AKP’nin ekonomide başarısı


21 Haziran 2011 07:46

Yabancıların Türkiye’deki finansal varlıklarını satarak dövize çevirip yurt dışına transfer ettiğine dair haberler sıklaştı. Önümüzdeki günlerde bu haberler manşetlere çıkabilir.

İkinci Dünya Harbinin sonundan 1980li yıllara kadar ülkelerin büyük çoğunluğunda ithalat ve ihracat yapmayan kişilerin döviz alması, satması, döviz mevduat hesabı açması yasaktı. İthalat ve ihracat yapanlar da dâhil, kimsenin başka ülkede mevduat bulundurması; başka ülkede hisse bono tahvil alması, satması; bankaların devletten izinsiz yurt dışında kredi açması ve firmaların ve bankaların dışardan kredi alması yasaktı. Bütün bu kısıtlamalar kuru sabit tutmağa, döviz gelirlerini kalkınma için gerekli ithalata tahsis etmeğe yarıyordu. Servetlerin yurt dışına kaçırılmasını önlüyor, özel sektörün kontrolsüz  yabancı paralar cinsinden borç biriktirmesine engel oluyordu.

1980lerden itibaren ülkeler arası finansal işlemler üzerindeki bu kısıtlamalar bütün dünyada gevşetildi veya kaldırıldı. Bu politika değişikliğine yol açan, başta ABD olmak üzere zengin ülkelerdeki bankaların baskısı idi. Ülkeler arası finansal işlemler bankalar aracılığıyla yapıldığından bankalar sundukları bu ‘hizmetlerden’ büyük gelirler temin etmektedir. Ülkeler arası finansal işlemlerin serbestleştirilmesi gelişmiş ülkelerdeki diğer finans kurumlarının da işine geldi. Sosyal güvenlik kurumları ve sigorta şirketleri, birikmiş fonlarını az gelişmiş ülkelerdeki yüksek faiz hadleriyle nemalandırma imkânına kavuştu. Ülkeler arası para transferlerinin kolaylaşması sınaî üretim faaliyetini az gelişmiş ülkelere kaydıran gelişmiş ülke firmalarının da işini kolaylaştırdı.

Ancak ülkeler arası finasal işlemlerin serbestleştirilmesi neticesinde çok sayıda orta gelirli az gelişmiş ülke kısa vadeli yabancı sermaye girişi çıkışının yol açtığı döviz buhranlarına maruz kaldı. Türkiye’de 1994 ve 2001’de, Meksika 1994’te, Tayland, Malezya, Endonezya ve Güney Kore 1997’de, Arjantin 2001’de bu tür buhranları sıkıntısını çekmek zorunda kaldı. Bu tecrübelerden ders çıkaran bazı devletler (Şili, Brezilya, Malezya vs.) yabancı finansal sermaye girişini çeşitli araçlarla kısıtlamaktadır. Türkiye’de 2001’de ikinci döviz buhranından sonra iktidara gelen AKP, buhranın tekerrürünü önlemek yönünde tedbir almadı. Neticede 2002 sonunda 148 milyar dolar tutan yabancıların Türkiye’de finansal varlıkları, 2011 Mart sonunda 557 milyar dolara ulaştı. Bu 557 milyar dolar karşılığında Türkiye’de yerleşik kişi ve kurumların yurt dışında varlıkları 2011 Mart sonunda 192 milyar dolardı. Merkez bankasının 92 milyar dolar rezervi buna dâhildir. Özetle, AKP iktidarı yabancı sermayenin ülkeye girmesine izin vermekle ekonominin başına çorap ördü.

Ancak G20 toplantılarında Brezilya, Çin gibi devletler sermaye harketlerini genel bir sorun olarak dile getirdiğinde, ve IMF de bu devletlerin baskısı altında finansal sermaye harketlerinin tehlikesinden bahsetmeye başladığında AKP hükümeti başımızdaki tehlikeyi anlayabildi. Şimdi faiz hadleriyle oynayarak felâketi önlemeğe çalışıyor. Belki faiz hadleriyle oynayarak yabancıların 126 milyar dolarlık portföy varlıklarını, 179 milyarlık kredilerini, 40 milyar dolarlık mevduatını topluca çekmesini şimdilik önleyebilir. Daha sonra ne olacak? Lüzumsuz ithalatta harcanmış dövizlerin borcunu bu halk nasıl ödeyecek? Burjuvaların yurt dışında servet biriktirmekte kullandığı dövizlerin borcunu nereden ödeyeceğiz?

evrensel.net
www.evrensel.net