Ankara Palas'tan Saray şaşaasına: Ütopya ve distopya


11 Temmuz 2018 05:00

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun, Kemalist rejime ve yeni kurulan Cumhuriyet’e dair ideallerinin bir ifadesi olan ‘Ankara’ adlı romanı, aynı zamanda yazarın ütopyasıdır. 1934 yılında yayımlanan ve üç bölümden oluşan romanın son bölümü, yazarın 1937’den sonraki Ankara ve Türkiye tahayyülünü içerir.

Ele aldığı dönemler, seçtiği kahramanları ve mekanlarıyla Yakup Kadri, sadece hayalindeki Türkiye’yi kurgusal olarak resmetmez, aynı zamanda bir dönemin özelliklerini de yansıtır.

Genç Cumhuriyet’i karakterize eden özelliklerden biri de, yeni, laik ve batıcı yaşam biçimini sembolize eden Cumhuriyet balolarıdır. Bu baloların gözde mekanı da Ankara Palas’tır. Atatürk’ün ev sahipliği yaptığı bu sosyal etkinliklerde kadın ve erkekler birlikte eğlenirken, kıyafetlerden kültürel yönelim biçimlerine kadar, batıcı, seküler yaşam biçiminin figürleri sergilenir.

Romanın temel kahramanı olan Selma Hanım’ın evlenmiş olduğu üç erkek de, yine dönemin özelliklerini faklı biçimleriyle karakterize eden tiplemeler olarak karşımıza çıkar.

S. Dilek Yalçın Çelik’in Ankara Araştırmaları Dergisi’nde ‘Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara romanı bağlamında Kemalist ideoloji ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Başkent İnşası’ başlığı ile 2014 yılında yayınlanan makalesi, kahramanları, mekanları ve ele aldığı dönemlere yüklediği anlamlarla, ‘Ankara’ romanının çok iyi bir çözümlemesini içerir.

Milli Mücadele döneminin idealist ve atak bir aydını olarak resmedilen Binbaşı Hakkı Bey, bu özellikleriyle Selma Hanım’ı etkiler ve evlenirler. Ancak, miralay olarak emekli olan Hakkı Bey, ardından bir şirketin idare meclisi reisliğini yapmaya başlar. Yeni burjuva hayat tarzı içinde köşe dönme ve paraya dair değerler, artık ülkesine karşı sorumluluk duyan bir aydın özelliğini tamamen geriye itmiş, Hakkı Bey bu yeni dönemdeki haliyle, bugüne kadar çeşitli bağlamlarıyla devam eden ilişkiler sistemini sembolize eden bir karaktere dönüşmüştür.

Yaşam biçimleri değişmiştir ve idealist Cumhuriyet kadınını temsil eden Selma Hanım, zamanla kendisini Hakkı Bey’in bir ‘süs eşyası’ gibi görmeye başlar. Bir süre sonra da ayrılırlar.

Yakup Kadri’nin ‘Ankara’yı kaleme almasından 84 yıl sonra Beştepe’deki Saray’da yeni rejimin ilanı olarak düzenlenen şaşaalı tören ise, hem mekansal, hem kültürel, hem ideolojik pratikleri bakımından, Yakup Kadri’nin ütopyasının bir anlamda distopyasıdır. Yakup Kadri’nin ‘Ankara’sında ve Türkiye hayalinde, aşılması gereken bir siyasal rejim ve kültürel yapı olarak Osmanlı’nın, Beştepe’deki Saray’da törensel ritüelleriyle birlikte vücuda geldiğini görüyoruz.

Ölüme yol verildiğini gösteren ihmaller zinciriyle gelen tren kazasında can vermiş olanların cenazelerinin acısı yaşanırken, Saray’da gerçekleşen törendeki kimi gösteriler iptal edilse de, yapıldığı haliyle de önümüze konan Neo-Osmanlıcı yönelim, çok açık ki, Yakup Kadri’nin ütopyasıyla da bir muharebedir. İktidar medyası da dünkü manşetleriyle bunu teyit etti zaten.

10 bin kişinin katıldığı, 101 pare top atışı yapıldığı, Erdoğan için özel para basıldığı mehterli tören, bir rejimin, başka bir rejime karşı gövde gösterisidir de. Ama yer yer, Yakup Kadri’nin ideallerinin temsilcisinin kendisi olduğunu iddia edecek kadar onları da soğurarak içeren bir gövde gösterisi. Abdullah Gül’ün adaylığını engellemek için kendisine helikopterle gönderildiği haberleriyle gündem olan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın, Erdoğan’ın yeni rejim kabinesinde Milli Savunma Bakanı olarak karşımıza çıkması da bu soğurma eyleminin en somut ifadelerinden biridir.

Kabine diğer üyeleri bağlamında da, Yakup Kadri’nin inşa ettiği Ankara ütopyasına karşı bir distopya özelliği taşıyor. Doğa katliamıyla gündeme gelen Kuzey Marmara Otoyolu’nun inşaatını üstlenen konsorsiyumun CEO’luğunu yapmış olan Cahit Turan’ın Ulaştırma ve Altyapı Bakanı, özel Medipol Üniversitesi’nin mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Koca’nın Sağlık Bakanı, özel Maya okullarının kurucusu Ziya Selçuk’un Milli Eğitim Bakanı, Ets Tur’un kucusu Mehmet Ersoy’un Kültür ve Turizm Bakanı olması, bu ‘yeniden inşa’ projesine cuk oturuyor. Neo-Osmanlıcı öykünme ve hamlelerle birlikte, kuruluşundan bu yana çeşitli kırılmalarla bugüne gelen Ankara’daki bürokrasi tarzını bir ‘CEO’ mantığıyla, neoliberal bir anlayışla yeniden kuran bu köklü hamlenin sonuçlarını yaşayıp göreceğiz.

Ankara romanının savaş sonrası zengini Hakkı Bey’in kimi özelliklerini de belki, paralarını vergi cennetlerine taşıyan iktidar elitlerine kadar da uzatabiliriz. Kuşkusuz karakterler arasında tarihsel koşullardan kaynaklı özellik faklılıklarıyla birlikte, Yakup Kadri’nin ‘köşe dönmeyi’, yeni dönemin zengini olarak yürümeyi, bir anlamda ‘atı alıp Üsküdar’ı geçmeyi’, Cumhuriyet ideallerinden açık bir sapma olarak resmettiği özellikler, bugün de yeni dönemin kendine özgü ilişkileri içinde arzı endam ediyorlar. Elbette bu sadece ‘köşe dönmeciliğe’ indirgenemez, şu an yaşadığımız Neo-Osmanlıcı ve köklü bir neoliberal dönüşümün iç içe geçmiş halidir.

Bu arada, Yakup Kadri’nin ütopyasının sınırlarının da, Kadro dergisine damgasını vuran ‘sınıfsız, imtiyazsız, kitle’ anlayışıyla belirlendiğini de belirtelim.

Yeni bir ütopya ise, Neo-Osmanlıcı, neoliberal Saray rejimi ile mücadele ile ve aynı zamanda Yakup Kadri’nin ütopyasının sınırlarını aşarak kurulabilir.

www.evrensel.net