Başkanlık: Dinci kapitalist bileşik, monarşi veya irrasyonalite


13 Temmuz 2018 04:25

Bize neler oluyor, Türkiye’ye, dünyaya neler oluyor?

Bu yazıda daha arka planda sebeplerin “irrasyonalitesi”, toplumsal olay ve oluşumların (dolayısıyla tarihin) salt rasyonel değil, belki daha fazlasıyla “irrasyonel” oluşu ve oluşumu; güncel anlamda ise AKP’nin geldiği noktanın, başkanlığın (padişahlık, monarşi) din ve kapitalizmle ilişkisini ve bu din+kapitalizmin iç içeliğini; biraz mantık biraz kimya (madde, element, bileşik, karışım) çağrışımları ile birlikte ele alacağım.

Ana soru şudur: Türkiye’nin, Anadolu insanının, başka örnekleriyle birlikte insanlığın düştüğü bu durumun başlıca sebepleri nelerdir?

Din ile kapitalizmin ilişkisi nedir? Kimya veya sosyolojiye çağrışımla bu bir element, bileşik veya karışım mıdır?

En baştan belirtelim. Doğa veya toplum olaylarından, doğal veya sosyal olaylardan salt “akıl” sonucu değil; olan bitenler üzerinden deneyim (Algı ve tasarımla birlikte fenomen temeli olan, zaman ve mekan anlak kategorilerini de içeren bir deneyim) üzerinden bazı sonuçlar çıkarılabilir, tümellik-evrensellik veya yasallık ifade etmez, eğilimleri işaret eder.

Sosyal olaylara, eylemlerimize, başarı ve başarısızlıklarımıza duygu ve irademiz dahil irrasyonalite eşlik etmektedir. Mantıkta da geçerli çıkarımlardan önce öncüllerin doğruluğuna bakmak gerekiyor. Öncüllerin doğruluğu ise mantıksal veya rasyonel olmak durumunda değil.

DİN KAPİTALİZM KARIŞIMI BİLEŞİĞE DÖNÜŞTÜ

Rejim meselesinde yüzleşmemiz gereken soru; AKP ve AKP’liler nezdinde “dinin” ve “paranın (kapitalin)” yeri ve eylemlerindeki etkisinin ne olduğudur, her biri kendi özerkliğini koruyarak mı yer alıyor yani bir iş birliği, ortaklık veya kimya diliyle karışım mı söz konusu yoksa daha ötesi artık bir bileşikle mi (yeni bir durumla mı) karşı karşıyayız?

“Dincilik ve kapitalizm” dirsek temasında olan veya duruma göre farklı öncelikleri de olan iki farklı maddeden H2O halinde (su örneğinde) olduğu gibi, C6H12O6 (şeker örneğinde) olduğu gibi formülle ifade edilebilen bir başka saf maddeye mi yani “su”ya “şeker”e veya zehirli bir bileşik maddeye mi dönüşüyor?

Benim kanaatim kapitalizmin erken evreleri dinin hakimiyetinden giderek kapitale doğru ayrışmıştı, 1930’lara kadar bu ayrı ayrı maddeler veya karışımdı, 2000’ler itibariyle artık bir bileşiğe dönüştü gibi.

Demokrasi Çok Boyutlu Karışımdır, Teokrasi ve Monarşi Bileşiklik İddiasındadır

AKP kuruluş aşamasında bir miktar kendi içsel karışımını çok boyutlu olmaktan, liberal muhafazakar da olsa bazı farklı eğilim ve görüşleri barındırmaktan giderek Erdoğan ve dinci bir partiye dönüştü. Türkiye’deki dinciliğin “Milliyetçi-Türk-i” rengi o kadar önemli olmadı, şimdi de önemli değil “Kürdi” de olabiliyor (AKP’deki MHP’deki Kürtler gibi). Bahçeli iş birliği bu tek boyutluluğu örselemek için yeter bir sebep sayılamaz. Kaldı ki Türk-İslam da bir karışım değil, İsmet Özel’in iddiası ile bir bileşikti.Din para (kapital) evliliği veya Erdoğan-Albayrak evliliği sosyal olarak bir evlilik, bir aile, bir hane özelliğidir; sosyal anlamda karışımdan öte bir bileşiktir, döller çocuklar kuşaklar vermektedir.

Sorun fiziki olmaktan, şekil, oran ve miktardan çıkmış bulunuyor. Türkiye, belki de tüm dünyanın yaşadığı dincilik ve kapitalizm, artık bir şekil, oran veya miktar sorunu değil rejim tipidir, üretim tipidir. Klasik Marksist anlayışta hukuk ve gelenekleri (ideolojileri) üretim ilişkilerinin bir tepkimesi veya sonucu gibi görme yerine bizzat üretim ilişkilerinin parçası ve özelliği gibi görmek daha uygun olabilir, öyle bile olsa çok ciddi bir şekilde araştırılması, üzerine tartışılması ve düşünülmesi gerekiyor.

SORUN VE ÇÖZÜM FİZİKİ OLMAKTAN KİMYEVİ OLANA GEÇTİ: OLUŞ-HAREKET, DİYALEKTİK VE UZUN ERİMLİ UMUT

Din ve kapitalizm bileşiğinin bundan sonraki etkileri ve durumu ne olacak?

İstesek de istemesek de, tek bir element durumunda onu oluşturan atomun çekirdeklerinde bile hareket ve değişim devam etmektedir. Oluş ve hareket hiçbir zaman durmaz, yaşamın esasıdır, tek istisnası ölümdür ancak kanser mi artacak, iyileşme mi olacak, yoksa tümden Türkiye ülke veya devleti tarihe mi karışacak (ölecek mi), şimdiden kesin bir şey söylenemese de benim sosyal deneyimlerden ve mevcuttan çıkarımım (kanaatim) etkilerinin kötü olduğu ve sonunun kötüye doğru gittiği yönündedir.

Yükselişi doğal olmadığı gibi, tümden rasyonel olmadığı gibi, bundan çıkış da doğal veya tümden rasyonel olmayacak. Vesayet bizim bilgi ve irade göstermemizle ters orantılı. Yani eğitim ve devrim şart. Bunlar da bilgi, duyarlılık, irade, cesaret, azim, zaman, enerji gerektiriyor. Freud’a gönderme yaparsak, bireysel ve toplumsal olarak gerilemeden (regressiondan) çıkış için devrim (bilinç, bilinçli dönüşüm/ re-volution) şart.

www.evrensel.net