OHAL kader değil çıkış mümkündür


12 Temmuz 2018 04:36

OHAL  gerçekten sona eriyor mu? Bence bu soruya tarihe bakarak cevap vermek lazım. Türkiye’de olağanüstü rejim koşullarına dair şöyle bir- iki tespit yapmak mümkün:

Birincisi, Türkiye’de olağanüstü rejim koşulları bir istisna değil süreklidir. Arada geçen süreler yeni rejimin kanıksanması ya da terk ediliş tartışmalarının yaşandığı yeni dönemlerden çıkış olmadan başka bir olağanüstü koşulların yaşanması süreleridir. Örnek olsun, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılından başlamak üzere 1987 yılına değin geçen 64 yılın 26 yılında sıkıyönetim askeri rejimi uygulanmıştır. 1987 yılında ilan edilen olağanüstü hal rejimi de 15 yıl sürmüş ve 30 kasım 2002 tarihinde  yani 15 yıl sonra kaldırılmıştır. Böylece, 2002 yılını esas alırsak cumhuriyet 79 yıllık ömrünün 41 yılını, başka bir ifade ile ömrünün yarısını olağanüstü rejim koşullarında geçirmiştir. 15 Temmuz 2016  sonrasının iki yılını eklediğimizde  olağanüstü rejimlerin süresinin 43 yıla ulaştığını anlıyoruz. 95 yılın 43 yılı olağanüstülük altında geçmiş. Birinci tespiti geçerken, sevgili okuyucularıma, 1994 yılına kadar geçen döneme dair belgeler ve değerlendirmeler için M. Semih Gemalmaz’ın 1994 yılında yayımlanmış Olağanüstü Rejim Standartları kitabını okumalarını öneririm.

İkinci tespite geliyorum. Konu sadece sıkıyönetim ya da OHAL ilanı ve bu sürelerle  sınırlı kalmıyor. Öyle değil. Bütün darbe dönemlerinin tipik özelliği, darbeler sonrasının tasarlanmış, planlanmış ve yapılandırmaya tabi tutulmuş süreçler olmasıdır.

Darbeler ya da olağanüstü haller, uygulandığı dönemle etkileri olan dönemler değildir. Söz gelimi 12 Eylül 1980 askeri cuntası, darbe dönemi ile sınırlı çalışmamıştır. Türkiye rejimine yeni bir hal, şekil vermiştir. Cunta, 669 yasa çıkarmıştır. Anayasa dahil devlet ve toplum hayatını düzenleyen bütün temel yasalar, hak ve özgürlükleri kısıtlamak ve  yeni baskı rejimini tahkim etmek üzere yenilenmiştir.

Dolayısıyla olağanüstülük (olağanüstü yönetim usulü) olağan döneme geçildiği varsayılan yeni döneme aktarılmaktadır. Hep böyle olmuştur. 12 Eylül 1980 böyledir, 12 mart 1971 de böyledir, 27 mayıs 1960 dönemi de…

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası Türkiye hakkında çok şey yazılacak, söylenecek ve çizilecektir elbette. 15 Temmuz darbe teşebbüsü Türkiyesi, teşebbüste bulunanların değil darbeyi püskürten siyasi iktidarın yeni yönelim dönemini ifade etmektedir.

Darbenin püskürtülmesi yasal ve meşrudur. Darbeye teşebbüs edenlerin adil bir şekilde yargılanmaları ve suçlu bulananların cezalandırılmalarına da bir itiraz olamaz. Ancak siyasi iktidarın yönelimi demokratik ve adil usul ve tedbirlere değil adeta karşı darbeye işaret ediyor. Siyasi iktidar tarafından darbe teşebbüsü bir lütuf olarak görülüyor. Yeni baskı yasalarının çıkarılması, demokrasiden uzaklaşılması ve tek adam rejimine yöneliş ve geçiş için… İşte bu anlayış kabul edilemez.

12 Eylül ile ilgili, darbe sonuçları ile ilgili hep bir bilanço çıkarılır ya, söz gelimi yaşam hakkı, işkence yasağı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ve diğer hak ve özgürlükler konusundadır bunlar. Aynı şey şu son iki yılla ilgili olarak yapılmaya çalışılıyor. Savaş olgusunun altını çizelim. Ocak ayından bu yana 5-10 bin insan silahlı çatışmalarda yaşamını yitirmiş durumda. Bir de KHK’ler rejimi uygulamalarını… En son örneğini 7 Temmuz Cumartesi sabaha karşı çıkarılan 701 sayılı KHK ile gördük. Bir gecede 18 binden fazla kamu görevlisi kamu görevinden çıkarıldı. Maaşlarını bir hafta sonra alacak, ev kiraları banka ve okul taksitleri ödemelerini yapacaklardı. Birden işsiz kaldılar, hiçbir sosyal güvenceleri de yok. Bu durum hukuki güvenliğin olmadığı anlamına geliyor. Gece yarısı kararnameleri ile hayatınız değişiyor.

Peki OHAL kalkınca ne olacak?

Her zaman ne olduysa o olacak. Nasıl darbe dönemlerinde çıkarılan yasalar ve uygulamalar sadece o dönemle sınırlı olmamışsa ve hale ve geleceğe yönelikse, OHAL sonrası dönem OHAL döneminin taklidi olacak. Sadece adı değişecek. OHAL kararnameleri yerini Cumhurbaşkanı kararnamesine bırakacak. Cumhurbaşkanı tek başına tüm Türkiye’de olağanüstü hal ilan edebilecek ve şimdi olduğu gibi bu defa tek başına olağanüstü hal cumhurbaşkanı kararnameleri ilan edebilecek.

Uzattım: Çözüm nedir?

Çözümün mümkün ve olanaklı olduğunu düşünenlerdenim.

Çözüm geçmişle yüzleşmekten ve barıştan geçiyor.

İnsan hak ve özgürlüklerine dayanan bir siyasal ve hukuksal rejimi inşa etmekten geçiyor. Demokrasiden, çoğulculuktan, hukukun üstünlüğü ilkesine dayanmaktan geçiyor.

Bu da, bu değer ve ilkeler için mücadeleyi gerektiriyor.

Sonuç olarak derim ki, toplum olarak kaderimiz kendi ellerimizdedir.

www.evrensel.net