Eski kafayla yeni sistem


13 Temmuz 2018 04:23

Parlamenter rejime dayanan hükümet sistemi terk edilirken, ülke yönetiminde neredeyse bütün yetkilerin tek bir kişiye bağlı hale getirildiği yeni yönetim sistemine geçildi. Son bir hafta içinde peş peşe çıkarılan kanun hükmünde kararnameler (KHK) ve yayımlanan cumhurbaşkanlığı kararnameleri (CBK) ile yapılan köklü değişikliklere baktığımızda, sorunun basit bir hükümet sistemi değişikliği olmadığı, çok daha kapsamlı bir dönüşüm ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor.

Genel olarak toplumsal yaşamın farklı alanlarında olduğu gibi, devlet yönetiminde de ‘yeni’ olarak ortaya atılan her sistem değişikliğinin, eskisine göre çok daha ‘doğru’ ya da ‘kusursuz’ olduğu iddia ediliyor. Günlerdir iktidara yaranmak adına, yeni sistem ile ilgili abartılı ve gerçek dışı yorumlar yapılırken, sadece sistemi ve aktörleri değiştirerek bütün sorunların çözüleceği iddia ediliyor.

16 yıl boyunca ülkeyi aynı siyasal ve ideolojik referanslarla tek başına yönettiler. Türkiye’nin başta ekonomi olmak üzere, iç ve dış politikada karşı karşıya olduğu ağır sorunlar ve bu sorunlara yönelik çarpık bakış açısından herhangi bir değişiklik söz konusu değil. Eskiden yaşanan bütün olumsuzluklarda suçu ‘dış güçlere’ bağlayanlar, yeni sistemi ‘Artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacak’ şeklinde ifadelerle yere göğe sığdıramıyorlar.

Her ne kadar yeni sistemin adı ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ olarak sunulsa da, ortada ne bir hükümet, ne de bilinen anlamıyla bir sistemden bahsetmek mümkün değil. Ülke yönetimiyle ilgili bütün yetkilerin tek bir kişide toplandığı tipik bir ‘otoriter rejim’ inşası ile karşı karşıyayız.

Bugüne kadar çıkarılan ve önümüzdeki süreçte çıkarılacak olan kararnamelerle tıpkı bir ahtapot gibi tüm devlet yönetiminin tek bir merkezden kumanda edildiği, her açıdan olağanüstü nitelikte bir devlet yapılanmasının oluşturulmaya çalışıldığı, dolayısıyla yaşananların teknik bir sistem değişikliğinden çok daha fazlasını ifade ettiği görülüyor.

Cumhurbaşkanının bakanlıkları istediği gibi düzenlemesi, bakanların çoğunu parlamento dışından özel sektör ve bürokrasiden ataması, 500’ü aşkın üst düzey yöneticiyi tek başına belirleyecek olması; yasama, yürütme ve yargı üyelerini büyük ölçüde tek başına belirlediği ve bunları yaparken herhangi bir denetim mekanizmasının işletilmediği tipik bir ‘tek adam yönetimi’nin yeni ve karmaşık sorunları beraberinde getireceğini kimse hesaba katmıyor.

Herhangi bir sistemin, adı ne olursa olsun, pratikte benzer özellikler gösteren otoriter rejimlerin ortak özelliği, ‘güçlü’ bir lider ve onun kimliğinde cisimleşen bir partinin toplumsal ve siyasal yaşamın her alanında temel belirleyici olması, herkesin lidere koşulsuz biat ve itaat etmesidir. Bu durum, kaçınılmaz olarak, tek tek bireylerin ve kurumların iktidardan bağımsız, onun düşünce ve eylemlerine aykırı tutum almasını, iktidarın politika ve uygulamalarına itiraz etme, karşı çıkma hakkının ortadan kalkmasını ya da ciddi anlamda sınırlandırılmasını gerektirir. Dolayısıyla yeni sistemin gerçekte nasıl bir şey olacağını merak edenlerin, ülkenin son iki yılda OHAL koşullarında nasıl yönetildiğine bakmaları yeterli.

Türkiye’de, uzun süredir olağanüstü hal yöntemi olarak kendisini hissettiren otoriter rejimin, ‘yeni sistem’ adı altında daha da ‘işlevsel’ hale getirilmesi gerçeğiyle karşı karşıyayız. Hangi gerekçeyle olursa olsun ülkeyi eski kafayla, otoriter rejimlere özgü yol ve yöntemlerle ve en küçük bir hesap verme kaygısı gütmeden yönetmekteki ısrarın, önümüzdeki süreçte ciddi ekonomik ve siyasi sonuçlara neden olması, ortaya çıkacak bedelin de tahmin edilemeyecek kadar ağır olması kaçınılmaz görünüyor.

www.evrensel.net