Alternatif şairler sözlüğü


29 Temmuz 2018 04:03

Orhan Alkaya: Tuzdan, devrimden ve ısrarla Altı’dan bahsediyor. Koku kendine yabancılaşmadan Yeraltından Notlar’ı imzalıyor kurşun kalemle. Avlularda ses, sahnede bıraktığı toz birikiyor. Ona kimlik sorulsa başucundaki kitaplığa uzanıyor hemen, Komünist Manifesto’yu gösteriyor.

Nilay Özer: Örselenmiş sözcükleri seviyor ve bunu yansıtırken kalbini kırmıyor hecelerin. Bir ahlakı ve vicdanı temsilen bulunuyor hayatta. Yazdığı sürece park ve bahçeler müdürlüğü şikâyetçi olacak ondan. Ona kimlik sorsanız Rüya’nın Gezi’de yaptığı resimlerden birine davranıp kuş seslerini gösterir.

Mustafa Köz: Dünyayı taşıyor sırt çantasında. Asım Bezirci’yle halk otobüsüne binip Rıfat Ilgaz’ı ziyarete gidiyor. O sokakta çekilmiş bir fotoğrafa gülümsüyor daha ziyade. Niğde’den Selamsız’a top koşturduğu yıllar, hey gidi Sarı Mustafa. Yağmurdan, yeşillikten ve çalılardan bahsediyor. Hücre evinde öldürülen arkadaşları var, Salı bunu imgeliyor, sonrası okurun işi. Ona kimlik sorsanız yakasındaki karanfili gösterir.

Betül Dünder: Poyraz ve Kuzey’den arakladığı sorularla yudumluyor kahvesini. Mutfak masasında yazarken kız kardeşlerine mor çiçekler bahçesini tarif ediyor. Evden kaçıp 1 Mayıs’a giderken atladığı balkonun altında sol ayak bileği burkuluyor. Ona kimlik sorsanız 1 Mayıs meydanında göz göze geldiği babasının gülümseyen yüzünü gösterir.

Mahmut Temizyürek: O nasıl bir bozkır ki atların yelesinde bitimsiz bir rüzgâr esiyor sürekli. Ne zaman martı görse ansiklopedi ve 12 Eylül geliyor aklına. Ahh zamanın kül yanında sızlayan. Saklısında Mayakovski biriktiriyor, ona kimlik sorsanız Tevfik Fikret’in “Sis” şiirini gösterir.

Zeynep Uzunbay: Kara saçlarını kestiren şairle zamanın arka sokağında yarenlik ediyor. İpin ucunu kaçırmış değil, çöp topluyor, ayıklıyor ve artırıyor evet. Şiir evladı. Öykü ve roman yakından kardeşi. İzmir’den İstanbul’a bir uzun yol. Ona kimlik sorsanız doğacak torununun adını söyler.

Hüseyin Köse: Ücra. Uzak. Kır saçlı. Dalgın. Konuşkan. Suskun. Yakına gelemeyen. Yakınla yakınlık kuramayan. Yazdıkça beli ağrıyor taşların. Uzun yol söylencesi. Ona kimlik sorsanız gazete manşetlerini gösterir.

Nalan Çelik: İnce yağmurları ve çiçek açmış limon ağaçlarını bekliyor çarşıya çıkmak için. Akşama, annesine, oğluna ve torununa inanıyor. Kendini var etmenin çalışkan sabahı. Ayakta kalmanın timsali hayata. Ona kimlik sorsanız uzun saçlı bir sabahı gösterir.

Refik Durbaş: İncelterek içiyor rakıyı. İçtikçe su katıyor. Bitmeyen kadeh yapmışlar. Yan gelip yatmaya alıştı son yıllarında. Telkâri işlemeli bir kutuda saklıyor şiiri. Ah eski aşklar ve çiçekler soluklanıyor orada. Ona kimlik sorsanız yoğun bakım hemşiresinin tokasını gösterir.

Cevahir Bedel: Sesli susmanın uzun nedeni. Biriktirip aşka ve zamana kendini fırlatmak gibi yaşıyor. Meydanların suskunluğu ve zamansız ölenlerin gençliği dinleniyor gözlerinde. Hesabını veremeyeceği tek bir harf bile yok şiirinde. Ona kimlik sorsanız Dersim-Ankara otobüs bileti gösterir.

Mehmet Sait Aydın: Kentten kente dolaşıp sözcük biriktiriyor. Sonradan mecbur Türkçeye. Ne fena bu dilin editörlüğünü yapıyor. Uçak tarifeleri, köprüler, zulalar hakkında her şey sorulabilir ona. Bir adı kardeşim Selin aynı zamanda. Ona kimlik sorsanız Murat Özyaşar’dan armağan kurmalı saati gösterir.

Şeref Bilsel: Şair Eşref’e dair yazacak olsa 2000 kuşağı şairler kendilerinden bahsedilmediği için ona küsüyor. 5 Hececiler için kalem oynatabilir onları umursamadan. Öfkeli. İçine susuyor. Yazmak için ölüm sessizliği gereksiniyor ve KHK ile atılanlara kentin anahtarını veriyor. Sesi yaylaya dair. Ona kimliğini soracak olsanız hemşerisinin kahvesinde çocuklarıyla içtiği çayın bardağını gösterir.

küçük İskender: Şiire iltica edin, demişti Akif Kurtuluş’a. Hepimize yeni bir kimlik kartı çıkartmak için neden sunuyor. Ona kimlik sorsanız denizin çocukluğunu gösterir.

Ertan Mısırlı: Yılmaz Güney’in Topbaşı Cezaevi’nden volta arkadaşı olmasına ramak kalmış. Sırtlanmış bir yatak 12 Eylül’e az kala. Kimseden saklanan çocuk. Bir adı Ahmet. Kimlik sorsanız Ziya Mısırlı’nın emektar kemanını gösterir.

Eray Canberk: Küçük harflerle başlıyor İstanbul’un her gününe. Beyazı yoğun sakallarında dinlenmiş sessizliği ekiyor toprağa. Şiire su katmıyor, haşa! Dar evinin penceresinden nicedir geçmeyen trenlerin sesini özlüyor. Ona kimlik sorsanız Cilavuz Köy Enstitüsü’nde yediği bir öğle yemeğinin tarifini verir.

Selim Temo: Sürgünlüğü bitmeyen kına söylencesi. Türkler için esmer. Kürtler için beyaz. Akademi için müzmin KHK’lı. Telefonu herkeste var ve taşra için uzun uzun düşünüyor. Mardin’deki adresine hiçbir mektup ulaşmadı. Ona kimlik sorsanız oğlunun çaldığı gitarda bastığı herhangi bir notayı gösterir.

İhsan Tevfik: Silivri uzak bir yol. İstanbul’a gelmek için gece yarısını bekliyor. Dayısından bir armağan şiir içinde belki, mübadillerden kalan sızı içinin köşelerinde. Bir sabah Ankara’da uyanmayı özlüyor. Ona kimlik sorsanız Ahmet Erhan Parkı’nda oynayan bir çocuğu ellerini gösterir.

Mahzun Doğan: Kendi evine iltica etti sonunda. Mimozalar nasıl mutlu bundan. Ankara’da buğusu çözülmeyen rakı İzmir’de ona celalleniyor. Ona kimlik sorsanız alnına değen imbatı gösteriyor.

C. Hakkı Zariç: Ben kulunuz. Kimlik sorsanız yakın gözlüğünü gösterir.

www.evrensel.net