29 Temmuz 2018 04:27

10 Ekim davasında sonucu halkın mücadelesi belirleyecek

Paylaş

10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının 31 temmuz-2 ağustos günlerinde yapılacak duruşması “karar duruşması” olacak. Davanın avukatları, aileler, davanın tarafı siyasi parti ve sendikalar, tüm ilerici demokrat güçler ve duyarlı halk kesimleri dayanışma için duruşmaya katılım çağrısı yapıyorlar.

Çünkü bu dava demokrasi mücadelesi, hak ve adalet mücadelesi için tarihi öneme sahip bir dava.   

Çünkü bir ülke düşünün ki;
- On binlerce vatandaşı “Barış istiyoruz” diyerek bir miting düzenlesin ve ülkenin dört bir tarafından gelen insanlar gayet barışçıl bir biçimde Ankara Gar Meydanı’nda buluşsun.
- Bu barışçıl mitinge iki intihar bombacısı saldırsın ve ülke tarihinin en kanlı saldırısında 103 masum insan hayatını kaybetsin, 500’den fazlası yaralansın!
- Yetmezmiş gibi her toplumda büyük bir infiale yol açacak böylesi büyük bir katliam için, saldırganlarla ideolojik ve siyasi hedef birliği olan kesimler sosyal medya üzerinden “Neden daha çok kişi ölmedi!” diyebilsin! Üstüne katillere saygı ve selam gönderilsin, statlarda katliamın kurbanları için yapılan saygı duruşu bir güruh tarafından ıslık ve sloganlarla protesto edilsin!
- Katliamın hemen ardından ülkenin başbakanı (O zaman Ahmet Davutoğlu idi) “Bu eylemi yapanlar IŞİD değil, kokteyl terör örgütüdür” gibi abuk sabuk konuşabilsin. Böylece kamuoyunun kafasını karıştıran, katillerin kimliği ve arkasındaki güçleri örtmeye yarayan bir karatma kampanyası başlatabilsin!
- Avukatların gayretiyle toplanan ve devletin görevlileri ve dosyada adı geçen, bazısı da yargılanan IŞİD’li katillerle ilgili  davanın seyrini etkileyecek ciddi kanıtlar değerlendirilmeden davanın bitirilmesi için çaba gösterilsin!
- Bu tür saldırıları önlemekle görevli amir ve memurların, saldırı gerçekleşirken “kasıt” ve “ihmal”leri ile ilgili pek çok kanıt toplanmasına karşın; savcılar ve mahkeme bu kişilerin yargı önüne çıkarılması için gerekli inisiyatifi almasın!
- Savcılık ve mahkeme, ellerindeki kanıtlara göre değil de bu davayı bir “adli suçlu” davası gibi, yakalanmış tetikçilerin ve bazı örgüt elemanlarının cezalandırılmasıyla sınırlamak için çaba sarf etsin!

Bütün bunlar ve daha fazlası ülkemizde, 10 Ekim Gar Katliamı davası sürecinde olmuştur!

YETKİLİ MAKAMLAR GERÇEKLERİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEYE ÇALIŞTI

103 kişinin hayatını kaybettiği 500’den fazla kişinin yaralandığı  dava “karar” aşamasına gelmiştir.

Devlet ve onun her kademeden kurumlarındaki etkili ve yetkili zevat; “10 Ekim Katliamı”na, IŞİD adlı cihatist örgütün Türkiye Cumhuriyeti’nin masum vatandaşlarını katlettiği.... Ve bu yolla;
- Türkiye’nin siyasetini etkilemeyi amaçladığı,
- Bölgede cihatist İslam devleti kurma amaçlı bir stratejiye sahip olunduğu,
- Bu eylemlerin, Türkiye içindeki elemanlar ve devletin çeşitli kademelerinde yer alabilen kişilerle de iş birliği halinde yapıldığını (En azından yapabileceği) dile getirmekte;
- Bu yüzden de katliam davasını “siyasi bir dava” olarak görmek yerine, basit “kriminal vaka” gibi tercih etmişlerdir.

Bu nedenlerle de yetkili mercilerdeki zevatın ağzından şöyle ya da böyle bu katliama karşı çıkar görünen sözler, her vücut dili: saldırıya uğrayanları, “Canım oların da  o bombalanacak yerde ne işi vardı?”, derekesine düşmektedir. Bunun üzerine de katliama uğrayanları suçlayıcı, kurbanları pek de makbul saymayan, “ikinci sınıf vatandaş” olarak gören açıklamalar bangır bangır yapılabilmektedir.

DEVLET KLASİĞİ BİR YARGILAMA

Devlet ve hükümet erkanının, katliama yönelik ve ağız dolusu; “Masum vatandaşlarımızı katleden, katiller ve arkasındaki güçler açığa çıkarılıp gereken biçimde cezalandırılacaktır” demekten özenle kaçınması da burada anlam kazanmaktadır.

Aslına bakılırsa, Türkiye’de içinde devlet görevlilerinin yer aldığı, ucu devlete, hükümete, egemenlerin yerel ve merkezi siyasetçilerine, istihbarat örgütlerine dokunacak bütün önemli siyasi davalarda yargılama, birkaç tetikçi ve onların en yakınındaki birkaç kişinin cezalandırılıp davanın kapatılması şeklinde sonuçlanmaktadır. Ki, bu bir yargılama klasiğidir! Yakın geçmişte, Suruç Katliamı davasında, 7 Haziran seçimi öncesi HDP Diyarbakır Mitingi, HDP’nin Mersin ve Adana il örgütlerinin bombalanması gibi IŞİD saldırıları davalarında da aynı akıbet gerçekleşmiştir.

Sınıflar mücadelesinin deneyimleri de göstermektedir ki, bu tür siyasi davalarda kamuoyu vicdanını az çok rahatlatacak bir sonuç elde edebilmesinin tek şartı; ilerici demokrat güçlerin davayı kamuoyuna mal etmesi ve halkın önemli bir kesiminin davanın arkasında olduğunu göstermesiyle olanaklı olmuştur.

Bu yüzden de bu davaların yargılamanın şu ya da bu aşamasında olmasından bağımsız olarak, kamu vicdanının oluşturulması ve yargılamanın gerçeklerin üstünü örtemeyeceği bir ortamın oluşturulması belirleyici önemdedir.

DAYANIŞMA ÇAĞRISI VAR

Nitekim 10 Ekim Katliamı davasının başından beri davanın avukatları, aileler ve davanın siyasi tarafı olan partiler davanın izlenmesi ve gerçeklerin kamuoyuna mal edilmesi için çeşitli girişimler yapmaktadırlar.

Dün gazetemize konuşan davanın avukatlarından İlke Işık da ilerici demokrat çevreleri, davanın karar duruşmasına, 31 Temmuz-2 Ağustos duruşmalarını izlemeye çağırmaktadır.

Ve elbette kararın şöyle ya da böyle olmasından bağımsız olarak; mücadele daha geniş kesimler içinde yayılarak sürdürülecektir. Çünkü, hak ve adalet davası, Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinin bir bileşeni olarak kesintisiz sürdürülmesi gereken bir davadır.

“Tek parti tek adam rejimi”nin resmen inşasının başlamasıyla da bu mücadele daha önem kazanmıştır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa