Devletin şirket hali ve sağlık


11 Temmuz 2018 04:33

Devleti şirket gibi yönetirsek sonuç alırız demişti” Erdoğan, hem Başbakanlık hem de Cumhurbaşkanlığı günlerinde. Aslında nicedir kamusal sağlık hizmetlerini bu ‘akılla’ dönüştürüyorlardı. Dün, yeni kabine ile daha bir ete kemiğe büründü bu söylemi.

Misal, devleti şirket, yurttaşlarını müşteri kılan bu yaklaşım Genel Sağlık Sigortası (GSS) bağlamında böyle uygulanmaya konuldu 2015 yılından başlayarak. GSS, ülkede yaşayan herkesi, hatta Suriyeli yeni komşularımızı ücretsiz / katılım paylı sağlık hizmeti bağlamında kapsama alıyordu almasına ama nasıl! Yeni sistem vergi değil pirim temelliydi. İşsizler dahil, az da olsa geliri olan herkes prim ödemek zorundaydı. Yoksulu bol ülkemizde nitekim Nisan 2018’de GSS prim borcu olanların sayısı 6,5 milyona ulaşmıştı. Lafta tüm nüfus kapsama alanındaydı ama gerçekte milyonlarca prim borçlusu sağlık hizmetinden ücretsiz yararlanamıyordu. İlaç, ameliyat dahil tüm ücretleri cepten karşılama dışında çareleri yoktu. Burada Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ‘şirket’ gibi davranmakta tereddüt etmedi. Primini ödeyemeyenler yani en yoksullarımız onun en kârlı işi haline geldi. Milyonlar prim borcu nedeni ile hem ücretsiz sağlık hizmetinden yararlanamıyor, üstelik hasta olduklarında tüm masrafları ceplerinden ödüyorlardı. Böylece bu milyonların gider kaleminden kurtulmuş oluyordu SGK. Ama SGK’nın ‘şirket’ hali, en yoksullarımız üzerinden kâr hırsı burada bitmiyor, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin bu insanlardan vermediği hizmetin bedelini yani geçmiş prim borçlarını da talep ediyordu.

İki binli yıllarda sağlık alanı başta olmak üzere emekçilerin “taşeron devlet istemiyoruz” haykırışına daha sık tanık olmaya başlamıştık. Hastanelerde yemekhane, temizlik hizmetleri, özel güvenlik ile başlayan taşeronlaştırma hız kesmemiş, B.T. ( Bilgisayarlı tomografi), MRG gibi görüntüleme yöntemlerine sirayet etmişti. Bununla da yetinmemişler, finansman ve hizmet sunumunun tek elden yürütüldüğü bir model olan SSK sağlık kurumlarının içini boşaltmış, Sağlık Bakanlığı’na yani “taşeronlaştırma cennetine” bağlamışlardı. Yetinmemiş, SSK ilaç fabrikasını da kapatmışlardı.

Derken bir gece akıllarına turizm şirketlerinin uygulaması düştü. Kamu Hastane Birlikleri Yasa’sı ile kamusal hastaneleri otelleri yıldızlarmışçasına  A’dan E’ye sınıflamaya karar verdiler. Soru şuydu; “sözde” herkesin kapsama alındığı tek çatı olan GSS bağlamında tek yıldızlı yani otel jargonu ile ‘bitli” hastaneleri kimlere reva göreceklerdi? SGK / Sağlık Bakanlığı bir olmuş, şirket aklı ile yurttaşa ‘paran kadar sağlık’ döneminin başlayacağını işaret ediyorlardı.

Derken, vites artırdılar ve Şehir Hastanelerinde karar kıldılar. Arsa devletten, yurtdışı kredi teminat mektubu devletten, 25 yıl kullanım hakkına ilaveten yüzde 70 hasta doluluk garantisi yine devletten.  Bu yolla “Yağma Hasan’ın böreği” misali kapitalistleri devletten maaşa bağladılar bir anlamda. Kamusal sağlık hizmetleri artık özel sektöre terk edilmiş, sağlık metalaştırılmıştı.

Hatırlatsak, “devleti şirket gibi yönetirsek sonuç alırız” demekle kalmamış, seçim sathında “şehir hastanelerinin müşterilerinin artacağını” da beyan eylemişti Erdoğan. Hasta / yurttaş değil müşteri, sağlık değil hastalık: Kim için, nasıl?

Dün yeni kabine ile son nokta kondu: “ETS Tur’un sahibi Kültür ve Turizm, Medipol Hastaneleri’nin sahibi Sağlık, Maya Okullarının sahibi Milli Eğitim Bakanı” kılındı. Üstelik dahası da var!

Sıra geldi T.C kimlik yani vatandaşlık numarasına. Yakında bu iki harfin yanına A.Ş. eklenirse hiç şaşırmayın. Cumhur ittifakı ile dünün “ordulaşmış millet” söyleminin mirasçıları bir olmuş, el ele “şirketleşmiş devleti” ilan eyliyorlar. Hadi hayırlısı!

 Sağlıcakla kalın.

www.evrensel.net