Tam bir hegemonya için zorun hukukunun inşası süreci


18 Temmuz 2018 04:11

Gazetemizin yazarlarından ve İnsan Hakları Derneği eski genel başkanlarından Hüsnü Öndül, geçen haftaki yazısında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923’ten itibaren, 95 yılın 43 yılının olağanüstülük altında geçmiş olduğunu hatırlatmış ve şu vurguyu yapmıştı: “Darbeler ya da olağanüstü haller, uygulandığı dönemle etkileri olan dönemler değildir. Söz gelimi 12 Eylül 1980 askeri cuntası, darbe dönemi ile sınırlı çalışmamıştır. Türkiye rejimine yeni bir hal, şekil vermiştir. Cunta, 669 yasa çıkarmıştır. Anayasa dahil devlet ve toplum hayatını düzenleyen bütün temel yasalar, hak ve özgürlükleri kısıtlamak ve  yeni baskı rejimini tahkim etmek üzere yenilenmiştir.

Dolayısıyla olağanüstülük (olağanüstü yönetim usulü) olağan döneme geçildiği varsayılan yeni döneme aktarılmaktadır. Hep böyle olmuştur.”

Ve 7 kez uzatılan OHAL’in ardından AKP’nin Meclise getirdiği, yarın da Adalet Komisyonunda görüşülecek olan 25 maddelik kanun teklifi ile OHAL uygulamaları birçok yönüyle yasalaştırılacak.

Bununla birlikte gözden kaçmaması gereken çok önemli bir gelişme de, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, Devlet Denetleme Kuruluna sendikaları ve meslek örgütlerini istediği gibi denetleme ve gerekirse seçilmiş yöneticileri görevden alma yetkisi verilmesidir.

Bu adım, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz” sözleriyle ifade ettiği anlayışın bir devamıdır. Böylelikle sendika yönetimlerine, “Grev gibi işimizi zora sokacak yöntemlere başvurmayı aklınızdan bile geçirmeyin” denilirken, bugüne kadar AKP’nin ele geçirmek için çeşitli hamleler yaptığı ancak başarılı olamadığı meslek örgütleri de iktidarın denetim alanına alınmak isteniyor.

Ekonomi alanındaki gelişmelerin bir fırtınanın habercisi olduğu da dikkate alındığında Saray iktidarının işçi ve emekçilerin, onların örgütlerinin olası tepkilerinin önünü almak için yaptığı hazırlıkların bir ifadesi olarak okunmalı bu gelişmeler. Dolayısıyla son derece açık bir sınıf politikası bu.

Meclis, kararnamelere dayalı yönetme pratikleriyle fiili olarak devreden çıkarılmak istenirken, iktidarın uygulamalarına karşı Meclis dışındaki mücadele alanlarını da kontrol altına almaya yönelik adımlar atılıyor.

Ekonomik alandan demokratik alana kadar uzanan geniş zeminde, topyekün bir tahakküm kurulmak isteniyor. İktidarın, rızaya dayalı yöntemler yerine zora dayalı bir yönetim anlayışını hakim kılmaya çalıştığını uzun zamandır söylüyorduk. Şimdi o zorun hukuku kuruluyor.

Bir yakın dönem örneği olarak Türk Tabipleri Birliğinin (TTB), ‘Savaş, halk sağlığı sorunudur’ açıklamasının ardından uğradığı baskı hatırlanırsa, şimdi o baskı, artık demokratik kurumları bu tür açıklamaları yapmayı, böyle bir duruş göstermeyi göze almaktan daha baştan caydırmayı esas alan bir hukuk olarak inşa ediliyor.

İktidarın TMMOB üzerindeki baskı ve hesapları da bu bağlamda hatırlanmalı. Yine Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yönetimini ele geçirmek için, kongreler önceki iktidar medyasından yoğun üyelikler yapıldığı, kongre kaybedildikten sonra da TGC yönetiminin iktidar medyası tarafından çeşitli vesilelerle karalandığı, hedef gösterildiği biliniyor.  

Şimdi iktidarın tüm bu alanlarda daha önce beceremediklerini tamamlamanın yolu yapılmak isteniyor. Yüksek yargıdan bürokrasinin tüm kesimlerine kadar, Saray rejimi etrafında bir hegemonya kurulurken, bu hegemonyanın toplumsal alandaki demokratik mevzileri de içermek üzere genişletilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz özetle.

Ehlileştirerek hegemonyana dahil et, bunu yapamıyorsan da ezerek etkisizleştir formülü devrede.

Ama biliyoruz ki, hak ve özgürlükler, ancak sahip çıkarak korunabilir ve savunulabilir. 95 yılın 43 yılı olağanüstülük altında geçmiş olan ülke tarihi, demokrasinin sınırlarının genişletilmesinin, hak ve özgürlüklerin kazanılmasının, olağanüstü koşullar altında ve baskı politikalarına karşı verilen mücadelelerle mümkün olabildiğini gösteriyor.

www.evrensel.net