Refik, Durbaş’a yakışır


01 Temmuz 2018 03:35

Refik Abi, gerçeğin sokaklarında dolaşıp parklara çıkıyor yolum. Durulmasını istiyorum bu acının ve keskin bir tırpan biçiyor köklerimi. “Hırkanı giy, üşüyeceksin”

Şair kim ki Refik Abi? Hayat denen karmaşada yoksa sadece figüran mıyız? Ne yanıt var, ne de sorunun tılsımı? Bence yenildik abi? Eski bir aşkı çoğaltmaya çalışırken eskimiş bir aşkın böğrü sızlıyor içimizde. Ne kanun ne yazı şart buna. Üstelik gerek de yok. Geri saracak ve onaracak hevesimiz de yok üstelik; yenilginin kendini çoğalttığı yer de burası. Herkes kendi içine çöksün; dolmakalemimize mürekkep çekelim biz. “zemheride kar güneşine göm beni”

Saçmalıklardan ve şiirden bahsediyorum. Fesleğenler nasıl çıldırıyorsa öyle. Abi kalbim kırılıyor. Abi yanlış söyledim. Kalbim kırılmıyor, kalbim sökülüyor. Bir kentin depremi ve sonuçta enkazı yıkılıyor üstüme. Diyorum gidip susayım… Olası mı? Yazmamak ne güzel, hani mümkün mü? “Çığ düşer, çığa çığlığın düşer”

Uykularımda büyüyen şebboylar, su boylarında boğulmama neden. Kaç cihan var, daha ne kadar çok bu çıkmazını yaşadığımız hayat ve neden bu kadar böbrek yetmezliği kendini adlandırıyor hayatımızda. Bir yanına yakıştırmadır yeni kitabın, yalnızlığı ve çekip gideni yakıştıdırdığındır sözcüklere. Şayeste, uygun mudur usta? “Temmuz gitti. Kış evindeyim hâlâ”

Akşam olmadan, gün batmadan, günün yüzüne bakıp hayattan çekilenlerin tırnakları yazıyor şiiri abi. Yüzde çok az bir kalabalığın sevinciyiz. Olmadık düşler terliyor koynumuzda. Benim omzum sızlıyor; tarif edeyim hadi, sağ omzum. Sağ omzumu bıçaklamak, kesip atmak istiyorum. Buna cesaretim yok abi, ameliyatla aldırmak istiyorum. Salt omzum mu? Abi bir çenem olmasa benden daha mutlu kim olur ki! Geçelim. “Karanlığa kaldı akşam”

İnsan sevmez abi… İnsan mecbur olur, kalbi kırık bir ayrıntıdır insan. Kül insanı tanımlamıyorsa şiir ne işe yarar mevla aşkına? Ömrümüz kendine sürgün. Bunu yazmış mıydın? Yazmışsındır, mendebur. Anla o kadar çoksun. Yazmamış olabilir misin, bu olasılık bile takvimleri incitir. Bunu yaz bir yere. Abimsin. “Ev serinledi”

Sana yakın oturuyor Eray Canberk’e söyle bunu. Sözcükler insanın ömrüne önsözdür. Bu zalim, bu yüzdesi müspet ve kahredici toplama ne sözüm ola ki, keman taksimi ilk dizeler. Bunu söyle, Dağlarca’ya. Cemal Süreya nasıl uzun yalnızlık. Ben bozkırda yaşadım abi. İt gibi âşık oldum. Gözümü kırpmadan çekildim kendime. Bilsen ne güzel çekildim. Taşrada dizlerimin izi kaldı, kaldırımlar tanır beni. “balkonda kahve içecektik?”

Avuntusuz hatadır şair. Kimin kalbi hangi boşlukta sızlarsa orada oba kurmanın telaşı. Bu kadar yetmez mi? “Su kurudu, ben kurudum”

Ki her şey unutmamak ve anımsanmak üzerine kurulu. Bu kadar ayrıntı, bu kadar ertelenmek ve bütün bunlara rağmen yoksanmak çok değil mi ya Refik Abi? Senin kalbin kırılmıyor mu? Nasıl ve hatta nasıl ve evet nasıl nasıl su veriyorsun menekşelere? “hasreti onarmayı öğrendim”

Baharda kırılmadık yer kalmadı şair. Bunu da yazdın. Eyvallah. Ama insanın bir sabahı var ve uyandığında karnında bıçaklar oynaşıyor. Şiir ya da o her ne haltsa yazılı olan, ekilmiş çiçekler, yan apartmandaki börekçi çırağının hunharca kesilmiş saçları da yanıt değil buna. Senin gözlerin sızlamıyor mu Refik Abi? Açan bir gül, yüzünde depreme neden olmuyor mu? “su içinde susuz kaldım”

Kafeste geçirdiğimiz günleri, voltaları düşün. Bir çocuk kimin düşüdür avlulara? Silivri’de kurşunlanmış Nâzım heykelinden bahset.  Adnan Azar nasıl yalnızdı Vakko’dan alınmış beyaz beze ve ne kalabalıktık Sümerbank basmasında. İkimiz yan yanaydık. Yok. Doğru değil. Ben senin yanındaydım. Yazdım ya sigarandan çaldığımı. Yaşar Miraç diyordu ki… Hepimiz aynı şeyi diyorduk. Abi Ahmet Erhan ne büyük suskunluk, ne büyük yalnızlık, büyük konuşmasak ne büyük ölmek. “yoldaşın olsun sonbahar”

İnsan kalbiyle özlüyor Refik Abi. Ama kalbi olanı özleyebilir insan sadece. Gerisi fiyaka ve bahane. Ölmeyeceksek, hani niye ölelim ya? İçecek rakımız var. Borcu var mutluluğun bize. Şiir yazdık. La Refik abi aşk olsun, alacaklıyız vesselam. “Ay çalındı denizden”

Neyse abi ne diyordum? “taş yandı siyah güle dönüştü”

Biz şairiz; şair olmaktan akrabayız. Sen bizim şiirden abimizsin.  Biz sana menekşeden aşinayız. Ne uzun telefon konuşmaları var, hatta ertelenmiş uzun mesajlar ve  kör uykulara dair cümleler yanıt verir buna. “Hana indim, gurbet yol almış…”

Refik usta, kırmızı ve susku dolu ıslık, Ülkü abi için teşekkür biriktirenleri ciddiye almak istiyorum. “ay ışığında bir meşale”

küçük İskender için jilet kesiği ve uçurum bu hayat. “Pusudaydı atmaca”

Deli âşık oluyoruz madem, sonra kendimize dönmenin dağ başlarında sis çoğalıyor ve bir yolunu bulup yalnız kalmayı başarıyoruz sonunda, gidelim bizi saklayacak duvar yazıları var daha nasıl olsa. Muhkem tutmaya devam et sol yanını. “kül de yas tutar gül gibi”

Not: Paragraflar sonunda tırnak içindeki alıntıların tümü 10 Şubat 1944-Pasinler/ Erzurum doğumlu Refik Durbaş’ın Islık Yayınları’ndan Haziran 2018 tarihinde çıkan yeni şiir kitabı Şayeste’den alınmıştır. Şahane değil mi? Bir selam verelim ustaya ve Çaylar Şirketten diye ses edelim… “Akşam, hüzün de çiçek açar mı Fahri?”

www.evrensel.net