık sanki! Umarım yanılıyorumdur.

Sağlıcakla kalın.

www.evrensel.net